|
Özet
Modern psikanalitik psikoterapist, kendilik bozukluklarının tedavisinde karşı aktarımı çok değerli bir bilgi kaynağı olarak görmektedir. Tarihsel olarak klasik düşünce, karşı aktarımın varlığından pek tabi haberdar görünmekteydi ancak genel anlamda bunu psikanalist bünyesinde bir eksiklik işareti olarak ve psikanalistin daha fazla psikanaliz yoluyla tekrardan bir eğitim ihtiyacı içinde olduğu şeklinde yorumlamaktaydı.
Gelişmekte olan bir bilim olarak psikanalizin ilk hedefleri dikkate alındığında, psikanalistin “sakıncalı” unsurlarından (psikanalizi neredeyse cerrahi amaç gibi güçleştiriyor gibi görünen unsurlar) etkilenmeyen prosedürlerin oluşturulması için böyle bir konum gerekmiş olabilir. Karşı Aktarıma (KA) yönelik duayla şeytan çıkarma tarzı yaklaşıma rağmen KA doğal olarak varlığını sürdürmüş ve alandaki çeşitli değişimler karşı aktarımın bipersonal alandaki önemini geri kazandırmıştır. Daha az şeytanlaştırılmış KA en sonunda eşsiz bir iletişim aracı olarak hizmet edebildi – pencere ve ayna olarak, geri yansıtan ve analitik ara yüzeyi derinleştiren. Üç bölümün birinci bölümümü oluşturan bu makale, Borderline Kendilik Bozukluğu (BKB) tedavisinde bulunduğu şekliyle bir Masterson karşı aktarım yaklaşımı üzerinde durmaya çalışacaktır. James F. Masterson’ un eski yazılarına, Ralph Klein’in ve Masterson grubun daha sonraki katkılarına vurgu yapılacaktır.
Anahtar Sözcükler: Masterson yaklaşımı, borderline kendilik bozukluğu, karşı aktarım, geri çekilen nesne ilişkileri birimi, ödüllendirici nesne ilişkileri birimi, eyleme vurma, terapötik tarafsızlık, intrapsişik bölünme.
Kısaltmalar: Borderline Kendilik Bozukluğu (BKB); geri çekilen nesne ilişkileri birimi (GNİP), ödüllendirici nesne ilişkileri birimi (ÖNİP), bilinç (b.), bilinçdışı (bd.), karşı aktarım (KA), yansıtmalı özdeşim (YÖ), kendilik temsili (KT), nesne temsili (NT), ayrılma-bireyleşme (AB).
1. Borderline İkileme Giriş
Masterson tarafından kavramsallaştırıldığı gibi borderline kendilik bozukluğu, iki ayrı kendilik nesnesi ve duygulanım birimlerini birbirlerinden uzak tutmaya dayanan bir intrapsişik bölünme ile karakterize edilir. Bu birimler ayrılma-bireyleşme (AB) gelişim evresi süresince senaryo olarak ortaya konan bir bireylerarası ikilemin içselleştirilmesinin ürünüdür – bu gelişim evresi çoğunlukla çocuğun anaklitik gelişimsel çizgisini destekleyen ve introjektif gereksinimler ve gerçeklikler pahasına gelişen tek taraflı bir ayak uydurma ile karakterize edilir (Blatt & Ford, 1994). Farklı bir şekilde ifade etmek gerekirse, borderline ikilem, küçük çocuk gerileme durumunda kaldığında ve annenin ihtiyaçlarına ve isteklerine ayak uydurduğunda bireyleşme ve ödüller (bile canlanmaya başlar) karşısında libidinal kaynakları geri çeker gibi görünen maternal bir nesne ile ilişkilidir. Dolayısıyla yapışma ile olan ilişki daha çok tercih edilir ve çocuğun özgün bireyselliğinin ve diğer AB gereksinimlerinin zararınadır. Buna ilaveten Masterson, bu geri çekilen-ödüllendiren annenin içselleştirilmesinin bölünmüş nesne ilişkilerinin çoğunlukta olduğu bir endopsişik gerçekliği yarattığı ve sonrasında da devamlı olarak desteklediğini öne sürmüştür. Esas olarak intrapsişik savunma mekanizmasına olan güven nedeniyle küçük çocuğu ve sonrasında da yetişkini bölme, iki aşırı ve çelişkili (ilkel) duygu durumları yorum karşıtı kendilik ve nesne temsilleri ile etkili bir biçimde birbirinden uzak tutabilir. Borderline bireyin gelişimsel tarihindeki özgün fakat tanımlanabilir ilişkisel paradigm iki ayrı birim yaratır – her biri kendine ait kendilik ve nesne temsilleri ve geri çekilen nesne ilişkileri parça birimi (GNİP) ve ödüllendirici nesne ilişkileri parça birimi (ÖNİP) olarak tanımlanabilen bağlantı duygulanımına sahiptir (Aşağıdaki şekle bakınız).

GNİP’te nesne temsili genelde eleştirel, reddedici, düşman ve öfkeli olarak yaşantılanan maternal kısmi nesnelerden birisidir ve çocuğun ayrılma ve bireyleşmesinin gerçekliği karşısında desteği ve libidinal kaynakları geri çeker. GNİP’in kısmi kendilik temsili, yetersizlik, çaresizlik, suçluluk ve boşlukla karakterize edilir. Bağlantı duygulanımı, temelde yatan terk depresyonunu maskeleyen hayal kırıklığı, kronik öfke ve gücenmedir.
GNİP’in aksine ÖNİP, şefkatli, gerileme ve yapışma eğilimlerini onaylayan ve destekleyen bir maternal kısmi nesne ile karakterize edilir. Kısmi kendilik temsili, iyi, uyumlu ve pasif bir çocuk olmaktır. Bağlantı duygulanımı, iyi hissetme ve hoşnut olma (patolojik egoyla birleşik) ve yeniden birleşme arzusunu güdülemedir. Masterson’a göre bu ikilem şu şekilde ifade edilebilir:
“Gerçeklik bakımından, her nasılsa iki parça birimi de patolojiktir; sanki hastanın iki seçeneği var gibi, yani ya kötü ve terk edilmiş hisseder (geri çekilen parça birimi) ya da gerçekliği inkar etme ve kendiliğe zarar verici davranışı eyleme vurma pahasına iyi hisseder (ödüllendirici parça birimi)” (Masterson, 1976, sf. 63)
Masterson ayrıca geri çekilen ya da cezalandıran anne tarafından yaşatılan duygusal çalkantının teknik terimlerle doğru bir biçimde ifade edilemeyeceğini ve zaman zaman bu çalkantının küçük çocuk tarafından ezici ve zarar verici olarak yaşandığını da eklemiştir. Bu nedenle savunmalar, akla gelmeyen kaygılar ve duygu fırtınalarına karşı işe koşulan doğal hayatta kalma stratejileridir.
“O zaman terk edilme duyguları bir apse gibi gizlendikleri bilinçdışına çekilirler, bunaltıcı fakat gizli güçleri sadece onları kontrol altında tutan savunma mekanizmalarının kararlılığı ve sağlamlığı aracılığıyla gözlemlenebilir. Bununla birlikte bu savunmalar hastanın ayrılma-bireyleşme aşamalarından özerklik aşamasına doğru giden gelişimsel hareketini etkili bir şekilde bloke ederler. Hasta gelişimsel bir durmanın sıkıntısını çeker” (1972, sf. 23) … Kıyametin altı psikiyatrik atlısının –depresyon, öfke, korku, suçluluk, çaresizlik ve boşluk-eksiklik- duygusal egemenliği ve yıkıcılığı, asıl dört atlının –kıtlık, savaş, sel ve salgın hastalık- yarattığı sosyal değişim ve yıkıcılıkla uyuşmaktadır. Bu duyguların yoğunluğunu ve dolaysızlığını aktarmak ve hastanın bütün yaşamı üzerinde sahip oldukları önemli rolü ifade etmek için teknik kelimeler çok soyut kalmaktadır. Hastanın dünyadaki işleyişi, insanlarla olan ilişkisi ve hatta bazı fizyolojik işlevleri, bu duygulara karşı yapılan savunmaların hakimiyeti altındadır.”(Masterson, 1972, sf. 58).
Masterson mantığı borderline savunmaların ayrılma stresleri ve/veya bireyleşme girişimleri ve stres etkenleri sırasında sürekli olarak ‘etkinleşeceğini’ öne sürmektedir. Daha önce de belirtildiği gibi (Daws, 2009,2010), Masterson’un borderline ergeni (ve yetişkini) de Bowlby’nin çocuklarına benzer şekilde davranır, yani terk edilme duygularının yıkıcılığını protesto ederek veya kaybedilen nesneye yapışarak ve bilfiil birleşme isteğini ifade ederek savunma yapar. Bu son stratejiler başarılı olmazsa ya da önemsiz karşılanırsa depresyon, öfke ve hatta kopma/uzaklaşma ile tepki verebilirler. Sonuncu paradigma göz önünde tutulursa, kendiliğin temel kapasiteleri, yani (a) kendiliğindenlik ve duygulanım canlılığı, (b) yetkinlik hisleriyle elde edilen sağlıklı öz-yeterlik duygusu, (c) kendilik aktivasyonu, kendini ortaya koyma ve kendi isteklerini yöneterek ve bunları gerçek dünyada savunarak destekleme, (d) kendilik aktivasyonunun kabullenilmesi ve öz-saygının muhafaza edilmesi, (e) acı verici duygulanımların yatıştırılması, (f) kendilik sürekliliği, (g) bağlılık, (h) yaratıcılık, ve (i) yakınlık kurma kapasiteleri, devamlı boğulma veya terk edilme korkuları olmadan borderline bireyin hayatı boyunca (müdahale olmazsa) problemli olmaya devam edecektir.
2. Borderline Kendilik Bozukluğuna Temel Terapötik Yaklaşım
Sempati kazanabilirsiniz ya da daha iyi olabilirsiniz fakat ikisini birlikte elde edemezsiniz. Rahatlık içinde olabilirsiniz ya da gelişme gösterebilirsiniz fakat ikisini birlikte elde edemezsiniz. İlgi duyabilirsiniz ya da sonuna kadar kendinizi adamış olabilirsiniz fakat ikisinin de keyfini süremezsiniz. Bahaneleriniz olabilir ya da sonuçlara sahip olabilirsiniz fakat ikisini birlikte yapamazsınız. İçgüdüsel cesaretinizi geliştiren yolu siz seçin.
-Mario Cortes-
Hem ödüllendirici hem de geri çekilen parça birimleriyle karakterize edilen, gerçekliği çarpıtmasıyla (endopsişik ve bireylerarası anlamda) bilinen savunma mekanizmasının aktif kullanımıyla birleşen endopsişik bir dünya içinde yaşarken eyleme vurma davranışı şaşırtıcı değildir. Kapsadığı her şey için kriz yaratma kapasitesi ve en ılımlı mizacı bile uyandırma ve kışkırtma becerisi aşırı derecede güçlü olmasına rağmen eyleme vurma, bölünmüş birimler için yol işareti olarak hizmet eder. Özü itibariyle tarafsızlık gibi ilkelere dayanan psikanalitik yönelimli psikoterapinin çerçevesine göre, terapötik ilişki, bölünmüş birimlerin tespit edilebileceği ve derinlemesine çalışılabileceği bir “yankı odası” yaratacaktır. Bu, analiz yapan çift tarafından çeşitli etkinlikler yoluyla gerçekleştirilir ve diğerleri arasından şunları içerir (Masterson & Klein, 1989, 1995);
(a) Çok açık ve kesin terapötik sınırlar ortaya koyma.
(b) Borderline örgütlenme seviyesini netleştirme (yüksek veya düşük seviye borderline)
(c) Belirgin terapötik hedefler koyma (hastanın ifade ettiği gibi) çünkü bu durum terapistin açıklığa kavuşturma ve yüzleştirme sürecine odaklanmasını güçlendirir.
(d) Terk depresyonu ya da bazı/belirli türevlerinin (mümkünse) üzerinde derinlemesine çalışmak ve
(e) İletişimsel Eşleştirme olarak bilinen teknikle yoluyla 'Gerçek Kendilik' düşüncesinin ortaya çıkmasını aktif bir biçimde desteklemektir.
Borderline bireyin ÖNİP’inin ve patolojik egoyla olan ittifakının ego-uyumlu olduğuna dair inancı dikkate alındığında terapötik meseleleri karmaşık hale getirmek için GNİP’in ve terk depresyonunun gerçekliğini sürekli olarak inkar etmek için gereken yıkıcı davranış(lar) terapinin ilk aşamasında ele alınmalıdır. Pek çok kişinin hoşuna gitmeyen bir şekilde Masterson, terapinin başlangıç evrelerinde (ki bu evreler yıllarca sürebilir) temel terapötik odak noktasının patolojik ego (ve savunmaları) ile ÖNİP arasındaki ittifakı, yüzleştirme kullanarak ego-uyumsuz hale getirmek olduğunu savunmuştur. “Yüzleştirme” ile ilgili çoğu deneyime karşıt olarak Masterson geleneği, yüzleştirmeyi terapistin “empati, iç gözlem, yaratıcılık, anlayış ve bilgi kapasitesine” dayanan (Klein, 1989, sf.216) ve “hastanın kuşatma altındaki gerçek kendiliğinin ifadesini” göklere çıkartmak ve netleştirmek için uğraşan bir “sanat” olarak görür (Klein, 1989, sf. 217). Ralph Klein (1989, sf. 220) Masterson ile benzer şekilde yüzleştirmenin aşağıda verilen borderline hastanın bozuk işlevlerini desteklediğine inanır:
1. Sınır belirleme.
2. Gerçeklik testi.
3. Uyumsuz düşünce, duygu ve davranışların sonuçlarının netleştirilmesi ve
4. Uyumsuz düşünce, duygu ve davranışların altında yatan motivasyonun sorgulanması.
“Terapötik dikkat” ve önseziyle yapılan yüzleştirmenin hastanın “duygularını tespit etmek ve kısıtlamak, bunları seanslar sırasında dile getirmek ve uyumlayıcı ve gerçekçi bir şekilde davranmak” için sorumluluk alma becerisine olan güveni iletmesi beklenir (Klein, 1989, sf..219-220). Yüzleştirmenin patolojik ego ve ÖNİP arasındaki ittifakın kısa devre yaptırması beklendiği için sadece bir savunma olarak ÖNİP’e tekrar dönmek için GNİP gerçekleri yeniden etkinleştirilecektir:
“Ortaya dairesel bir süreç çıkar: sırayla direnç, gerçeğin netleştirilmesi, terk edilme duyguları üzerinde derinlemesine çalışma (geri çekilme parça birimi), bir başka direnç (ödüllendirici parça birim), daha çok gerçeğin netleştirilmesi ve daha fazla derinlemesine çalışma.” (Masterson, 1976, sf.64).
3. BKB Çalışmasında Karşı Aktarım Gerçekleri
Bölünmüş nesne ilişkileri birimlerinin gerçekliği dikkate alındığında KA yaşantıları beklenmelidir. Psikanalitik üzerine çeşitli okuma kitapları genellikle karakter nevrozuyla çalışmanın zorluklarından bahsederler ve tedavideki teknik hususları tartışmak için ciltler harcarlar. KA, Masterson gelenekle gözden geçirilmeden önce Laplance ve Pontalis’in tartıştığı (1967/1996) daha klasik karşı aktarım tanımlarını incelemek faydalı olabilir. Karşı aktarımı şöyle tanımlarlar:
“Psikanalistin analiz edilen bireye karşı bilinçdışı tepkilerinin tümü-özellikle analiz edilen kişinin kendi aktarımına olan tepkileri. Freud karşı aktarım olarak adlandırdığı şeyi yalnızca çok nadir durumlarda ima etmiştir. Freud bunu “hastanın [doktorun] bilinçdışı duyguları üzerindeki etkisinin bir sonucu” olarak görür ve “hiçbir psikanalistin kendi komplekslerinin ve iç dirençlerinin izin verdiğinden daha ileriye gitmediği” gerçeğini vurgular; dolayısıyla psikanalist kesinlikle kişisel bir analize boyun eğmelidir. Bilhassa tedavi gitgide anlaşılır olmaya ve bir ilişki olarak tanımlanmaya başladığı için ve ayrıca psikanalistin tepkilerinin daha revaçta olabileceği yeni alanlarda (çocukların ve psikozluların analizi) psikanaliz yaygınlaştığı için Freud’un zamanından beri karşı aktarım, psikanalistlerin giderek dikkatini çekmeye başladı. Biz burada meselenin yalnızca iki yönüne dikkat çekeceğiz:
Kavramın kapsamıyla ilgili olarak büyük oranda anlaşmazlık mevcuttur: bazı yazarlar karşı-aktarımı psikanalistin kişiliğinde tedaviyi etkileme eğiliminde olan her şeyi kapsar olarak gösterirken bazıları ise karşı-aktarımı analiz edilen kişinin aktarımının psikanalistte sebep olduğu bilinçdışı süreçler olarak sınırlarlar.
I. Daniel Lagache daha sınırlı bir tanımı, ikincisini kabul eder ve bu bağlamda anlaşılan-yani ötekinin aktarımına tepki olarak- karşı aktarımın sadece psikanalistte değil konuda da bulanabileceğine dikkat çekerek bunu netleştirir. Öyleyse bu görüşe göre aktarım ve karşı-aktarım artık sırasıyla psikanaliste ya da analiz edilen kişiye özgü süreçler olarak görülmemektedir. Analizi bir bütün olarak düşünürsek, mevcut iki kişinin her birinde aktarım ve karşı-aktarım rollerini ortaya çıkarmak zorundayız.
II. Şu ana kadar konu teknik olunca, üç yönelim arasında şematik bir ayrım ortaya konulabilir:
a. Analitik durum ideal bir şekilde sadece hastanın aktarımıyla yapılandırılabilsin diye kişisel analiz yoluyla karşı aktarım belirtilerini mümkün olduğunca azaltmak.
b. Analiz çalışması amacıyla karşı aktarım belirtilerinden kontrollü bir şekilde faydalanmak. Bu yaklaşım Freud’un “Herkes kendi bilinçdışında diğer kişilerdeki bilinçdışı ifadeleri yorumlamayı mümkün kılan bir alete sahiptir” sözünü örnek almaktadır. (bkz ‘Askıda Duran Dikkat’).
c. Bu perspektifte genelde hissedilen duygulardan ayırt edilemeyen kişinin kendi karşı aktarım tepkileriyle gerçek yorumlamada kendisine rehberlik edilmesine izin vermesi. Bu yaklaşım, “bilinçdışından bilinçdışına” karşılıklı yansıtmanın geçerli olan tek psikanalitik iletişim biçimini oluşturduğu ilkesine dayanır.
Bu alıntıdan aşağıda verilen psikanalitik gerçekler çıkartılabilir:
(a) KA, mevcut hastanın aktarımına bir (toplam) bilinçdışı tepki olarak görülebilir. Psikanalist başlangıçta bir kompleksin terapötik alana hüküm sürebileceğini fark etmez ve hastanın komplekslerinden direct olarak etkilenmek beklenen bir durumdur. Hatta öyle görünüyor ki engelleyici veya gelişme karşıtı bir faktör olarak da hizmet edebilir; terapötik süreci ve kişisel analizi hiç ilerletmemek şiddetle tavsiye edilir.
(b) Günümüz bilgi kuramlarının etkisi altındaki KA, hastayı (ve tedavi sürecini) hemen etkileyebilecek olan, psikanalistin kişiliğinin bilinçdışı unsurları üzerinde odaklanmakta gibi görünmektedir. KA etkili ve yaratıcı bir bilinçdışı araç olarak hizmet edebilir ve böylece terapötik alanı verimli bir şekilde bilgilendirebilir ve şekillendirebilir.
Masterson’un KA fenomeni üzerine düşüncelerinin kaynağı ilk yazılarında (1967, 1972) bulunabilir ve 1983’te yayımlanan Karşıaktarım ve Psikoterapötik Teknik kitabında bu konuya eşsiz bir katkıda bulunmuştur. Bu çalışmasında Masterson, çoğu klinisyenin Borderline Kendilik Bozukluğunu tedavi ederken karşılaştığı, (a) aşırı yönlendiricilik/aşırı aktif olma, (b) pasiflik/ilgisizlik/az aktif olma, (c) uzaklaşım/kaçınma, (d) çaresizlik/ümitsizlik hisleri ve son olarak (e) aşırı suçluluk gibi çeşitli KA gerçekleri üzerinde odaklanmaktadır. Bir dipnotunda (1972, sf.233) Masterson şaşırtıcı bir modern KA tanımı vermektedir:
“Karşı aktarım klasik anlamından daha geniş anlamda kullanılmaktadır; terapistin çocukluğundaki önemli kişilere karşı hissetmiş olduğu duyguların tekrarından ziyade, terapistin terapinin gidişatını engelleyen, hastaya karşı hissettiği bütün duyguları kapsayacak şekilde kullanılmaktadır.”
Masterson’un alışılmış kısa, pragmatik ve öngörülü yöntemi, KA’nın “objektif” ve “subjektif” çeşitlemelerinin özümsenmesine fırsat vermiştir; etkili bir biçimde “normal” tepkileri zor duygusal karşılaşımlardan farklılaştırmış ve dolayısıyla kendini yetiştirmekte olan psikoterapisti, BKB ile uyanan yoğun duygusal gerçeklikleri kısıtlamada ve anlamada desteklemiştir. Yani, gelişimsel görüşüyle uyumlu olarak Masterson, terapistin kendiliğinden çocuksulaşmasının hiçbir biçimini desteklememe konusunda çok hassas görünmektedir ve aslında çalışmanın son derece iddialı (GNİP duygulanımları dikkate alındığında) olabildiğini ve böylece zamanlama olarak KA tepkilerini harekete geçirebildiğini eklemiştir. Kısıtlandı takdirde, yalnızca hastayı desteklemekle kalmayıp terapistin kendisini geliştirmesini ve bir şeyler öğrenmesini de sağlayacaktır! Masterson’un kendi sözleriyle ifade etmek gerekirse;
“Bu kitapta tanımlanan tedavi sürecinde yer alan doktor, hepsi eninde sonunda bütün savunmasız doğal güçleriyle açığa çıkan, insanın anadilinde en yoğun ve en temel olan duygularla karşılaşmalıdır- öldürücü öfke, ensest arzular, bağımlılık, çaresizlik, terk edilme korkusu, intihar depresyonu, ümitsizlik. Bu duyguların ifadesiyle yüzleşmek şüphesiz sadece hastayı değil terapisti de alt üst eder… Terapist sadece bu durumun onun hastaya karşı davranışına olan etkisi yoluyla durumu fark eder. Terapistin bu duyguyu kendi içinde kısıtlaması ve hastaya karşı olan davranışlarını mümkün olduğunca az etkilemesini sağlaması psikoterapinin başarısı için büyük önem arz eder. Bu tepkiler başarılı bir şekilde kısıtlandığında, psikoterapi en uygun hızda ilerler ve teapist de kişisel içgörü ve gelişimin ek payını alır- yani tedavi hem terapistin hem de hastanın gelişimi için bir araç olur. Buna karşın, eğer terapist bu kargaşanın altından kalkamazsa ve hastasının genelde şiddetli bir şekilde ifade ettiği duygularının sebep olduğu çatışmaları tanımlayamaz ya da kabullenemezse, kendi duygularına karşı kendini koruma ihtiyacıyla o kadar meşgul olur ki hastasının çatışmalarını tanıması ya da incelemesi mümkün olmaz. O zaman bir karşı-aktarım sonuç olarak terapinin gidişatını etkin bir şekilde bloke eder ya da en azından daha fazla ilerlemesine engel olur” (sf. 233).
Öyleyse, terapistin yaşayabileceği zorluklar nelerdir? Masterson eski yazılarında (1972) tedavi evrelerinin yanı sıra klinisyenin gelişimsel seviyesi ve kişilik özellikleri üzerinde durmuştur. Kavramsal olarak bu, hem klinisyen hem de danışman için genel olarak tedaviye odaklanmada önemli ve faydalıdır. Bundan sonraki bölüm güncel alanları keşfetmeyi amaçlayacaktır, yani tedavi “evresi” ile birlikte klinisyenin beklenen gelişimsel gerçeklikleri, nevrotik çekirdek, olası kişilik faktörleri:
1. İlke: Beklenen gelişimsel gerçeklikler ve nevrotik çekirdek
Masterson’a göre yetişmekte olan psikoterapist hastanınkine benzer gelişimsel zorluklar yaşayabilir, yani genç therapist kendi ayrılma-bireyleşme konularını daha yeni ele almıştır ve hala bunlarla ilgili çeşitli sonuçları pekiştiriyor olabilir. Sonraki durum dikkate alındığında, AB (ayrılma-bireyleşme) süreciyle ilişkili duygulanımlar dengeden ve çeşitlilikten yoksun olabilir ve terapist duygusal çalkantıya maruz kalabilir. Bu son duruma rağmen danışmanlık altında tamamlanan destekleyici çalışmayla beraber kendilik bozukluklarıyla kontrollü psikoterapötik karşılaşmalar sonraki durumla arada köprü kurmakla kalmaz, bu tür gelişimsel fenomenin iç görüsünün ilave faydaları göz önünde tutulduğunda yine kimlik ve ego işleyişini güçlendirmesi beklenir;
“Eğitimdeki bütün genç terapistlerde bulunan bazı karşı-aktarım engelleri bu yaşam dilimine özgüdür ve oldukça kolay bir şekilde deneyime ve denetime teslim olur. Örneğin, kendi ergenlik çatışmalarından daha yeni çıkmış olan genç terapistin ego yapısı çoğunlukla çatışmalarının bastırılmasına dayanan oldukça kırılgan bir denge durumundadır. Sonuç olarak, içgüdüsel olarak kaçınmayla üstesinden geldiği her yoğun duygulanımdan korkma eğilimindedir. Ergen hastalarının birdenbire değişen duygularıyla yüzleşmek aslında onun kendi gizil çatışmalarını, çözümlenmemiş bağımlılık ihtiyaçlarını ve karşıtlığı tolere etmede yaşadığı güçlükleri harekete geçirir. Terapist kendi karakteristik savunmalarıyla yanıt verir. Bununla birlikte, terapistin iç görü kazanmasını ve tedavi ilerleyebilsin diye nasıl da çabucak kendini yeni duruma adapte ettiğini görmek çok etkileyicidir.” (sf. 233-234).
Epigenetik olarak konuşursak tam da BKB’nin tedavisine özgü konuların yaşam boyu süren AB sürecine özgü olmakla beraber, bizim sürekli ego gelişimimizin bir parçası olarak kaldıklarını söyleyebiliriz. AB süreci ile ilgili olan kısmın başarısı ve başarısızlığı terapide yeniden harekete geçirilecektir ve bir fayda ya da bir sorumluluk olarak görülebilir.
2. İlke: Karakter sorunları
Ne yazık ki bütün terapistler kendi gelişimsel travmaları ile başarılı bir şekilde baş edemezler ve BKB ile harekete geçen KA daha köklü, karmaşık ve hatta trajik senaryolara yol açabilir (daha sonraki şekillere bkz.). Masterson’a göre bu tür terapistler hastanın gelişimi pahasına kendi içsel yaşamlarını eyleme vurabilirler, tedavi süreci uzayabilir ve therapistin kendi yansımalarından gereken uzaklığı edinmesini desteklemede süpervizyon başarısız olabilir;
“Zaman zaman daha ciddi ve daha uzlaşılmaz karşı aktarım engelleri oluşur; bu yaşam ve eğitim dilimiyle ilişkili faktörlerden değil daha ziyade terapistin bilinçdışında şu anda derin bir şekilde gömülü olan ve her ne pahasına olursa olsun karşı durulması gereken kendi çocukluğundan kaynaklanan çözümlenmemiş çatışmalardan dolayı bu tür durumlar oluşur. Ne yazık ki bu durumlar süpervizyona kolayca yanıt vermezler ve sonuçta meydana gelen bedellerden bir tanesi terapinin yavaş ilerleyişidir. Terapistteki bu çatışmalar şaşılacak derecede hastasının çatışmalarıyla benzerlik gösterir ve belki de kişisel psikoterapi terapistin bu ikilemini çözmesine yardım eden tek etkendir. Bazen, oldukça şiddetli bir karşı aktarım engelinde hasta tamamen engellenmemiş ise terapiyi az çok kendi başına yürütecektir ve bu nedenle farkında olmadan terapistin engelini aşmasına yardım edecektir.” (sf.234)
Şekil 5 ve 6’da bu çeşitli senaryolardan kısaca bahsedilecektir.
3. İlke- Çeşitli tedavi evreleri ve KA
BKB tedavisinin her aşaması terapistin göğüs germesi gereken yeni zorluklar ortaya koyabilir. Terapinin test evresinde KA kanunları, dayanıklı, tutarlı olmada sorunlar ve terapinin ilerlemesi için gereken sınırları koymada iddialı olma hususlarını içerebilir ve terapistin tipik duyguları aşırı kontrollü olmayı, yeterli derecede empatik olmamayı ve/veya tarafsız ve sınırlandırılmış olduğu zaman olumsuz durumları harekete geçirmekten sorumlu olmayı içerebilir. Bunun yanı sıra terapist kendi duygularını eyleme vurmaya güvenirse bu evre gerçekten zor olabilir. Masterson ayrıca pasif-agresif özellikleri içeren yapı meselelerini de eklemiştir ve şu şekilde görüş belirtmiştir:
“Karakter yapıları pasif agresif olan ve kendilerini ortaya koymada büyük zorluk yaşayan bu terapistlerin yaşadığı diğer bir sorun ötekilerini eyleme vurmaya iterek kendi saldırganlıklarını ifade etme eğilimidir. Sınırları koyarken endişeli ve kararsız olacaklardır çünkü kendilerini ortaya koymaları onlar için çok zordur ve hastanın eyleme vurmasından da bilinçdışı bir doyuım elde edebilirler.” (sf.234)
Son olarak, Masterson uzaklaşım yoluyla öfke kontrolünü de ekler. Terapist o zaman hasta için “başa çıkarak” uzaklaşım yoluyla uyanan suçluluğu dindirebilir.
Terapinin derinlemesine çalışma evresi süresince KA sorunları genellikle hasta tarafından dile getirilen ve yaşanan çeşitli terk edilme duygulanımlarını tolere etme üzerinde yoğunlaşır. Kendi terk edilme duygulanımlarıyla mücadale eden terapistler için terapinin derinlemesine çalışma evresi yalnızca süpervizyon ya da psikoterapi yoluyla rahatlatılabilen klostrofobi gibi yaşantıları harekete geçirebilir. Son olarak, tedavinin ayrılma evresinde çeşitli ayrılma kaygıları uyanabilir. Masterson iki temel KA sorunu üzerinde durmuştur; (a) terapist hastanın bağımlılığının “bitmez tükenmez” olduğunu hisseder ve bu nedenle hastayı zamansız bir özerkliğe doğru iter; (b) terapist hastayı serbest bırakmada güçlük çeker ve hastanın sağlıklı kendilik aktivasyonuna şüpheyle yaklaşabilir; dolayısıyla hastayı gerekenden daha fazla “tutar”.
Masterson geleneğindeki KA, Masterson grubunun Kendilik Bozuklukları Psikoterapisi (1989) hakkındaki kitabında daha detaylı incelenmiştir bu kitapta BKB’de karşi aktarıma özel vurgu yapılmıştır ve karşı aktarım pasif-agresif eyleme vurma, çaresizliğin aktarım eyleme vurumuna ve intihar tehditlerinin aktarım eyleme vurumuna dahil edilmiştir. Çalışma grubuna göre KA gerçekleri yapay olarak aşağıda verilen sorunlar sınıflandırılabilir:
(a) Uzun terapötik çıkmazlar içeren süreç sorunları
(c) Yersiz ve uygunsuz müdahaleler gibi genel terapötik yöntemde sorunlar
(d) Terapistin “kendilik” sorunları
Modern deneysel KA araştırmalarının (Bkz. Ek makale. Betan, Heim, Conklin, & Westen, 2005, sf. 890-898) Masterson’un KA kavramsallaştırmalarını desteklediğine ve aşağıdaki gibi ölçülebildiğine özel dikkat çekmek gerekir (çalışmalarındaki tablo 1’e bkz.);
Faktör 1: Bunalmış/dağınık - “dehşet, tiksinti ve küskünlük içeren, hastadan kaçınmak ya da hastayı terk etme arzusu gösteren öğeler .” (sf.892)
Faktör 2: Çaresiz/yetersiz-“yetersizlik, beceriksizlik, çaresizlik ve kaygı hislerini tanımlayan öğeler.” (sf.892)
Faktör 3: Pozitif- “olumlu çalışma ittifakını ve hastayla yakın bağlantı yaşantısını gösteren öğelerle belirtilir. “(sf.892)
Faktör 4: Özel/Aşırı ilgili-“diğer hastalara göre özel bir hasta algısı tanımlayan öğelerle ve kendini açma, seansları zamanında sonlandırma, suçluluk hissetme, sorumlu hissetme ya da hastaya aşırı alaka göstermeyi içeren, sınırları korumada sorunların “yumuşak belirtilerini” tanımlayan öğelerle belirtilir. “(sf.892)
Faktör 5: Cinselleştirilmiş- “hastaya karşı duyulan cinsel hisleri veya cinsel gerginlik yaşantılarını tanımlayan öğeleri içerir.” (sf.892)
Faktör 6: Serbest- “seanslarda telaşlı, geri çekilen, rahatsız ya da sıkkın hissetmeyi tanımlayan öğeler“(sf.892)
Faktör7: Ebeveynsel/aşırı korumacı- “hastaya karşı normal olumlu hislerin ötesinde hastayı anne-baba gibi koruma ve büyütme arzusunu tanımlayan öğeler.”(sf.892)
Faktör 8: Eleştirilen/Mağdur-“hasta tarafından takdir edilmeme, reddedilme ya da değersizleştirilme hislerini tanımlayan öğeler içerir.” (sf.892)
4. KA ve bölünmüş içsel dünya
Dr. Masterson’un terapötik çalışmaya klinik yaklaşımı göz önünde tutulursa tanımlanan çeşitli KA senaryoları her zaman için borderline hastanın özgün intrapsişik ikilemiyle ilişkilendirilmelidir. Ralph Klein’in çalışması (1989) sonuncusuna özel önem vermiştir ve şimdi yeniden gözden geçirilecektir.
Senaryo 1: ÖNİP’in Yansıması

Ralph Klein’e gore bu yansıtmalı mekanizma BKB tedavisinde en yaygın şekilde karşılaşılandır. Çoğu psikoterapist bir başkasının psikolojik refahına katkıda bulunmak için derin bir istekten dolayı ruh sağlığı profesyonelleri olurlar (Klein, 1989);
“Bu istek, borderline hastanın intrapsişik imajının dışsal gerçekliğinde yansıtma yapması ya da ödüllendirici, besleyici ve bakım sağlayıcı birincil nesne ya da “öteki” nin temsiliyle uyuşur. Borderline hastanın algıladığı şeyi ihtiyacı olarak görmesine ve ötekilerle olan geçmiş yaşantılarına dayanan, insanların nasıl olduğuna dair içsel bir imajı ya da hayali vardır” (sf.279-280).
ÖNİP’i yansıtmada borderline hasta terapistin aşağıda örnekleri verilen temel yetişkin işlevlerini üstlenmesini sağlamaya çalışır;
(a) Karar alma
(b) Büyütme
(c) Kendiliğin rahatlatılması
(d) Duygu düzenleme (kaygı, hoşa gitmeyen duygular)
(e) Öz-saygı
Çoğunluklar çaresiz, ümitsiz, bağımlı, pasif, mağdur ve hatta itaatkar davranma yoluyla terapistler kendilerini iyi ve güçlü kurtarıcılar olarak hissetmeyi istemek gibi kendi ihtiyaçlarından dolayı bu rolle özdeşleşebilirler ve farkında olmadan ÖNİP’i güçlendirebilirler. Başlangıç aşamalarındaki terapi iyi gidiyor görünebilir, hatta hasta çok gerilemiş bir işleyiş düzeyinden mucizevi bir şekilde kurtulmuş gibi görünebilir. Buna rağmen ÖNİP nesne temsilinin eyleme vurulmasını aktif olarak desteklemeyen her değişim GNİP duygulanımlarını aktive edecektir. Hastanın “bu kadar iyi gidiyor” olması psikanalitik psikoterapi eğitimi almamış kişilere şaşırtıcı gelebilir. Gerekli analitik yapıyı eski haline getirmek ve yüzleştirme üzerinde odaklanmak hem terapist hem de hasta için yeni bir başlangıç yaratabilir.
Senaryo 2: GNİP’in Yansıması

GNİP duygulanımları tarafından ima edilen büyük psikolojik acı dikkate alındığında, borderline hastaların psikolojik yaşamlarının büyük bir kısmını kendilerini bundan kurtarmaya çalışarak harcamaları şaşırtıcı bir durum değildir. Klein’a göre (1989) GNİP yansıtması ve dışsallaştırılması “her zaman hissedilen, büyük çaplı, ve ayrım gözetmeden bir hazne olarak geçerli olan herhangi bir dışsal durum ya da kişi üzerine yerleştirilir.” (sf.281). Terapinin aciliyeti dikkate alındığında, bu tür yansıtmaların özellikle terapi başarıyla yürütüldüğünde terapinin bir parçası olacağı beklenmelidir. Yani, ÖNİP’i desteklememe başarısızlığı hastanın gözünde gerçekte terapötik bir başarıdır.” (sf. 281). Terapist için GNİP yansıtmasının en zorlu kısmı kendini bu yansıtmaya kaptırmamaktır; çünkü terapistin reddedici, soğuk, umursamaz ve eleştirel hissetmesine sebep olur (GNİP kısmi nesne temsili). GNİP yansıtmasına takıldığında terapistler farklı tecrübeler elde edebilirler ancak en yaygın hissedilen duygular suçluluk duygularıdır. Bunu düzeltmek için terapist terapötik rolünün dışına çıkmalıdır (suçluluğunu, tedirginliğini ve kötü hislerini gidermek) ve tekrar ÖNİP biriminde yer almalıdır. Paradoksal olarak, kavga-et tepkisinde terapist gerçekten soğuklaşır, misillemede bulunur ve iğneleyici, alıkoyucu ve öfkeli olabilir. Bu gerçekte GNİP kısmi nesne projeksiyonunu kuvvetlendirir ve hem hasta hem de terapist için yeniden travmaya uğratıcı olabilir. Bu konudaki modern bir katkı çalışmasında Jerry Katz (2010) bu bahsedilen zorlukların mükemmel bir hatırlatıcısı olarak kalır. Teknik anlamda GNİP yansıtmalı çarpıtmalarla yüzleşilmesi ve varlığını, işlevini ve yıkıcı etkisini analiz etmek için gereken psikolojik uzaklığı elde etmek için bu çarpıtmaların açıklığa kavuşturulması çok önemlidir. Buna ek olarak Klein şöyle der;
GNİP yansıtması yoluyla hasta tarafından yaratılan çarpıtmayı bariz bir biçimde sorgulayamayan terapist hastaya tedaviyi bırakma bahanesi sağlar ya da kendisi için terapötik ilişkiden duygusal olarak veya bilfiil çekilme bahanesi yaratır. Her iki durumda da sonuç anlamlı tedaviden “kaçış” tır.
Dolayısıyla, GNİP projeksiyonuna adım atmanın ve içerisinde yer almanın sonucu hem hastanın hem de terapistin “kötü” veya “öfkeli” hissetmesi, ya hasta ya da terapist geri çekildiği veya her iki taraf da ödüllendirici birim yansıtmasını aktive ettiği ve devam ettirdiği için tedavi sürecinin duraksamasıdır.
Senaryo 3: ÖNİP Yansıtmalı Özdeşim (Terapist= ÖNİP- KT; Hasta= GNİP-NT)

Ralph Klein yansıtmalı özdeşimi şu şekilde açıklar;
Yansıtmalı özdeşim mekanizması yoluyla, borderline hastanın tarihsel dramı tekrarlanır. Hastanın geçmişi basitçe tekrarladığı, yeniden oynadığı yansıtma sürecinden farklı olarak, yansıtmalı özdeşim süreci terapistin, hastanın ruh durumunun perspektifinden hastanın özgün ve kişisel geçmişine benzeri olmayan anlık bir bakış olanağı verebilir. Çünkü hastanın yetişme sürecinin hasta için nasıl bir şey olduğunu deneyimleyen terapistle beraber yansıtmalı özdeşimde tarihsel roller tersine döner. Buna ilaveten, hastanın geçmişindeki önemli anne-baba ya da öteki yaşantısının hasta tarafından terapiste yeniden sahnelenmesi rolü verilir. Yansıtmalı özdeşim, tanımlandığında ve tepki verilmediğinde hastanın geçmiş yaşantısına açılan önemli bir pencere olabilir. Hastanın geçmişinden önemli ötekilerle ilgili yaşantılarına önemli bir pencere açan yansıtmanın yanında yerini alır.” (sf.286)
Yansıtmalı özdeşim süreci boyunca borderline hasta ÖNİP ve GNİP’in nesne temsilini tanımlarken ve eyleme vururken hem ÖNİP hem de GNİP yönlerini yansıtır. Yansıtmalı özdeşim ÖNİP’i içerdiğinde terapist manipüle edilmiş, çaresiz ve hatta iyi hissetmek için hastaya bağımlı hisseder. Klein, örneğin kişi hastanın seansa gelmesinde rahatsız oluyorsa ve hasta odaya girdiğinde hastanın dominant haline maruz kalıyorsa ya da bu halini aynalıyorsa yukarıda açıklanan türde bir durumu fark edebilir. Bunun yanı sıra Klein, YÖ durumunda var olan ikinci bir değişkenden bahseder-mükemmel terapist olma, hastayla kaynaşmaktan öylesine uzak (bu hastanın ve terapistin özgün yapısı göz önünde tutulduğunda mümkün olabilir), fakat “hastanın mükemmel bir şekilde uyumlu ya da iyi olma ihtiyacı hissinin yansımasından kaynaklanır. Terapist burada genelde suçluluk olarak yaşanılan, hastanın eleştirisi veya kendi öz eleştirisine maruz kaldığını ve sıkıntıya girdiğini hisseder.”(sf. 284).
Senaryo 4: GNİP Yansıtmalı Özdeşim (Terapist= GNİP-AB, Hasta GNİP-NT)

Senaryo 4 süresince hasta GNİP’in ayrılma bireyleşmesini yansıtıyor gibidir ve GNİP nesne temsiliyle özdeşleşir. Kendi çocukluğunun nesne temsili olarak hasta terapiste karşı aynı tarzda davranır ve eleştirel, çaba gerektiren ve manipulatif olarak hissedilir. GNİP ayrılma bireyleşmesine takılan terapist değersiz ve yetersiz hissedecektir. Diğer bütün savunma analizi müdahalelerinde olduğu gibi YÖ doğası ve varlığı ile kısıtlandıktan ve anlaşıldıktan sonra açıklığa kavuşturma ve yüzleştirme yoluyla aktif bir şekilde mücadele edilmelidir. Bu durum terk depresyonunun acı verici gerçekliğinden kaçınma yolu olarak kabul edilmelidir. Klein, terapistin ilkin canlandırılmakta olan şeyi tanımladığını ve buna dikkat çektiğini, sonrasında da varlığının sebebini sorguladığını öne sürmektedir. Yine Klein’in mantığında (1989);
Yansıtmalı savunmalar borderline hastanın kullandığı diğer savunma mekanizmaları gibi aynı şekilde ele alınmalıdır. Hastanın acı verici duygulanımlardan kaçınma mücadelesiyle yaratılan çarpıtmalar açıklığa kavuşturulmalı ve yüzleştirilmelidir. Terapist çeşitli yansıtmaları hastaya geri göndermelidir, böylece hastanın kendisinin ve diğer insanların nasıl olduğu gerçekliğinden ziyade kendisinin ve diğer insanların nasıl olduğuna dair fantezileri gibi bu yansıtmalarla daha uygun bir biçimde başa çıkılabilir.
Bu durum ilkin neler olduğunu tespit ederek (direnç-açıklığa kavuşturmaya dikkat çekerek) ve sonrasında neden olduğunu sorgulayarak (çarpıtma, hatalı algılama, çelişki veya uyumsuz davranıl ya da tepki-yüzleştirme üzerinde odaklanarak) gerçekleştirilir. Örneğin, bir yansıtmayla yüzleştirirken terapist sormalıdır:
“Sorularını cevaplamadığımda neden öfkeleniyorsun?”
“Ne zaman zor problemlerle karşı karşıya kalsan niçin çok çaresiz hissediyorsun ve sana yardımda bulunmamı istiyorsun?”
Şu tür müdahalelerle yansıtmalı özdeşimle yüzleşme gerçekleşmelidir:
“Seni gerçekten üzen şey hakkında konuşmak yerine neden gözümü korkutmak için çabalamayı tercih ettiğini merak ediyorum.”
“Benim çaresiz hissetmemi istiyor gibisin, seni sıklıkla sıkıntıya soktuğunu söylediğin bir duygu ve seni tedaviye getiren ana sebeplerden birisi. Dolayısıyla şimdi bu duygunun neden benimle olduğunu merak ediyorum.”
Yukarıda bahsedilen terapi algoritmalarının üstesinden gelirken daha yeni tanımlanmış olan çeşitli senaryolara eklenebilen iki ilave YÖ ihtimaliyle karşılaştım.
Senaryo 5: ÖNİP’in Yansıtmalı Özdeşimi (Terapist= ÖNİP- NT; Hasta= ÖNİP-AB)
Başlangıçta Senaryo 5 senaryo bire benzer şekilde okunsa da, yani hasta yardım bekleyen aciz kendiliği eyleme vurur ve terapist annelik eden öteki olur, burada önerilen senaryo daha inceliklidir ve terapist aniden bunun salt varlığından dolayı şaşkınlığa düşebilir. Terapide hastanın, ayrılma bireyleşmenin hizmetinde değil de kuşatılmış bir “uygulama” evresinde terapisti “terapötik durum” içinde uyuşturarak çözümü zor uyumlu “çalışma” haline (rol yapma hali) çekildiği anları fark etmiştim. Benim tecrübem hastanın “yapışmak” için çalışmayla çok “meşgul” olduğu olsa da bu olasılığı okumak şizoid’in taklit etme becerisine benzeyebilir. Bu tür borderline bireyler güçlü bir baba özdeşleşmesiyle genelde başarılı ve parlak olmuşlardır ve zekalarını bir tür göbek bağı olarak kullanmışlardır. Bu model bana bir dahi çocuğun (Jarod) bir düşünce kuruluşunda “Merkez” yetiştirildiği “The Pretender” adlı TV şovunu hatırlattı. Bir psikolog olan danışmanı çözmesi için çeşitli engeller yaratır ve Merkez bu mantığı suç işlemek için “kullanır”. Jarod, Merkez’in kendi dehasını kullandığını öğrendikten sonar kaçar ve bu tam da benzer mantığı kullanarak hataları düzeltmeye çalışır. Ünlü dolandırıcı Ferdinand Waldo Demara’nın hayatına dayanan bu seriler süresince Jarod çeşitli roller üstlenir- doktor, rahip ve bunlar gibi problem çözücüler. Benzer şekilde hasta terapistin düşünce biçimini bukalemun tarzında “üzerine giyebilir”, pek çok role bürünen aktörler gibi hastanın yapışma aracı olarak bir rolü oynayabilmesinden birdenbire kuşku duyulabilse de önemli değişiklikler elde edilebilir. Doğası gereği, bu modeli borderline’a yakın şizoidlerden ayırt etmek önemli olabilir.
Scenaryo 6: GNİP’in Yansııtmalı Özdeşimi (Terapist= GNİP-NT, Hasta GNİP-KT)
Bu senaryoda (tek bir vakayı denetleyebildiğim senaryo), hem hastaya hem de terapiste çok fazla zarar verici olduğu kanıtlanan Stockholm sendromu gibi bilinçdışı bir sendrom mevcuttur. Az sayıda terapistin sado-mazoşistik karakter patolojisinden ya da sapıklıktan mustarip olacağını ve terapide bilinçdışı vurma fantezilerini ve kölelik ihtiyaçlarını eyleme vuracakları talihsiz bir gerçektir. Paradoksal olarak bu söylenen durum doğasında aşırı derecede sado-mazoşistik kalsa da gerçekte her iki katılımcı için de anlık rahatlama getirir. Çeşitli varyasyonlar mevcut olabilir. Görünürde kırılgan bir terapistin hem kendine hem de meslektaşlarına özgü olmayan bir şekilde hasta için üstlenmeye başlayabileceği ilk varyasyon hastanın kimliğini yeniden yapılandırır, hastayı terapiye daha fazla bağımlı kılar ve hastayı terapi dışında herhangi bir anlamlı temastan izole eder. Bu durum genelde mantığa büründürülür çünkü ihtiyaç duyulan tek sağlıklı ilişki terapidir ve diğerleri zehirli ve kötüdür. Çeşitli sınır ihlalleri kaçınılmaz olana kadar hasta ve terapist hastayı korumak için gittikçe daha fazla zaman harcıyor görünürler. Terapist kısa “açık seçiklik” anlarına sahip olabilir ve genellikle görünürde düşük bir işleyişle ve destek bekleyen bir hasta tipiyle yıkıcı ve tuzağa düşürücü bir ilişkinin içine çekildiğini fark edebilir. Anti-sosyal özellikler genelde mevcuttur ve çeşitli sınır ihlalleri meydana gelebilir (cinsel eyleme vurma). Süper ego patolojisinin (ilişkinin ensest doğası) terapistteki ve hastadaki bilinçdışı dinamiklerini yansıttığını kabul etmek nemlidir. Böyle vakaları denetlerken terapistin patoloji seviyesi şaşkınlık yaratacak ve kişi birdenbire çocukluğundaki travmatik materyalin oluşumunu görecektir. Örneğin şiddetli ruh hastalıklarına sahip ebeveynlere, manipülatif kişilik bozukluklarına, bilinmeyenlere maruz kalma, vb. Bu son söylenen dikkate alınırsa zaman zaman hastanın ve terapistin patoloji düzeyini gerçekten ayıt etmek zor olabilir ve roller sürekli olarak AB ile bağlantılı olarak tersine dönebilir. Hasta diğer bir klinisyene havale edilse bile terapist, meslek odaları tarafından sansürlenme riskinde bile hala hastayı kurtarmak istediğinin mi ve sürekli olarak sınırları zorlamada başarısız olma, risk alma davranışına katılmaya devam etme arasında kararsız kalır. Çeşitli aklileştirmeler mevcut olabilir ve çocukluk süresince şiddetli patolojinin korunmasız alıcıları olmanın trajik anlamda yapay maddeleridir.
5. Sonuç
KA fenomeninin BKB tedavisinde eşsiz öneme sahip olduğu düşünülmektedir. Bu yazının amacı Masterson ve Klein’in (1989) tanımladığı gibi BKB tedavisinde çeşitli KA belirtilerini incelemektir.
|