PDF Yazdır e-Posta

"Büyüyememek.

Masterson’ın Borderline Kendilik Yaklaşımı"

 

Mr. Loray DAWS

Çeviri:

Gülünay Akçalı

 

 

Özet

 

‘Borderline’, psikoterapi yaklaşımlarının tamamının büyük ölçüde dikkatini çekmiş bir Kendilik bozukluğudur. Başlangıçta, nevroz ve psikoz arasındaki bir ‘orta yol’ olarak tanımlanan borderline Kendilik bozukluğunda Meissner, Giovachinni, Rinsley, Kernberg, Fonagy ve Masterson gibi çeşitli teroicilerin çalışmaları ve katkılarıyla büyük ilerlemeler kaydedilmiş, çağdaş klinik uzmanların borderline hastaları ve Kendilik bozukluğunun karmaşık belirtilerini anlayabilmesi sağlanmıştır. Günümüzde uzmanlar borderline hastalara yaklaşımlarında ‘zihinselleştirme’ veya ‘aktarım odaklı psikoterapi’ gibi çeşitli klinik uygulamalardan yararlanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, James Masterson ve Masterson Enstitüsü’nce yürütülen çalışmalarda kullanılan gelişimsel kendilik-nesne ilişkileri yaklaşımının izini sürmektir. Çalışmada, bu Kendilik bozukluğunun intrapsişik gelişimi ve borderline teşhisi konmuş olan hastaların içsel yaşantılarına klinik uzmanların nasıl ulaşabileceği ve bunların başarıyla nasıl tedavi edilebileceği üzerinde yoğunlaşılmaktadır.

 

1. Giriş

 

Önceleri ciddiye alınmayan borderline Kendilik özelliği zaman içerisinde kendisine özgü etiyolojik kökenleri, savunmaları ve gerçeklik uyumuna ek olarak dengeli, belirgin özellikleri olan bir karakter yapısı olarak kabul görmektedir. Knight’ın çalışmaları (Stone’da, 1986) ile, çeşitli ‘durumlar’ psikoz ve nevroz arasında fizyolojik bir ‘boşluk’ bulunması endikasyonunu doğurdu. Bu ‘durumlar’; genel adaptasyonu bozabilecek derecede etkilenmiş, ancak psikotik hastaya nazaran gerçek ile intrapsişik yapı olarak daha ilişkili hastalardır. Borderline hastaların, zamanın bilimsel ve terapi mantığı çerçevesinde, sergiledikleri yoğun duygu fırtınaları ve eyleme vurma davranışlarıyla klinik uzmanların anlayış sınırlarını zorladığı ortadadır. Teknik tarafsızlık ve merkezdeki analitik yaklaşım hasta için de terapist için de yoğun düşünsel ve duygusal düzensizliğe neden olmuştur. Kernberg (1975, 1976, 1980, 1980, 1982, 1984), Giovanchinni (1979, 1993), Boyer (1983), Rinsley (1982, 1989), Meissner, (1988), Masterson (1972, 1976, 1985, 2000, 2005) ve Searles (1986) gibi uzmanların çığır açan çalışmalarıyla hem borderline kavramı daha fazla aydınlatılailmiş hem de borderline hastaları klinik ve terapi olanaklarından daha fazla fayda görür olmuştur. Ortaya koyduğumuz tartışmanın maksadı özellikle James F. Masterson’ın çalışmaları ve Borderline Patolojisi üzerinde odaklanmaktır.

 

2. Masterson ve Borderline Adölesan

 

Masterson’ın özgün çalışmaları (1972), borderline’dan kaynaklanan farklı rahatsızlıkların ‘pençesinde’ acı çeken, ruh sağlığı ciddi anlamda bozulmuş erişkinlerin tedavisine odaklanmıştır. Masterson’ın terapi çalışmalarını hastane ortamında gerçekleştirmesinin başlıca nedeni ciddi boyutlardaki eyleme vurmaları kontrol edebilmektir. Ancak, eyleme vurmanın başarıyla kontrol altına alınma sürecinde erişkin hastalar kısa zamanda depresyon belirtileri göstermiştir ki bu durum Freud’un, ‘gelişim döneminden kalma bazı acı verici travmaların deneyimlenememesi veya anımsanamaması ve dolayısıyla çalışılamaması halinde, boşalımın sadece davranışlar yoluyla sağlanabileceği’ yönündeki teorisine canlı bir örnektir. Bu, Masterson için önemli bir klinik ve teorik gözlem olmuş, sonraki çalışmalarında da (1976, 1985, 2000, 2005) gelişimsel bir paradigma oluşturmuştur. Ayrıca, borderline eyleme vurumunun başarısız olunmuş bir ayrılma-bireyleşme sürecinın gelişimsel ifadesi olduğununu anlaşılmasına da bu teori öncülük etmiştir (Mahler, Pine, & Berman, 1975; Mahler, 1979 a & b; Masterson, 1972, 1976). Gelişim sürecindeki zorluklar ve bundan kaynaklanan intrapsişik ve kişiler arası değişim ve kararsızlıklar artık hem teoride hem de klinik ortamda kapsamlı olarak araştırılabilmektedir.

 

3. Borderline hastanın bölünmüş iç dünyası

 

Mahler ve ark. tarafından geliştirilen (1975) gelişim modelinin hem teorik olarak hem de klinik uygulamalarda yoğun biçimde içinde bulunan ve borderline erişkinlerle analitik bir çerçevede çalışma olanağı bulan Masterson (1972) annenin ‘libidinal’ mevcudiyetinin çocuğun gelişmekte olan kendiliği açısından önemini kısa sürede fark etmiştir. Masterson’ın gelişim teorisine göre (1972) borderline erişkinin yaşadığı ikilem, çocuğunun bireyleşmesini ve ayrılma-bireyleşme ihtiyaçlarını kendi ayrılma başarısızlıkları nedeniyle kurduğu bağımlılık ilişkilerine feda eden bir borderline anneden kaynaklanmaktadır. Buradaki borderline anne, çocuğun ayrılma-bireyleşme çabaları karşısında ya kendini geri çeker ya da her bireyleşme (kendiliğini etkinleştirme) ihtiyacını ifade ettiğinde çocuğu cezalandırır. Cezalandırma mekanizması, ayrılma-bireyleşme sürecini ciddi olarak bastırır ve çok gerekli olan ‘özerklik’ çabaları işlevsiz kalır. Çelişkili bir biçimde çocuk bireyleşmediği için ‘ödüllendirilmektedir’.

 

Annenin ‘libidinal’ mevcudiyetinin, diğer bir deyişle asıl meşguliyetinin ego gelişiminin devamı açısından ne denli vazgeçilmez olduğu hala araştırmalara konu olmaktadır (Greenspan, 1989; Kernberg, 1976, 1980, 1984; Masterson, 1972, 1976, 1981, 1983, 1985, 1993, 2005; Schore, 1994, 2003a, 2003b; Tronick, 2007). Borderline hastanın annesi kendini geri çekmek veya ödüllendirmek suretiyle ayrılma-bireyleşme sürecini desteklemediğinden çocuk bir gerileme ve karmaşa sürecine girer (Pearson, 2008). Bunlardan karmaşa, kendini uzak tutma ve bağlanma gibi bilinçaltı motivasyon ve çeşitli savunma mekanizmalarının bir parçası olan terk edilmişlik hissinin temellerini atar. Masterson, bu durumu kendi sözleriyle şu şekilde ifade etmiştir (1972):

“Deri altındaki bir iltihap gibi bilinçaltına doğru gerileyen terkedilmişlik duygularının, görünmemekle birlikte kendisini hissetiren gücü bunları denetlemekte kullanılan savunma mekanizmalarının gücü ve ‘azminde’ kendini gösterir. Ancak, bu savunma mekanizmaları hastanın ayrılma-bireyleşme sürecinden özerkliğe geçiş aşamalarında hastanın gelişme yönündeki girişimlerini güçlü biçimde engeller. Bu noktada kişinin gelişimi durmuştur” (s. 23).

 

Bu son bilgiler ışığında, hastanın büyümesine asla müsaade edilmemesi (ve bunun için cezalandırılması) nedeniyle terk edilme hisleri karşısında çeşitli intrapsişik adaptasyonlar oluşturulmasına gerek vardır. Masterson terk edilmişlik hislerini Psişik Mahşer’in Altı Atlısı olarak tanımlaması çok yerindedir (1972):

 

“Mahşer’in psikiyatrik altı atlısı –depresyon, öfke, korku, suçluluk, çaresizlik ve boşluk- bildiğimiz anlamıyla mahşerin dört atlısının –açlık, savaş, sel ve hastalık- toplumsal yıkımını kendi duygusal savrulma ve yıkımına ekler. Teknik terimler, bu hislerin yoğunluk ve zamandaki yakınlığını dolayısıyla bu hislerin hastanın bütün hayatı üzerindeki etkilerini ifade etmekte yetersizdir. Hastanın dünyadaki işlevi, insanlarla ilişkisi ve hatta bazı fizyolojik işlevleri bu duyguların savunulmasına bağlıdır.” (Masterson, 1972, s. 58).

 

Masterson, kendisini geri çeken-ödüllendiren bir annenin hem bölünmüş ego hem de bölünmüş nesne ilişki birimi olarak karakterize olan bir iç dünya yarattığını ortaya koymuştur. Kendilik ve nesne ilişkileriyle birlikte küçük çocuğun ve daha sonraları erişkinin birbirinden ayrılmasıyla birbirine zıt iki ilkel duygu durumu da birbirinden ayrı tutulur. Diğer bir deyişle, bordeline kişiliğin gelişim tarihçesinde yer alan özel ilişki paradigması, her birinin kendine has kendilik ve nesne ilişkileri ile bir bağlantı duygusu bulunan iki ayrı birim yaratır. Masterson bu birimleri Geri Çekilen Nesne İlişki Parça Birimi (WORU) ve Ödüllendiren Nesne İlişki Parça Birimi (RORU) şeklinde tanımlamıştır (aşağıdaki tabloya bkz.).

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

WORU’daki nesne temsili, çoçuk kendini veya ayrılma-bireyleşme ihtiyaçlarını ortaya koydukça eleştiren, reddedici, düşmanlık sergileyen, öfkeli ve destek ve libido kaynaklarını geri çeken türde, anneye ait bir kısmi nesne temsilidir. WORU’daki kısmi nesne temsilinde öne çıkan özellikler uygunsuzluk, çaresizlik, suçluluk ve boşluk hisleridir. Bağlayıcı duygu ise engellenme (frustration), kronik öfke ve altta yatan terkedilmişlik depresyonunun maskelemekte kullanılan küskünlüktür.

RORU ise anneye ait seven, onaylayan, regresyonu ve bağlanma eğilimlerini destekleyen bir kısmi nesne özelliği sergiler. Kısmi kendilik temsilinde de iyi, uyumlu ve pasif bir çocuk yer alır. Bağlayıcı duygu kendini iyi ve (patolojik egoyla ilgili olarak) tatmin olmuş hissetmek ve yeniden birleşme umudunu canlandırıcıdır.

“Öte yandan, her iki kısmi temsil de yine de gerçekte patolojiktir; sanki hastanın sadece iki alternatifi varmış gibi, sanki hasta kendini kötü ve terk edilmiş (kendini geri çeken kısmi birim) ya da gerçekliği reddetme pahasına iyi hissetmeli ve kendine zarar verici eyleme vurmalarda bulunmalıymış gibi.” (Masterson, 1976, s. 63)

Masterson’ın da ortaya koyduğu gibi, kendisini geri çeken ya da cezalandırıcı anne teknik terimlerle yeterince açıklanamaz ve zaman zaman küçük bir çocuk için de baskın ve bunaltıcı olsa gerekir. Savunmalar, akıl edilemeyen endişe ve duygu fırtınaları karşısında uygulanan stratejileridir. Masterson düşüncesine göre, borderline savunmaları, ayrılmadan kaynaklanan stres ve/veya bireyleşme çabaları ve stres kaynakları sırasında sürekli olarak ‘harekete geçirilecektir’. Masterson’ın borderline adölesanı (ve yetişkini de), aynı Bowlby’nin çocuklarını andıran davranışlarda bulunurlar, diğer bir deyişle, borderline Kendilik, terk edilmişlikten kaynaklanan hisler karşısında isyan etmek veya yitirilen nesneye bağlanmak suretiyle ‘tekrar birleşme umudunu dile getirerek’ kendisini savunur (Masterson, 1972, s. 35) ve bu son stratejilerin başarılı olmaması halindeyse depresyon, öfke ve hatta kendini çekme/uzaklaşma türünden tepkiler gösterir. Kendiliğin merkezinde yer alan (a) duygunun eşzamanlılığı ve canlılığı, (b) egemenlik hislerinden kaynaklanan kendi kendini yetkilendirme, (c) kendiliğini harekete geçirme, kendini ortaya koyma ve gerçek dünyada hayallerini gerçekleştirme de kendi kendine destek olabilme; (d) kendiliğinin farkında olma ve özsaygısını devam ettirme, (e) acı veren duyguları hafifletenilme, (f) kendiliğini devam ettirme, (g) kendini verme, (h) yaratıcılık ve (i) içtenlik gibi kabiliyetler, sürekli bir kontrol edilme veya terk edilme korkusu olmadığında sorun olmayı sürdürür ve tüm hayat döngüsü boyunca olumsuz olarak etkilenir.

 

4. Borderline hastaya temel terapötik yaklaşım

 

Borderline hastalar tarafından yaşanan duygu fırtınaları ve eyleme vurma davranışlarının yarattığı gerçekliklerin terapiyi ne denli zorlaştırıcı olduğu genel psikiyatri ve psikanaliz çalışmalarında ifade edilmektedir. Masterson’a göre, kendine ait tarafsızlığıyla terapi uygulamaları, bölünmüş olan birimlerin harekete geçirilerek derinliğine çalışılmasına olanak tanımaktadır. Bu bağlamda, açıklama ve yüzleşme sürecinin başlaması, analitik çerçeveden ötürü bölünmüş birimlerin harekete geçirilmesi, terk edilmeden kaynaklanan depresyonun çalışılması ve İletişime Dayalı Eşleşme (Communicative Matching) yoluyla ‘Gerçek Kendiliğin’ ortaya çıkmasına destek olunabilmesi açısından terapinin sınırlarının, borderline düzeyinin (yüksek bordeline, düşük borderline) ve (hasta tarafından belirtilen şekilde) terapi hedeflerinin çok açık bir şekilde ortaya koyulması gerekir (bkz. Blm. 5).

 

Dahası, WORU ve RORU birimleriyle birlikte borderline hastanın terapi kapsamında narsisistik veya şizoid Kendilik bozukluklarından ayrılması da zorlaşmaktadır. Borderline hasta, RORU ve patolojik egosuyla ittifakının ego-uyumlu (egosintonik) olduğuna inandığından, WORU gerçekliğinin reddi için gereken yıkıcı davranışlar ile terk edilme depresyonunun terapinin başlangıç safhalarında ele alınması gerekir.

 

Terapinin ilk aşamalarında (ki bu süreç yıllar alabilir) üzerinde yoğunlaşılan konunun öncelikli olarak RORU ile patolojik/ego-uyumsuz (egodistonik) ego arasında yüzleşme yoluyla bir ittifak kurulması hala tartışma konusudur.

 

“Hastanın kendi başına kontrol edemediği şeyi biz kontrol ediyoruz. Hastanın davranışlarına olan ilgimiz ve onun için sınırlar koymamız, hastanın ailesindeki kontrol eksikliğinin yerine geçiyor. İlgi ve kontrol; bu iki şey hastanın davranışları aracılığıyla bize yönelttiği soruların cevabıdır: ‘Evet, önemsiyoruz; ve evet, ne yaptığımızı biliyoruz’. Buna ilaveten, hastanın kendine zarar veren davranışları olması halinde kişinin neden kendisine bu kadar zarar verici olduğunu araştırıyoruz. Sınırlar belirlemek, hastayı görüşme terapisine hazırlayan bir ek işlev üstleniyor. Hastanın eyleme vurmalarının önüne bir set çekmek suretiyle depresyonun altında yatan öfke duygusunun ifade bulmasına yarayan yolların kapanmasıyla depresyonun, beraberinde getirdiği acı veren hatıralarla birlikte bilinç düzeyinde daha açık bir şekilde yer alıyor, hasta bulnarı fark ediyor ve yas tutma sürecini yeniden düzenlemek suretiyle çalışmaya başlıyor” (Masterson, 1972, s.115).

 

Yüzleşme sanatı, “terapi ortamında hastanın kuşatılmış gerçek kendiliğini mercek altına yatırarak anlaşılmasına olanak tanıyan bir ‘yankı odası’nın yaratılmasına” fırsat vermesi açısından (Klein, 1989, s. 217), terapistin “empati kurma, içgözlem, yaratıcılık, anlama yetenekleri ve bilgisiyle” yakından alakalıdır (Klein, 1989, s. 216). Ralph Klein’a göre burada amaçlananlar şu şekilde sıralanabilir (1989, s. 220):

 

Sınır koyma.

Gerçeklik testi.

Uyumsuz düşünce, duygu veya davranışların sonuçlarının açıklanması ve

Uyumsuz düşünce, duygu veya davranışların motivasyonunun sorgulanması.

 

Dikkat ve önceden planlanarak uygulanması halinde bunlardan sonuncusundan beklenen hastanın “hislerini ayırt etme ve kontrol altına almak, bunları görüşmelerde dile getirmek ve uyumlu ve gerçekçi bir yaklaşım sergilemek” sorumluluğunu üstlenebilmesi için kendisine güven telkin edebilmektir (Klein, 1989, s. 219-220). Bunlardan ‘uyumlu ve gerçekçi bir yaklaşım sergilemek’ WORU’yu harekete geçirecektir ki buna karşılık olarak da bir direnç mekanizması olması bakımında RORU etkinleşecektir.

 

“Bunun neticesinde, sırasıyla direnç, gerçekliğin ortaya konulması, terk edilmeden kaynaklanan hislerin çalışılması (kendini geri çeken kısmi birim), daha fazla direnç (ödüllendiren kısmi birim) ve gerçekliğin biraz daha açıklığa kavuşturulmasından meydana gelen döngüsel bir süreç başlar ki bunun neticesinde de daha da fazla çalışma gerekir” (Masterson, 1976, s. 64).

 

Özet olarak, şu söylenebilir ki, borderline Kendilik bozukluğu için temel paradigma kendini geri çekme için gelen ödüllendirme ve ayrılma-bireyleşmeden (kendilik aktivasyonu) aktif şekilde uzaklaşmadır. Masterson’a göre “bireyleşme süreci depresyona ve depresyon da savunmaya neden olur” (Masterson, 1985, s. 80). Bu, bordeline triyadıdır ve psikanalitik psikoterapide gerekli biçimde ele alınmalıdır. Aşağıda anlatılan vakanın Masterson’ın düşüncesine ışık tutacağı kanaatindeyiz:

 

5. Borderline Kişiliğin Hasar Görmüş Kendiliği üzerine Masterson’ın İletişimsel Eşleme Tekniği

 

Hasta, bireyleşme savaşının harekete geçirilmesine tolare etmeye başladığında, hasar görmüş gerçek kendiliği desteklemek son derece önemlidir. Çünkü, terk depresyonuna derinleme çalışma yapıldıktan sonra, hasta kendiliğini aktive ederken hala bir nebze zayıftır. ‘İletişimsel Eşleme’nin başlangıç kavramlaştırmaları sırasında, Masterson, bu kilinik dilemmayı anlamak adına Eric Erickson ve özellikle Mahler’in çalışmalarını yeniden gözden geçirmiştir:

 

“Yeniden harekete geçirme esnasında iki meseleye yoğunlaşılmıştır: (1), ihtiyaç duyulan yakınlık ve kabullenme hislerini çocuğa tedarik etmek, ve (2) aynı şekilde çocuğun, kendini zorla kabul ettiren eksplorasyonları sırasında gözlemlendiği gibi, ortaya çıkmaya başlayan gerçek kendiliği için duygusal onay ve destek tedarik etmek. Bu durum, çocuğun yeni oyuncaklarını, annesinin onayını almak için, annesinin kucağında tekrar tekrar biriktirdiğindeki, yaklaşma safhasında yoğun bir şekilde gösterilmiştir. (Masterson, 1985, p. 57)

 

Yukarıda bahsedilen paradigmalarda karşılaşılan borderline’ın bireyleşme savaşlarından itibaren, gerçek kendiliğin aktivasyonu, hem terapist hem de hasta için daha başka türlü zorluklara sebep olur. Kendiliğin gerçeklik içinde harekete geçirilip sürdürülmesi, çok acı dolu ve çetin bir deneyimdir ve borderline hastası, ‘iletişimsel eşleştirme’ adı verilen süreç sırasında gerçek kendiliğini desteklemesi için terapistinin varlığına ihtiyaç duyabilir.

 

“İletişimsel eşleştirmenin amacının yaptıkları-örneğin kendi kendini kabul ettirme, destekleme ve adapte ettirmeye yönelik çabaları- kadar, hissettiklerinin-örneğin kendiliğinden oluşma, heves, heyecan ve canlılık- nitelikleri konusunda da hastaya yardımcı olmak olduğu unutlmamalıdır.” (Masterson, 1985, p.61).

 

Ne var ki bu süreç, hastanın gerçek kendiliğini harekete geçirmesi için göz dağı vermek, onu zorlamak, yönlendirmek ya da kışkırtmak gibi bütün girişimleri hariç tutar. Böylece terapist, ‘hasta, depresyonunu derinlemesine çalışırken, geri çekilmeci nesne ilişkileri bölüm birimine karşı’ (Masterson, 1985, p. 61) intrapsişik bir tampon ve muhafız görevi görür. Psikolojik bir ebe olarak çalışan gerçek kendiliğin, genel yaşamın eroziv özelliklerine karşı durmak adına, gelişimsel bir rekabet hissi deneyimleyebileceğine inanılır. Aşağıdaki tablo, hastalarda bazı zamanlarda açıkça gözlemlenen, çoğu insana dışarıdan ‘sağduyu’ gibi görülebilecek ama borderline paradigması dahilinde asla izin verilmeyen ‘gerçeklikler’i gösteriyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Aşağıdaki ifade buna örnek teşkil eder:

 

“İstediğim şeyi yapabiliyor (gerçek kendilik) olma düşüncesi, beni hem heyecanlandırıyor hem de gerginleştiriyor. Sürekli olarak kendi fikirlerimi, (gerçek kendilik) kendi getirdiğim eleştiriler ve herhangi bir engele karşı sunuyor sonra da pes ediyorum. Kendi hayatımı yönetmekten korkuyorum. Programımı değiştirmeye başladığım ve istediğim şeyleri (gerçek kendilik) yapmaya başladığımda, her şey çok daha zevkli bir hale geliyor ama dünyayla tek başıma yüzleşemiyorum. Pes ediyor ve tutunmaya (savunmacı kendilik) geri dönüyorum. evden uzak kaldığım zamanlarda daha mutluydum ama hep geri döndüm. Hep en az direnç gösteren tarafı alıyorum ve başka insanların idareyi devralmasına izin veriyorum. Otoriteler beni hep korkutmuş ve sindirmiştir. Kendi irademi üzerime almalı ve yapmak istediğim şeyleri yapmalıyım (gerçek kendilik). Çok zorlu bir görev bu.” (Masterson, 1985, p.67).

 

6. Sonuç

 

Elimizdeki çalışmanın amacı, James Masterson’ın borderline bozukluğa karşı psikoanalitik yaklaşımını tanımlamaktı. Borderline hastası, ödüllendiren ve geri çekilen paradigmalar tarafından karakterize edilen, özel bir intrapişik Kendilik bölünmesine sahip biri olarak kavramlaştırılır. Bu paradigma, kendiliğe ve yapışma ile mesafeleme fenomeninin hükmündeki, daha önce yaşanan terk tecrübelerini savuşturmak adına gösterilen ümitsiz çabalar gibi, diğer deneyimlere dönüştürülür. Etkili gibi gözükmesine rağmen, bedeli gerçek canlılık, yaratıcılık ve eşşislik hissinin kaybı olabilir.

 

İthaf

 

Masterson Enstitutsü’ne- Dr JF. Masterson, Dr Judith Pearson, Dr. Candace Orcutt, Mr. Jerry Katz ve bana. Monique Besette.

 

Kaynakça

 

 Boyer, L.B. (1983). Gerilemiş Hasta. New York: Jason Aronson, Inc.

 

 Giovacchini, P.L. (1979). İlkel Akıl Durumlarının Tedavisi. Northvale, New Jersey: Jason Aronson, Inc.

 

 Giovacchini, P.L. (1993). Borderline Hastaları, psikomatik odaklanma ve terapötik süreç. Northvale, New Jersey: Jason Aronson, Inc.

 

Greenspan, S.I. (1989). Egonun gelişimi. Kendilik teorisi, psikopataloji ve terapötik süreç için implikasyonlar. Madison Connecticut: International Universities Press, Inc.

 

Kernberg, O. F. (1975). Borderline durumlar ve patalojik narsisiszm. New York: Aronson.

 

Kernberg, O. F. (1976). Nesne İlişkileri teorisi ve klinik psikoanaliz. New York: Aronson.

 

Kernberg, O. F. (1980). İç dünya ve dış gerçeklik. New York: Aronson.

 

Kernberg, O. F. (1982). Kendilik, Ego, Duygulanım ve dürtüler.. J. Amer. Psychoanal. Assn. 30, 893-917

 

Kernberg, O. F. (1984). İleri seviyede Kendilik bozuklukları: Psikoterapötik stratejiler. New Haven, CT: Yale University Press.

 

Klein, R. (1989). The Art of confrontation. In J.F. Masterson & R. Klein (Ed.). Kendilik bozukluklarının Psikoterapisi. Masterson yaklaşımı. (215-230). New York: Brunner/Mazel

 

Mahler. M.S., Pine, F., & Berman, A. (1975). İnsan yavrusunun psikolojik doğumu. Sembiyoz ve bireyleşme. New York: Basic books, Inc., Publishers.

 

Mahler, M.S. (1979a). The selected papers of Margaret S. Mahler’dan seçme çalışmalar. 1. Cilt. Infantil psikoz ve erken dönem katkılar. New York: Jason Aronson.

 

Mahler, M.S. (1979b). The selected papers of Margaret S. Mahler’dan seçme çalışmalar. 2. Cilt. Ayrılma-Bireyleşme. New York: Jason Aronson.

 

 Manfield, P. (1992). Bölünmüş kendilik-bölünmüş nesne. Borderline, narsisistik ve şizoid bozuklukların anlayışı ve terapisi.

Northvale, New Jersey: Jason Aronson, Inc.

 

 Masterson, J.F. (1972). Bir borderline ergeninin terapisi. Gelişimsel yaklaşım

New York: Wiley-Interscience.

 

 Masterson, J.F. (1976). Bir borderline yetişkinin terapisi. Gelişimsel yaklaşım

. New York: Brunner/Mazel.

 

Masterson, J.F. (1981). Narsistik ve borderline bozukluklar. İçselleştirilmiş gelişim yaklaşımı. New York: Brunner/Mazel.

 

Masterson, J.F. (1983). Karşıt aktarım ve psikoterapötik teknik. New York: Brunner/Mazel.

 

Masterson, J.F. (1985). Gerçek kendilik. Gelişimsel, kendilik ve kendilik/nesne ilişkileri yaklaşımı. New York: Brunner/Mazel, Inc.

 

Masterson, J.F. (1988). Gerçek kendiliği aramak. Günümüzde, Kendilik bozukluklarını açığa çıkarmak. New York: The Free Press.

 

Masterson, J.F., & Klein, R. (1989). Kendilik bozukluklarının psikoterapisi. Masterson Yaklaşımı. New York: Brunner/Mazel

 

Masterson, J.F., Tolpin, M., & Sifneos, P.E. (1991). Psikoanalitik psikoterapilerinin karşılaştırılması. Gelişim, kendilik ve nesne ilişkileri. Kendilik psşkolojisi. Kısa süreli dinamik. New York: Brunner/Mazel publishers.

 

Masterson, J.F. (1993). Ortaya çıkan kendilik. Kendiliğin kapalı narsisistik bozukluğunun terapisine gelişim, kendilik ve nesne ilişkili yaklaşım. New York: Brunner/Mazel publishers.

 

Masterson, J.F., & Klein, R. (1995). Kendilik bozuklukları. Yeni terapötik ufuklar. Masterson Yaklaşımı New York: Brunner/Mazel.

 

Masterson, J.F. (2000). Kendilik Bozuklukları. Gelişen kendilik ve nesne ilişkileri anlayışına yeni bir bakış.. Phoenix, Arizona: Zeig, Tucker & Thiesen, Inc.

 

Masterson, J.F.,& Lieberman, A.R. (2004). Terapistler için Kendilik bozuklukları rehberi. Masterson anlayışı: El ve çalışma kitabı. Phoenix, Arizona: Zeig, Tucker & Thiesen, Inc.

 

Masterson, J.F. (2005) (Ed.). Bağlılık teorisi ve kendiliğin nevrobiyolojik gelişimi açısına gore Kendilik bozuklukları. Klinik bir bütünleştirme..  Phoenix, Arizona: Zeig, Tucker & Thiesen, Inc.

 

 Meissner, W.W. (1988). Borderline spektrumundaki ebeveynlerin terapisi. New York: Jason Aronson, Inc.

 

Pearson, J. (2008). Kişisel iletişim. New York

 

Rinsley, D.B. (1982). Borderline ve diğer kendilik bozuklukları. New York: Jason Aronson, Inc.

 

Rinsley, D.B. (1989). Borderline ve narsisistik Kendiliklerin gelişim patojeni ve terapileri. Northvale New Jersey: Jason Aronson, Inc.

 

Schore, A. (1994). Duygulanım düzenlenmesi ve kendiliğin orijini. Duygusal gelişimin nörobiyolojisi.. Hillsdale New Jersey: Lawrence Erlbaum Associates, Publishers.

 

Schore, A. (2003a). Duygulanım düzenlenmesi ve kendiliğin tamiri. New York: W.W. Norton & Company.

 

Schore, A. (2003b). Duygulanım düzeninin bozulması ve kendilik bozuklukları. New York: W.W. Norton & Company.

 

Searles, H.F. (1986). Borderline hastalarıyla yaptığım çalışmalar. Northvale, New Jersey: Jason Aronson, Inc.

 

Stone, M.H. (1986) (Ed.). Borderline bpzuklukları üzerine önemli çalışmalar. Sınırda 100 yıl. New York: New York university press

 

Tronick, E. (2007). Çocukların, nöro-davranışsal ve sosyo-duygusal gelişimi

New York: W.W. Norton & Company.

 

Waska, R. (2006). Değişim tehlikesi. Travma yaşamış hastlara karşı Klein yaklaşımı. London and New York: Routledge.

 

 

Diller

Üye Menüsü



Geri Bildirimler

Joomla 1.5 Templates by JoomlaShine.com