|
|
|
Mükemmellikçi KişilikHastamın biri dedi ki hocam u grubun karşısına geçip de şöyle terini rahat, rahat siliyorsun ya bana bunu öğret tüm servetim senin olsun. En büyük korkusu birilerinin karşına geçtiğinde yüzünde ter belirtilerini olması terleyen insanın aşağılık zavallı adi birisi olduğuna dair kanaatleri olması. Şimdi onun kanaatine göre ben terlediğim için çok basit adi sıradan bir insanım ama ben biraz şişkoluğumdan terliyorum. Biliyorum kilo vermem lazım tabi bunu şişmanlık falan diye de söyleyebilirdim ama birazda vurgu yapsın diye böyle ifade ediyorum. Evet, bugünkü konumuz mükemmelci insan tipi.”sesim geliyorum mu arkadaşlar? Geliyor” daha önce bizim konuşmalarımıza iştirak eden arkadaşlar bir ellerini kaldırabilir mi? Evet çoğu yeni arkadaş durum onu gösteriyor. Siz kaldırmadınız elinizi sizinle akraba olduk. Peki, kısa bir girişten sonra mükemmelci insana geleceğim yine bebeğe gidiyorum bebek ve annesine gidiyorum. Bebek dünyaya geldiğinde boş bir sayfa gibidir. Ama birtakım potansiyelleri içinde barındıran. Zamanı geldiğinde epigenetik bir açılımla DNA’sına yazılı potansiyellerle otomatik harekete geçen bir sistem. Nasıl yani bir yaşına geldiği zaman ayağa kalkar yürür istesen de istemesen de. Uygun bir iletişim ortamında olduğu yerde konuşma yetisi ortaya çıkar. Belirli bir döneme geldiğinde emeklemeye başlar. Ergenliğe geldiğinde otomatik olarak her şeye isyan eder. Bunlar öğretilmez bunlar doğasında olan şeyler insanoğlunun. İşte böyle bir yaratık dünyaya geldiğinde hiçbir şeyi bilmiyor. Neyi bilmiyor rengi bilmiyor sesi bilmiyor kokuyu bilmiyor. Beni ve ötekini bilmiyor. Yani ben nerede başlıyorum nerede bitiyorum o nerede başlıyor nerede bitiyor. Bunların hepsi okyanussal coşku diye ifade edilen kaotik bir ortam hercü merc içerisinde ben ve ötekinin sınırlarının olmadığı bir dünya. Bu süreç yavaş, yavaş bakıcı ve anne sayesinde bir entegrasyona gider. Annenin içinde doğmaya başlayan altıncı aydan itibaren kendisinin anneden ayrı bir varlık olduğunu hissetmeye başlar bunun ilk hareketlerini anne göğsünde emzirirken veya göğsünde yatarken çocuk kafasını geriye doğru atmasıyla başlar. Ben farklı bir şeyin senden farklı bir şeyim. İşte bir yaşına kadar süren bu daha sonrada detaylarıyla üç yaşına kadar tamamlanan bireyselleşme ve özerkleşme sürecidir. Anneden bağımsız bir birey olma sürecidir. Gün be gün saat be saat o çocuğun ruhunda inanılmaz faaliyetler olur. Aynen bir hücrenin mitoz bölünmesi gibi ruhsal yapı anneden ayrışırken kendi dünyasını nesne tasarımlarını içeri alacaktır bir varlık oluşacaktır. Kendi sınırlarını keşfedecektir. Günün birinde elini keşfeder eliyle öbür elini oynar inanılmaz güzel bir oyuncaktır kendisi için dokunanda dokunulanda kendisidir ve yoklar nereye kadar gidiyor. Günün birinde alttan bir şey kalkar o onun ayağıdır ama haberi yoktur eliyle ayağını tutar yeni bir oyuncak bulmuştur. Onunla oynak. Bakar o da onun parçası. Ama birtakım civardaki eşyalara dokunduğu zaman dokunulanın kendisi olmadığını fark eder. Bu süreçte vücuduna giydirilmiş olan deri sayesinde sınırlarının nerde başladığını ve bittiğini görür. Vücudunun sınırlarını keşfeder. İşte ben olma kavramı diğerlerinden ötekinden ayrılma kavramı “burada boş yer var böyle gelebilirsiniz arkadaşlar” Ben, ben olma kavramını yakaladıktan sonra ben oldum ama benlik çok zor bir şey. Yani birey olmak ben olmak çok zor bir şey. Evet, sınırlarımı keşfettim ama dünyada bir sürü şey var. Önce bunları anlamlandırmam lazım. Masa nedir sandalye nedir gök nedir yer nedir canlı nedir cansız nedir? Bunları ayırt edebilmem için etrafımda olup biteni gözlemlemem lazım. Beş duyu dediğimiz duyuyla ha bire introvizyon dediğimiz içe alımlarla sistemde neyin ne olduğunu eşyaların yerli yerine gelir. Bu da çok uzun bir süreç inanılmaz bir süreç. E bunu şöyle diyebilirsiniz. Grafikerler çizgi filim yapanlar animasyon yapanlar her bir kareyi tek, tek yapmak zorundadır. İşte dünyadaki her bir nesnenin ne olduğunu insan beyni tek, tek algılamak anlamlandırmak hafıza kayıtlarına almak zorundadır. Bu süreç tamamlandıktan sonra eşyanın yani tüm nesnelerin ne olduğu ile ilişkili zihinsel haritamızda mevcuttur. Bu sefer üçüncü basamak gelir. En önemli basamak bu eşyayla ben nasıl bir ilişki içine gireceğim nasıl iletişim içine gireceğim. İşte burada kaos başlıyor. Bir eşya ile çok çeşitli iletişim içine girilebilir. Neden gireceğim nasıl gireceğim. Şimdi şu sıradan bakalım herkesin oturma şekli ve stili farklıdır işte bedeniniz olan eşya ile iletişim şekli her birinizde farklı. Bu farklılığın arkasında işte zihinsel haritalarınız yatıyor. Hiçbir şey söylemeseniz de sizin oturuş sitilinizden sizin hakkınızda çok şey söylüyorlar. Bir kimyasal denklemin bir kısmını gördükten sonra redoksun diğer alanlarını doldurmak gibi bir şey. Şimdi işte burada çocuk nesneyle yani eşya ile iletişim şeklini ne yapacak. Bir sandalye basit bir şey gördü bir sandalye bu sandalye ne işe yarar ne işe yarayabilir sandalye bilmiyoruz. Bu sandalye yenilir mi yenilip yenilmediğini bilmiyoruz. İçilir mi onu da bilemiyoruz. Çiş mi yapılır onu da bilmiyor kaka mı yapılır onu da bilmiyor. Bunu üzerinde uyunur mu onu da bilmiyoruz. Bu sandalye onun için bilinmez bir boyut. Düşün ki evin içinde yüzlerce eşya var her biri inanılmaz kaos yaratan. Çocuğun nasıl davranacağını bilediği namütenahi sonsuz alternatifler barındıran eşyalardır. İşte bu kaostan kurtulmanın tek bir yolu vardır. Bu sandalyeyle anne baba ne yapıyor. Bunu yiyor mu bunun üzerine çiş kaka mı yapıyor bunun üzerine uyuyor mu yoksa bunun üzerinde oturuyor mu? Anne baba bunun üzerinde oturuyor. Masayı nasıl kullanıyorlar masa da yemek yiyorlar ders çalışıyorlar bir takım ihtiyaçlarını gideriyorlar. Klozette ne yapıyorlar çiş yapıyorlar. İşte her bir eşyanın ne işe yaradığı ve nasıl kullanıldığı ile ilgili kaotik ortamdan kurtulmanın tek yolu anne baba veya oradaki bakıcılar eşya ile nasıl iletişim içine giriyor onu kopyalayacağız. Farkında olmadan inanılmaz bir çalışmayla on saat kayıt yaparsın hep yaptığın kayıtları on, on beş saat uykudaki rüyayla ha bire yerine yerleştirmeye çalışırsın. Peki bu sandalye de oturulacak ama ne kadar oturulacak ne zaman oturulacak hangi şiddette oturulacak. Bu sefer başlar sandalyeye ne vakit oturulacak sandalyeye ye kalmadığı vakit oturulacak yemek süresince oturulacak ne oldu detaylar geliyor. işte bizde anne banın eşya ile ilişki kurma şekline bir kişilik örüntüleri diyoruz. Bugün tıpta belirlenmiş on iki tane bulvar var kulvar var. Kişilik örüntüsü olarak bunlardan bir veya bir kaçına sahibiz yoksa başka türlü hayatın kaosundan kurtulmamız mümkün değil bu sandalyeye nasıl davranacağımızı bilelim ki hayata devam edelim. Bu sandalye masa koltuk ev kapı bahçe şehir ne oldu her yer kaos aslında. Nasıl davranacağımızla ilgili kısma gelelim. Nedir bu on iki tane kişilik örüntüsü bir tanesi mükemmellikçi kişilik örüntüsü nedenselliğini açıklayacağım. Bunlar a b c kümesi diye ayrılıyor psikiyatride. A kümesinde şüpheci kişilik paranoid kişilik anne baba her şeyden şüpheleniyor çocukta şüphelenir şüpheci kişilik geliştirir. Şizoid kimlik anne baba yalnız yaşamayı tercih ediyor. Tek bir etkinlikten hoşlanamıyor kimse eve gelmiyor kimseye de gitmekten hoşlanmıyorlar. Eşya ilişkilerini de öyle görüyor ve öğreniyor ve doğrunun o olduğunu zannediyor. Şizotipal kişilik. A kümesinde. Hem de reel dünyanın fiziki varlığın ötesinde metafizik bir takım kavramların işlendiği bir e v ortamında aman nazar değmesin aman büyü yapılmasın aman ufolar gelmesin aman cinler periler saldırmasın diye ha bire garip, garip ritüeller yapılıyor. Çocuk bunu sandalye olduğunu görüyor ama bir de bu sandalyenin arkasında göremediği duyamadığı işitemediği sandalyeye hükümran olan sandalyeye etkin olan varlıklarla ilgili birtakım göremediği duyamadığı varlıklar olduğu şeklinde anne baba buna böyle yaklaşıyor. Sandalyeyi zamana zaman kutsuyorlar. Sandalye figürümüz bu olsun herhangi bir canlı herhangi bir anıt her hangi bir değer ne yapıyoruz bundan korunmak için bu zarar verici varlıklardan tılsım yapıyoruz. İşte bocuklar mavi boncuklar koyuyoruz at kafaları kuru at kafaları koyuyoruz evimizin içine. Benim annem de yaptı bunları un tütsülerdi biraz tombik bir çocuktum nazar değmesin diye her gün un tütsülerdi. Ceplerime üniversiteye giderken bir kısmından sarımsak kabuğu bir kısmından çörek otu çıkardı. Anne bu neyin nesi sen koy onarlı koy derdi. Nedir demek annem onları koymammış olsaydı muhtemelen başıma çok büyük belalar gelecekti onlar sayesinde kurtulduk. Konfirme oldu sistem. Böyle bir ortamda şizotipal kişilik yapısı gelişiyor yani mevcut fiziki yasaların ötesinde birtakım kontrol edilemeyen yasaların bulunduğuna olan inanç. B kümesinde ne var. Anti sosyal kişilik bozuklukları işte gazete haberlerinde mafya dizilerinde rahatlıkla adam öldüren hiçbir vicdani sıkıntı duymayan her şeyi hak ettiğine inanan yasalarla başı dertte olan insan tipi. Bunların vicdan ve süper egolarının gelişmelerinde problemler var yine aile ortamından kaynaklanıyor bunlar. Sabah akşam anne baba bu sandalyeyi döverse sandalye hata yapınca bacağına sıkarsa çocukta ileride günün birinde birilerinin bacağına sıkıyor. Narsistik kişilik bozukluğu narsistik kişilik bozukluğu kendini özel hissen kutsanmış hisseden değerli hisseden daha önceki toplantılarımda bahsettik. Bir yapı her yerde özle olduğunu ve her zaman bunu hak ettiğine inanan yapı. Özünde değersizlik çekirdeği vardır. Kendisine tapınan kendisini seven insanın temelinde öz kaynağında değersizlik ve yetersizlik duyguları vardır. Onun için hep değerli olduğunu ispata yükümlüdür. İspat etmek zorundadır onunda tek yolu öbürlerinin her an hayranlığını hissetmek mecburiyetindedir. Öbürlerinin takdirini almak mecburiyetindedir. Bu da narsistik. Borderline b grubunda üçüncü kişilik yapısı bir iyi bir kötüdür. Dördüncüsü histiriyonik kişilik yapısı b kümesinin. Bu da yüzeysel davranan kahkahadan bir anda kırılan bir iki dakika sonra olduğu yerde ağlayabilen hemen ardından tekrar kahkahalara boğulan hemen ardında gülebilen ağlayabilen gelgitleri olan sizinle birlikte on dakikada çok dost olur ay bir daha ayrılmayalım der bir arkasını döner siz unutur. Bu da histiriyonik yapı. Sık, sık ayılıp bayılan hanım arkadaşlarda var. C kümesinde bağımlı kişilik yapısı çekimser kişilik yapı ve mükemmelci kişilik yapısı diye üç kişilik yapısı var. Bugünkü konumuz mükemmelci kişilik yapısı. Bağımlı nedir birisine bağımlı olarak hayatını sürdüren yalnız başına hayatını sürdürme imkânı yoktur. Hep birilerinin gölgesine girmek durumundadır. Birisini onayı olmadan iş yapamaz. Bu ne demektir bu süper okul birincisidir aslında doktordur mühendistir hatta hâkimdir hatta hatta genel müdürdür ama mutlaka birinse bağımlıdır ya anneye ya bağımlıdır ya anne yerine ikame ettiği birisinin gölgesindedir. Bağlandığı insan kendinden çokta zayıf olabilir ruhsal olarak önemli değil yeter ki son kararı o vermesin birilerine bağlansın. Sizden akıllıdır siz götürür kıyafet mağazasına bunu alayım der ama kafasında birisine okeyletecek onu ya al çok yakışmış o zaman alır onu kendi başına alamaz. Tanırsınız böyle tipler vardır etrafınızda. Başka bir şeyde almaz kendi beğendiğin alacak ama mutlaka onaylatacak Çekimser de mağazanın önüne gelirde bir türlü çeri giremez. Utanır çekinir garibim. Oradan garson veyahut tezgâhtar buyurun abla veya abi dediği zaman kayar. Ah böyle mağazan içeri girse de kimse onlarla ilgilenmese şöyle rahat, rahat mağaza da konfeksiyonlara baksa. Tabi insanlarda tezgâhtarlarda anlamıyor bunların kişilik örüntülerini bilmiyorlar hizmet etmek için yanına yaklaşıyor ağabeyciğim bir ihtiyacın var mı yardımcı olabilir miyim o mağazayı terk eder ağır gelir ona. Son kişilik yapısı mükemmelci kişilik yapısı bugünkü konumuz yani. Bugünkü konumuz mükemmelci insanın anne babası nasıl davranıyor ki bu sandalyeye çocuk mükemmelci oluyor. Mükemmelci anne babanın sandalyeye davranış tarzı siz kafanızdan sandalye deyim kitap deyin defter deyin masa deyin çalışma masası yemek yapması makarna pişirme şekli börek pişirme şekli eve giriş şekli elektrikler açılmış kapanma düzeni bunların hepsini diyebilirsiniz bunların her biri bir sandalyedir. Sandalye efendim odada konurken masaya ayakların paralel olacak iki tane sağ ve sol ayağının masaya uzaklığı on bir santim olacaktır. Sandalyenin üzerine konana örtünün veya minderin sandalyenin tam ortasına konacak sandalyenin arasındaki yarımşar santim olan boşluğu eşit olarak dağıtılacak. Sandalyenin üzerinde kesinlikle toz parçası bulunmayacak. Ola ki misafirlerin haşarı çocukları sandalyenin bir kenarındaki cilayı veya boyayı hafifçe vurup da çatlatmışsa mutlaka her iş güç bırakılacak o gün ona uygun cila boya yaptırılıp sandalye eski haline getirilecektir. Sandalye her gün aynı konumda bulunacaktır. Diğer sandalyelerin uzaklıkları eşit olacaktır bütün sandalyelerin masa etrafındaki yerleşimi eşit bir şekilde olacaktır. Şimdi böyle bir aile düşünün ki ben sadece sandalyeyi anlattım tuzluğun yerini konuşmadım kavanozun yerini konuşmadım buzdolabında raflara yerleştirilmiş olan gıda maddelerinin yerlerini hiç konuşmadım. Ama hepsi sandalye gibidir. Bu arkadaşımız neyi öğrendi ki mükemmel olmayı mükemmelliğin inanılmaz güzel bir şey olduğunu öğrenir. Peki bu delikanlımız bu kızımız bebeklik dönemindeki, yaş iki anne babanın sandalyeye nasıl davrandığını gözlemleyecek gözlemlediği için sandalyenin nasıl muameleye tabi tutulacağını öğrenecek ve sandalyeyle nasıl bir iletişim kurulacağını net bir şekilde kafasında netleştirecek. Çünkü sandalyeyle yüz kere bin kere farklı iletişim şekli kurulabilir. Bu ne demektir iki kardeş arasındaki ilişki anne baba arasındaki ilişki her şeyi etkilemiş olacak. Kardeş abla ağabey baba eve geldiği zaman içier girecek zile üç kere basacak içeriden kapı açılacak ayakkabılar çıkarılacak orada ikisi kuzey yönlendirilmiş olan terlikler giyilecek sakin adımlarla içeri girilecek sağa dönülecek iyi akşamlar babacım oğlum iyi akşamlar annecim iyi akşamlar iyi akşamlar oğlum şeklinde seremoniler tamamlanacak evet yemek hazır buyurun denecek. Herkes kendi sandalyesine usulünce çekip yemeğe oturacak sol elini atacaklar sağ elin atacaklar bıçak çatal işlemleri makarnaya nasıl yanaşılacağı sosun ne şekilde ekileceği. Arkadaşlar gülmeyelim bir arkadaşımız makarnayı haşlama sitilindeki hata yüzünden kocası tarafından terk edildi. Kocası dedi ki makarna böyle haşlanmaz haşlandı makarnanın suyunun doğru alınması o süzgeçte bu şekilde yapılmaz. Boşandılar. Ben senin hayatını kolaylaştırmak için makarnanın nasıl süzüleceğini sana anlatıyorum erkek halimle ama sen bildiğini okuyordun bu hayat çekilme sen beni anlamıyorsun sen beni sevmiyorsun ben senin için neler düşünüyorum makarnanın suyunun nasıl süzüleceğine kadar düşünüyorum ama sen oralarda değilsin. O pırlata gibi hanımı boşadı. Neden! Makarnayı onun istediği gibi süzmediği için. şimdi anneden babadan bu çocuklar sandalyenin makarnanın kavanozun buzdolabının yerleştirilmesini eğer bir abi abla varsa onun yazıyı nasıl yazacağını kalemi nasıl tutacağını kalemi nasıl eskitmeyeceğini defterlerini nasıl bozmayacağını ve yıpratmayacağını kitapları açarken yarım şekilde açması gerektiğini tam açılırsa cildin kırılacağını ve yıllar sonra o çocukların kitaplarını açtığında sahaftan yen alınmış kitaplar gibi olacağını ve asla tam açılmamış olacağını defterlerin harika bir şekilde matbaadan çıkmış gibi düzgün yazı içerisinde olacağını görüşünüz. Bu güzle bir şey mi şimdi hoş bir şey mi? Burada ne oluyor arkadaşlar. Hikâyenin madalyonun birde öbür tarafını ha burada arkadaşlarımız başımıza genel müdür olacaklar bu arkadaşlarımız her şeyi mükemmel yaparlar çünkü mükemmel yapamadıkları zaman gece uyuyamazlar. Sıkıntı basar onları çocukla anne arasında bir iktidar mücadelesi başlar. Birey olmakla beraber bir yaşından sonra çocuk yürüme başlar derki anne elini tutayım düşersin hayır tutma elimi ben yalnız başıma yürüyeceğim sen yemek yiyemezsin ben yedireceğim hayır ben yiyeceğim bu aslında anneye şu mesajı veriyor anne bırak artık ben birey oldum içimdeki ruhum kabardı kendi eylemlerim kendim yapacağım ki hayatta yalnız başıma ayaklarımın üstünde durabileyim. Ne demek kaşığı alıp da o çocuğun üzerine başına yemeği dökmesi o güzelim sandalyeyi yemekle kirletmesi o güzelim masayı kirletmesi aman tanrım inanılır gibi değil ne yapacak anne baba çocuğu zaptu rapt altına alacak.çocuğu kontrol altına alacak. Kurallara uymaya mahkum edecek. Çünkü çocuk bağımsız annesinin bu kurallara uymayan sandalyeyle kafasına göre hareket ederse annenin dünyası dağılacak. Bildiği sistem budur. O zaman bu çocuk yola getirilmelidir. Nasıl yola getirilir bu çocuk cezalandırılarak. Bu cezalandırma sistemi karşısında çocuk özgürlüğünü mü yakalayacak yoksa cezadan dolayı özgürlüğünden vaz mı geçecek. İki tane yol vardır. Özgür olmanın yolu annenin dediğinin tersine hareket etmek özerk davranışlarda bulunmaktır birey olmaktır. Bunun bedeli ceza ödemektir azarlanmaktır dövülmektir kızılmaktır en ağırı da annenin sevgisinden mahrum bırakılmaktır. Anneni dediğine uyduğu zaman sandalyeye anne gibi muamele ettiğinde bunun bedeli birey olmaktan vazgeçmektir. Özgürlükten vazgeçmektir. Kuralların mahkûmu olmaktır. bu çelişki içerisinde inanılmaz bir kavga başlar anne ile çocuk arasında çocuğun son kalesi anne çocuğa her istediğini yaptırır çünkü çocuk zayıftır çocuk acizdir çocuğun fiziki kapasitesi anne ile kavga edebilecek güçte değildir. çocuk mahkum olur annenin dediği gibi hareket etmeye başlar ve kurallara uyar. Çünkü uymadığı zaman cezalandırılır. Nedir mesela anne diyor ki bugün sana almış olduğum mavi kazağı giydireceğim çocuk kırmızıyı giyeceğim diyor kırmızı almış çekmeceden geçirmiş kafasına bir buçuk yaşında iki yaşında üç yaşında giymeye çalışıyor. Anne ne yaptı kırmızı günü değil bugün bu gün ne günü mavi günü cırt çıkardı kırmızı tak geçirdi maviyi. Çocuk ne yapabilir bunun karşısında hiçbir şey. Çünkü fiziki gücü sınırlı. Fakat annenin yenildiği bir iki yer var. Çocuk orada bağımsızlık mücadelesine devam eder. Bu tuvalet alışkanlığıdır. Aslan evladım kaplan evladım kızım oğlum çişini kakanı bundan sonra tuvalete yapacaksın lazımlığa yapacaksın. Çocuk bekler yapmaz onu anne ile inatlaşacak özerkleşecek ya biraz sonra kırmızı çıkardı maviyi giydirdi ya o kakayı alıp klozetin içine veya lazımlığın içine koyacak. Doğru mu doğru. Bekliyor, bekliyor anne içindeki kakayı alıp oraya koyamıyor. Anne yalvarıyor aslan oğlum kaplan oğlum aslan kızım kaplan kızım. Aman tanrım anne ilk defa onun iradesine mahkûm olduğunu görüyor o ne zaman isterse kakasını açarsa kakası dışarı çıkıyor kakasını açmadığı müddetçe anne içine girip o kakayı alamıyor. Tutuyor inanılmaz keyif alır çocuklar bundan. İşte bu anal karakter dediğimiz karakter yapısını oluşturuyor. Bu insanlar daha sonraki hayatlarında mükemmeliyetçi kişilik yapısıyla hep kakalarını tutarlar genellikle kabız olurlar. Kaka dediğimiz şeyin arkasında başka neleri tutarlar. Parayı tutarlar bilgiyi tutarlar, kıyafeti tutarlar eski eşyaları tutarlar eski kitapları tutarlar her şey onların kakalarıdır hiç dışarı vermezler ve atamazlar. Gittim vergi dairesine eski bir vergi borcum çıkmış yurt dışına çıkacağım on yıl önce ödediğim bir taksit ödenmemiş tama ödeyeyim de halledeyim dedim. Orada evrakları hazırladılar müdür beye imzalatacaksın dediler. Anadolu’nun bir vergi dairesinde doktor olarak çalıştığım. Kapıyı vurdum önümü ilikledim. Bekliyorum içeri girdim söyle bir baktı spor toto oynuyor gazetenin arkasında onunla uğraşıyor. Bir daha baktı ben duruyorum kurbanlık koç elimde evrak o evraka imza atacak acilen uçağa yetişip İstanbul’a döneceğim. Tık yok beş dakika geçti on dakika geçti on beş dakika geçti bokunu vermiyor bokunu vermiyor o imzayı vermiyor bana. Anal karakter orada beni bekletecek. Devlet dairelerinde çok görürsünüz. Bizim toplumumuzun büyük kesiminde var maalesef. Bende bekledim on beş yirmi dakika bekledikten sonra vardık efendim lütfeder misiniz bir imzanızı bu kaka kelimesini ayıp olarak kullanmayız psikiyatri de rahat kullanıyoruz --- hocam çok affedersiniz böyle dönünce sesiniz az geliyor alamıyoruz— T.Ö : öyle mi geliyor mu şu an da – peki biraz daha yaklaşayım mikrofona evet gerçekten geldi ses teşekkür ederim uyardığınız için. — estağfurullah— Tabi orada arkadaşımız epeyce tuttuktan sonra ben götürdüm evrakı koydum evrak tekemmül etmişti ve imzasıyla şereflendirdi. Teşekkür ettim. Ben de istediğimi almıştım. Dedi ne iş yapıyorsun doktorum efendim ha falan ne doktorusun psikiyatristim. Efendim buyurun dedi isminiz nedir. Tahir ÖZAKKAŞ a dedi siz tanıyorum televizyonlarda falan gördüm. Lütfen bir çayımı içmez misiniz? Tabi orada sistem değişti. Şimdi dedim vaktim kısıtlı inşallah bir başka gelişimizde uğrarız dedik ayrıldık. Şimdi burada elindeki güç ve kudreti tutmak anal karakterin temel özelliğidir. Veremezler verdiklerinde yüreklerinden bir parça kopar. İktidarları gider annelerinin karşısındaki direnmeleri hayatın her anında direnmeye dönüşür. Bana imzasını vermiş olması içindeki iradeni yok edilmesidir. Orada beni bekletti yeteri kadar kendisinin benden üstün olduğunu hissetti ondan sonra lütfettiler o imzayı verdiler. Bunun gibi o karakter yapısı çocuk tarafından anne ile kavga esnasında tutulur fakat anne bu çocuğu aşırı cezalandırır da kakasını zamanında belirli bir yere vermemesi karşında sevgisini esirgen ceza verir. Bazı anneler geçmişte çok yaparlardı maşayla çocuğun poposunu yakarlar kibritle tutuştururlar bu korkudan dolayı çocuk teslim olur. Son iktidar kalesi de gitmiştir. Der ki bundan sonra şunu öğrendim ki kesinlikle kurallara uyacağım. Benim için hayatta önemli olan kurallara uymaktır gerisi hikâyedir. Evet, bu arkadaşımız artık sadece kural koliktirler kurallara uyarlar kuralların fonksiyonelliğinin onlar için önemli değildir çünkü kurallara uymazlarsa annelerinin cezalandırdığı gibi her an onlara ceza gelir. Dağ başında kırmızı ışıkta bir buçuk saat bekleyebilirler. Kurallar onu gerektirmektedir. Evet, bu kişilik yapısı daha sonra ki hayatında sevilebilmek annenin sevgisini alabilmek ceza görmemek adına mükemmelci kuralcı insanlar olurlar. Bu insanların sekiz tane maddesi vardır. Her toplunda yüzde sekiz yüzde on civarında görülür aramızda şu an yirmi otuz kişi bu kişilik örünütüsün de olduğunu düşünüyorum. Onlar genellikle benim gibi geç kalmazlar onlar saatini ayarlamışlardır. Geç kalanlara da bozuk atarlar. Bana da atmışlardır teşekkür ediyorum onlara. Sekiz maddeyi sayalım. Bu insanlar mükemmelcidir birinci madde. İkinci madde bu insanlar ayrıntıcıdır. Şimdi bu insanlar doğrucu Davut’tur vicdanlarının sesini aşırı dinlerler. Dördüncü madde bu insanlar kural koliktirler iş koliktirler çalışmaya çok düşkündürler. O kadar çok çalışırlar ki arkadaşlarından ve dostluklarından yoksun kalırlar eve bol, bol iş getirirler. Kaçıncı madde oldu dört mü oldu. Beşinci madde eski eşyalarını atamazlar biriktirirler. İlkokul defterlerin getir dersin getirirler. Eski kıyafetleri ağzına kadar tıkalıdır. Bunların genlikle balkonları olur istiflenmiş malzeme ile doludur. Bazen binalara bakarım şöyle bazı balkonlara koli, koli, koli hiç açılmayacak o koliler o koliler onunla birlikte mezara gidecek ama onlar hep tutulur tavan araları doludur bodrumları doludur. Bahçeleri varsa bahçeleri doludur altıncı madde bunlar ya ekip başı olacaklar bir işte çalışırken lider olacaklar organizasyon şefi olacaklar veyahut ta kendi kafasına uygun bir ekiple çalışırlar onun haricinde çalışmazlar. Çok duygusuz olurlar. Yedinci madde arkadaşlarız katır gibi inatçıdırlar. Bu katır ve inatçılığın nerden geldiğini anladık değil mi? O anneyle çocuk arasındaki kaka hikâyesinden ve bizim sayın müdürümüzün imza hikâyesinden. Sekizinci madde bu insanlar para harcayamazlar. Gelir düzeylerine uygun gider yapamazlar. Çünkü para ileride olabilecek felaketler için bugünden biriktirilmesi gereken bir meta olarak görülür. Bu sekiz maddeden dört tanesi sizlerde varsa bu kişilik örüntüsü içersindesiniz. Artık teşhisinizi kendiniz koyun. Evet, epey gülen arkadaş olduğuna göre baya sayı var demek ki. Şimdi bu arkadaşlarımız ilkokulda böyle ilkokulların önüne gidin pırıl, pırıl yakalıkları bembeyaz ütülenmiş önlükleri eğer kızlarımızsa saçları kurdelalanmış eşit ve simetrik şekilde taranmış saçlarıyla bunlar hiç çamur izi olmayan pabuçlarıyla tek, tek basarak okula giderler. Delikanlılarda aynı şekilde yüz tane öğrencinin içerisinde beşi altısı bu şekilde okula gider. İstikbalim obsesif kumpulsif kişilik yapısı arkadaşlarımız bize bir zaman uğrayacaklar bu arkadaşlarımız. Bu arkadaşlarımız okula gider gitmez okula nasıl girileceğini sıraya nasıl dizileneceğinin kuralarını hemen öğrenerek o kuralarla uymak için hazırdırlar. Hangi kurallara uyayım diye sorarlar. Öğretmenler inanılmaz sever bu çocukları hemen okul başkanı sınıf başkanı olur bunlar. Öğretmenler taltif eder ödüllendirirler. Ödüllendirildikçe öğretmene yalvarır yeni kurallar ver öğretmenim. Hangi ödevleri nasıl yapayım hangi kitapları nasıl bitireyim. Yaptıkça daha çocuk keyif alır keyif aldıkça öğretmen yeni kurallar verir. Çocuğun asla bireysel gelişimini ve kendi özgürlüğü ve özerliği ile tercih ettiği bir alan yoktur. Sadece ötekinin gözüne bakarak ne yapması gerektiğini söylenmesini bekler. Hep kurallara uyar tabi böyle bir çocuk okul birincisi olur. Burada kuralar vardır kurallar dolayısıyla bu çocukların duyguları olamaz olmamalıdır. Duygular onlara yasaktır. Onlar gülemezler onlar heyecanlanamazlar onlar sevinemezler onlar coşku duymazlar onlar basit insanların adi insanların işidir. Bizler kurallara uygun olarak disiplinli bir şekilde yapmamız gerekenleri yapmalıyız. Evet, yaparlar okulu dereceyle bitirirler, ödül törenlerine çağırılırlar orada da kurallar hep devam eder. Bilmiş çocuk olur bunlar hep büyümüşte küçülmüş dersiniz ya ukala tipler. Dana sonra ortaokul yıllarında da kurallar devam eder. On iki on üç yaşına geldiği zaman bir dalga gelir ergenlik dalgası dediğimiz dalga. Ergenlik dalgasında bir şans tanınır onlara bağımsızlaşma ve özgürleşme her türlü kurala isyan etme şansı bu içten gelen bir dalgadır. Derin bir dalgadır eğer, eğer bu dalganın sesini dinlerde eyleme geçerse özerk olma şansları vardır. Yok, başlarındaki ebeveynleri öğretmenleri idarecileri onun bu tip ufak, ufak isyankâr girişimlerini daha büyük bir darbe ile bastırırda o çocuğun bireyselleşme ihtiyaçlarını köreltirlerse çocuk ikinci harekâtında da başarısız olur. Kuralara uyan kural kolik bir çocuk olarak topluma kazandırılır. Artık onun yapması gereken hedefler vardır kurallar vardır. Artık o makarnanın nasıl süzüleceği ile ilgilenecektir. Çok önemlidir evdeki eşyaların hangi dizaynla dizayn edeceğinize dikkat edecektir. Müziğin hangi koltuktan hangi süre ile dinleneceğini ayarlayacaktır. Volümün hangi şiddet derecesinde olması gerektiğini konuşacaktır. Sinemaya giderken bir film izlerken hangi koltuklara oturulması gerektiğini o koltuklarda film hangi açıdan görüleceğinin seslerin nasıl yapılacağının etraftaki insanların nasıl susturulacağı ile ilgilenecektir. Asla bir filmin duygusal atmosferine giremeyecektir. İnsanlarla ilişkilerinde duygusal bir atmosferi yakalayamayacaktır. İşte bu arkadaşımız ergenliği geçirecek üniversite yıllarına gelecek üniversite yıllarında da ailesini annesini babasının ve toplumun önermiş olduğu bu dönem inşaat mühendisi önemlidir. Bizim genlik dönemimizde bir dönem vardı herkes inşaat mühendisi olurdu. Sonra açıkta kaldılar. İktisatta da teoride işte böyle sezon, sezon ihtiyaçlar olur o ihtiyaçlar beş yıl sonra karşılanır ve enflasyon olur. Soğan patates üretimde olur biliyorsunuz. Bir sene soğan çok para eder bütün çiftçiler soğan eker ertesi sene herkes iflas eder. O sene patates para eder. Herkes patates eker ertesi sene soğan kimse ekmez soğan yükselir patates ekenler batar. Bunu fark edenlerde tersini yaparlar para kazanırlar doktor olmak eğer o dönemde çok revaçtaysa kuralarla göre doktor olmalıdır. Eğer, bilgisayar programcısı veya bilgisayar mühendisi olmak revaçta ise bilgisayar mühendisi olurlar. Ama kendilerinin ne istedi ile ilgili bireysel tercihleri yoktur. İşte bu arkadaşlarımız hayatı yaşarlar her şey mükemmel gitmektedir her şey sistem içindedir. Bu arkadaşlarımızın hayatta en önemli bildiği şey kontrol duygusudur. Kontrol etmek. Her şey onların kontrolünde olmalıdır. İşte mükemmelcilikleri ve ayrıntıcılıkları buradan gelir. Çünkü bir şey kontrol dışına çıkarsa içeride hortlamaya hazır olan özgürleşme ve bireyleşme duyguları her şeyi istila edip sistemi tamamen değiştirebilir. Onun için her şey kontrol edilmelidir. Kontrol edildiği müddetçe problem yoktur. Bu hastalar bu kontrol duygusunu ve kişilik örgütlenmesi kontrol duygularını abartırlarsa obsesif kumpulsif dediğimiz hastalığa dönüşür bu sistem zaman, zaman bu hastalığa bu ayrı bir bozukluk. Şurada bıçak vardır meyve bıçağı şurada çocuğu gezmektedir iki yaşında üç yaşında beş yaşında. Zihnini de kontrol etek zorundadır nasıl masayı sandalyeyi kontrol ediyorsa bu arkadaşlarımız zihninden bir fikir fırlıyor geliyor ya bıçakla çocuğumu kesersem. Buyur buradan yak. Keser miyim keserim. Böyle bir düşünce geldi ne yapacağız şimdi. Bıçak burada düşünce burada elim burada çocuk orada bu el bu bıçağı alırda çocuğu keserse. Birçok anneden durum bu. Anne panikler çünkü bunu kontrol etmek durumundadır o düşüncelerini dahi kontrol etmek durumundadır. Ne yapar anne ne yapabilir bıçakları saklar. Evdeki bütün bıçakları alır ulaşamayacağı en yüksek dolabın üstüne koyar. Akşam eve bey gelir ya meyve yiyecek bir bıçak getirsen. Şey ya ısırsana onu kabuklu yemek şifadır iyidir yıkadım ben onları yok, yok getir bir tane. Bilmez ki ta mutfağın en üst dolabına bıçakları sakladığını. Ola ki bıçakları alırda çocuklarımı keserim diye. Gider koyar bir merdiven veya tabureyi çıkar oradan bir tane bıçak alır getiri koyar gözü bıçaktadır. İşi bitse de hemen götürse yerine koysa. Bu tabi ayrı bir hikaye ye giriyor. Şimdi bu arkadaşlarımız okul birincisi oldu iş yerlerine gidip çalışmaya başladılar. İş yerlerinde beklenen nedir çok çalışmak çok üretmek kuralarla uymak. Bu arkadaşlarımız ne yaparlar. Kurallara uyarlar. Patronları tarafından müdürleri tarafından çok sevilirler. Binbaşı gelmiş ya buraya niye nöbete gönderiyorsunuz insanları demiş. Nereye efendim haritayı göstermiş bak demiş burada tepenin başında bir nöbet emri var. Şunu anladık cephanelik şura benzinlik şura garnizonun bulunduğu yer şura lojmanların bulunduğu yer. Bu tepede ne var demiş ne stratejik önemi varda buraya nöbet koyuyorsunuz. Devir almış yeni devralmış garnizonu orayı inceliyor nöbet listesine bakıyor. Efendim buraya nöbet konmuş buraya nöbete gidiyorlar. Oğlum buraya niye nöbete gidiyorlar bunun mantığı ne? Bilmiyoruz efendim emrettiler gidiyoruz biz. İki saat orada nöbet tutuluyor şaki şak iki saatte bir nöbet değişiyor devriye geziyor nöbet yerlerini değiştiriyor. Açın demiş şu nöbet emrini kim koymuş. Böyle geriye, geriye doğru gidiyor on yıl öncesine varıyor. On yıldır orada nöbet tutuluyor niye tutulmuş, kim vermiş bu emri albay bilmem kim vermiş ne diye vermiş efendim gece devriye yaparken orada arabası bozulmuş albayın oradan kaldıramamışlar sabaha kadar aracın başına bir şey gelmesin diye sabaha kadar nöbet emri koymuş fakat nöbet emri unutulmuş kalıcı hale gelmiş on yıldır orada nöbet tutuluyor. İşte mükemmelci insanın hayata bakış tarzı kurallara uymak üzerinedir. Sağlıklı insan normal insanın hayata bakış tarzı da kurallar fonksiyonel midir? Bu kural benim hayatımı kolaylaştırıyor mu? Bu kural bana nasıl işe yarıyor. Bunu inceler eğer bir insan yaşamında her anında her diliminde kıyafetinden yemesine içmesine yatmasına kadar her şeyi sorgulayamıyorsa yani yaptığım iş bana fonksiyonel mi benim hayatımı kolaylaştırıyor mu benim hayatıma kalite katıyor mu benim estetik zevklerimi tatmin ediyor mu diye sormuyorsa o insan kurallara mahkûm zavallı bir köledir. Şimdi yine kendimden örnekler vereceğim. Ukalalık olarak nitelendirmeyin de. Örnekler yerine otursun diye. Ben Anadolu çocuğuyum şehirliyim ama Kayseriliyim. Var mı Kayserili aramızda bir tane hemşerim çıktı bir tanede oradan çıktı bizim bir salonumuz olur evlerimiz büyüktür Kayseri de Kayserililer varlıklıdır yerlisi. İki yüz metre karelik daire de altmış yetmiş metre kare salon olur çok güzel dizayn edilmiş işte koltukları mobilyaları biz o salona diremeyiz o salona giremeyiz niye giremeyiz o salona misafirler alınır. Misafirler ne zaman gelir bayramdan bayrama gelirler ayda bir toplanırlar bir de dünür için gelinir. O dönemler de kilitli olan o kapılar açılır o misafirler oturur ve giderler. Biz hep uzaktan müze seyreder gibi seyrettik uzaktan. Tabi ailenin imkânları fena değil o misafir odasına büfeler alınır hepinizin evinde vardır. Anadolu da her evde var. Efendim büfeler ne işe yarar bizim evimizde de büfe vardı. Asla kullanmadığımız birkaç kristal bardak birkaç fincan ve sağdan soldan ve yurtdışından hediye getirilmiş ne bileyim işte garip bir takım figürler. Bir ömür boyu onları seyrettik. Ama ahdettim ulan dedim eğer kendi evim olursa salondan dışarı çıkarsam namerdim. Güzel ceviz masamız vardı asla kullanamadık. Mutfaktaki adi formika masa da yedik. Babam rahmetli de yemedi o ceviz masada annemde yemedi daha rahmetli olmadı ama. Tabi ben evlendim kendi evimi kurdum hanıma dedim ki hanım salondan başka yerde yaşamayacağız. En güzle yerlerde biz yaşayacağız. En güzel eşyayı biz kullanacağız misafire de artarsa bir miktarını vereceğiz. Tabi burada biraz taklitçiliğimiz toplum olarak taklitçiliğimiz geliyor. Fransız kültüründen gelen büfe sistemi onların antik eşyalarını koymuş olduğu sistem bizim, bizim dünyamızda ancak birkaç kristal birkaç fincanlık hale dönüşmüş. Tabi şimdi kullanılmayan bir sisteme dönüşmüş. Bende evimde salonuma rahat koltuğumu aldım o büfe yerine kitaplığımı yaptırdım dediler ki yahu utanmıyor musun bu güzel salonun ortasına böyle bir kitaplık koymaya ben utanmıyorum siz utanın dedim siz utanın dedim. Ve bu bana fonksiyonel mi değil mi? Onu denemeye çalıştım. Tabi bir bakıyorum zaman, zaman kuralarla bizde uyuyoruz ama hep, hep o iç görüyü yakalamaya çalışıyoruz. Muayenehanemiz yaşama şartlarımız her şeyimiz fonksiyonel mi değil mi okuduğumuz şey fonksiyonel mi değil mi yani bizim istediğimiz şeyi mi yapıyoruz. Bizden beklenen şeyi mi yapıyoruz. Dış odaklı mıyız iç odaklı mıyız? Yaptığımız şeyi yaparken keyif mi alıyoruz yoksa sonucunda bir gün keyif alacağımızı mı umuyoruz. Bunları değerlendirmek gerekiyor. Demek ki mükemmelci arkadaşlarımız bir kurala uymak zorunda fonksiyonellikle bir dertleri yok. Fonksiyonel mi afonkisyonelmiş işe yarıyormuş yaramıyormuş önemli değil. Kuralda ne yazıyor yönetmelikte var mı yok mu? Yönetmelikte varsa bitmiştir. Asla o tartışılmaz. Yine bir hatıramı anlatayım. Bir sınav sistemi vardı üniversitemizde biraz adil değildi bu sistem dedim ki ya hocam bu sistem benim kafama yatmıyor. Bu makul değil mantıklı değil fonksiyonel değil adil değil. Ne yapalım dediler yönetmelik böyle. Sizin bu yönetmelik dediğiniz şey nedir. Genç bir doktorum o zaman. Üniversite senatosunun almış olduğu kararla çıkartılan ve üniversite mensuplarının uymakla yükümlü olduğu şey. Dedim üniversite senatosu kim tanrı falan mı peygamberin vahiylerimi. Yok dedi bizim hocalarımız. Şunu desene bana bizim hocalarımızdan bir kısmı oraya oturuyorlar ya şu iyi olur diyorlar. Akıllarını kullanıyorlar kural koyuyorlar o kuralları da bu üniversitenin işlemesi adil olması daha kaliteli işlerin daha kısa sürede yapılması için konan kurallar değil mi. Evet onun için. O zaman ben hocama giderim rektörüme durumu anlatırım rektörüm akıllı bir insan buradaki kuralın işlemediğini fonksiyonel olmadığı tam tersine a fonksiyonel olduğunu sistemi durdurduğunu adaletsiz bir uygulamaya neden olduğuna ikna ederim çünkü benim düşündüğüm doğru. Şu da delillerim. Sen manyak mısın dediler evet manyağım dedim. Çıktım rektöre vardım sayın rektörüm kabul buyurun efendim. Buyur evladım bu meselenin alsı böyle, böyle ben bu kuralın değiştirilmesini talep ediyorum. Acilen yönetmeliğin değiştirilmesini talep ediyorum. Söylediklerin bana çok makul ve mantıklı geldi öğleden sonra senato toplantısı var. Gel seni de çağırıyorum. Gündem maddesine de kuralın değiştirilmesini yazıyorum. İlk toplantı da değişecektir yönetmelik bundan sonra böyle uygulanacaktır. Bitti başka kural kanun emri. Ya kanun emri ama kardeşim bunu kim yapıyor. Tanrıdan mı geliyor bu kanun yok. Meclisteki iki yüz elli tane vatandaş diyor ki biz bunu böyle doğru bildik diyorlar çünkü halkımızın mutlu olması refaha erişmesi daha fonksiyonel yaşaması barış içinde olması daha kaliteli bir yaşama kavuşması için biz u yasaları halkımız için yaptıklarına inanıyorlar doğru mu doğru. Eğer bu yapılanlar yanlış sonuçlar doğurduysa ben bu iki yüz elli tane parlamenter tek, tek görüşürüz bir yıl uğraşırım beş yıl uğraşırım on yıl uğraşırım eğer halkı düşünen insanlar varsa benimde söylediğim şey doğruysa bu yasalar değişir. Bir kişinin direnmesiyle olur…. Kurallarda mahkemelerde hakimlerin bir tanesi yasaları anayasaya aykırı bulursa mahkeme kendisi direkt olarak itiraz hakkına sahiptirler.hayır ben bu yasayı meclisin çıkardığı bir gurubun onayladığı bu yasayı ben anayasaya aykırı buluyorum ve uygulamıyorum dediği zaman tekrardan tartışmaya açabiliyor.ve, birçok karar vardır ki hakim kararıyla mecliste tekrar geçirilmiştir. Yani fonksiyonel düşünenle köle düşünen zihniyeti ayrıştırmanız açısından.tabi zor bir şey bireylerden oluşmuş özerkliği özerk toplum dediğimiz fonksiyonel rasyonel akılcı düşünen bir toplum bir yere dogmatik fanatik tarafçı siyasi bakarsanız bu özellikleri kaybedersiniz. Bu mükemmelci arkadaşlar hayatlarında ne yapıyorlar. Mutlu yaşıyorlar mı bir de o tarafa bakalım. Evet bu arkadaşlarımız başarılı oluyorlar yönetici oluyorlar. Bu arkadaşlarımız çok para kazanıyorlar. Acaba gerçekten hayatı doygun yaşıyorlar mı? Maalesef bu arkadaşlarımız her şeyi kontrol ettikleri oranda sistemde problem çıkmıyor. Bir delikanlı yirmi iki yaşında üniversite öğrencisi mükemmel bir çocuk harikulade mahalle hayranlıkla izliyor babası subay iki kardeşten büyüğü erkek. Sabah yedi otuzda kalkıyor yedi otuz beşte … gidiyor yedi kırkta kahvaltıya oturuyor yedi elli de kalkıyor sekize beş kala servise biniyor sekiz yirmi beşte okulda sekiz otuzda derste. Yıllardır bu sistem böyle çalışıyor. Böyle bir çocuk elbette okul birinci olacaktır. Delikanlı okul birincilikleri ile gidiyor ve mahalledeki anneler veya lojmandaki annelerin hayali kızlarını bu delikanlıya vermek. Ah böyle bir damatları olsa. Çünkü o kadar hoş ki teyzeciğim nasılsın diyor her gün soru soruyor ama hep böyle resmi yapılması gereken. Çocuk sağa sola bakmıyor hiç ahlaksızlığı görülmemiş terbiyesizliği yok. Jilet gibi giyiniyor böyle takım elbiseyi görseniz yani manken zannedersiniz her gün aynı şekil ya bir gün de ütüsüz olsun bir günde kırışık olsun. Yok bembeyaz yakalar bembeyaz gömlekler traş her zaman aynı. Ankara da sınava giriyor ikinci sınıfta hep doksan, doksan iki doksan beş sınıfta en iyi notlardan biri bunun hiç şeyi olmamış tersi olmamış o güne kadar. Bir hukuk notuna bakıyor karşıya bakıyor adı karşısında altmış beş yazıyor bir daha dönüyor altmış beş yazıyor bir daha dönüyor altmış bey yazıyor yukarıdakilere bakıyor yetmiş seksen doksan var dönüyor bir daha bakıyor altmış beş gözlerini ovalıyor yine altmış beş. Hayatında ilk defa doksandan düşük not alıyor. Bu arkadaşımız Ankara gaziden başlıyor koşmaya Tandoğan, Tandoğan’dan Kızılay’a Kızılay’dan Çankaya’ya kadar koşuyor. Niye koştuğunu bilmiyor kaçıyor. İçi öyle yanıyor ki öyle yanıyor ki bir kural bozuldu. Bir sistem çöktü bir dünya göçtü. Ankara da bir sinemaya gidiyor karanlığa yüzünü kapıyor ağlıyor, ağlıyor, ağlıyor rahatlayamıyor. Bir süre sinemada kimsenin görmediği yerde gözyaşlarını döktükten sonra çıkıyor eve geliyor. tam tersi yönde Aydınlıkevler’e t harfi gibi bir şey çizdiğim şey.ulusa koşuyor yürüyerek koşarak içindeki öfkeyi dindirecek Aydınlıkevler’e eve geliyor. Banyoya giriyor yüzünü yıkıyor gözünü yıkıyor. Kafasını kaldırdığında banyoda ecza dolabı görüyor. Orada ecza dolabını açıyor orada ne kadar ilaç varsa alıyor ve yutuyor ve gidiyor odasına yatıyor. Anne baba memur baba subay anne öğretmen mesai bitiminde eve geliyorlar çocuk içeride ağzı köpürmüş bir şekilde yatıyor apar topar acil servise kaldırıyorlar midesi yıkanıyor çocuğun. Doktor soruyor ne oldu sana. O kadar mükemmel bir çocuk ki kimsenin aklına bu çocuğun intihar teşebbüsünde bulunacağı gelmiyor. Ya okulda yemek yemiştim her halde zehirlenmiştim sokakta yemiştim diyor. Hım gıda zehirlenmesi muhtemelen diyorlar. Aradan dört yıl sonra ilk defa bana bahsetti o girişiminin intihar girişimi olduğunu. Altmış almanın onurunu nasıl zedelediğini kendisini yıktığını kendisi affedemediğini ancak kendisini öldürerek affedebileceği şekilde bir gururla böyle bir eylemi gerçekleştirdiğini. Bir başka obsesif kumpulsif arkadaşımız süper mühendis okul birincisi üst düzey yönetici her şey mükemmel gidiyor. Kural kolik iş kolik duygu sıfır. Günün birinde bir kıza aşık oluyor. Kız beğeniyor kızı beğenmesinin arkasında da ta çocukluk döneminden bir başka arkadaşına benzemesi var. Bu delikanlı kıza âşık ama dönüp bakmıyor. Minibüs kuyruğunda iki gerisinde duran bir kız biranda içi akıyor. Tanrım bu nasıl bir şey diyor hani yıldırım aşkı dünya nasıl bir şeydir. Kızın indiği durakta iniyor kız takip ediyor koskoca üst düzey yönetici. Kızın girdiği ofise bakıyor ve takip ediyor aynı günde aynı yere sonuçta kızın ismini öğreniyor çalıştığı yeri öğreniyor vesaire. İlanı aşk ediyor kız kabul ediyor bir süre çıkıyorlar. Daha sonra kız bunu tersliyor ve ben seninle çıkmak istemiyorum diyor. Aman tanrım kız telefonlara çıkmıyor kız kabul etmiyor. Kızımız sarı saçlı trafik ışığında sarı ışık yanıyor sarı ışığa takılıyor gözleri kızın hayali geliyor kilitlenip kalıyor ve ne zaman ki dakikalarca arkadan korna sesleriyle ışığın yeşile döndüğünü fark ediyor arkadaki insanların kornalarıyla yola devam ediyor. Hayatı kilitleniyor iş yapamaz oluyor toplantılara giremez oluyor ve bu kafasındaki bun kızın kendini reddetmesi duygusundan kaynaklanan kırılmayı narsis kırılmayı obsesif kontrol dışı olma sistemini çökebilmek için bana geliyor. üçüncü bir örnekte sohbetimin başında söyledim mükemmel bir evlilik ve dizayn kuracağına inanan bir arkadaşımız birinci evliliğin de başarısız olunca eşi trafik kazasında vefat eden bir hoş hanımla dul olan bu hanımla bir evlilik bir izdivaç gerçekleştiriyorlar ve bu hanımında bir kızı var. Öyle içten öyle samimi ki bu çocuğu baba olarak benimsiyor eşini de eşi olarak benimsiyor onarlın geleceğini garanti altına alabilmek için inanılmaz detaya giriyor kontrol mekanizmaları kuruyor.çocuk sabah kahvaltıya kahvaltı masasına nasıl oturulacağını yarın gideceği büyük insan olunca gideceği sosyal ortamlarda girdiğinde ayıp edecek bir davranışta bulunmaması şimdiden eğitilmesi gerektiğini çatal bıçağı nasıl tutması gerektiğini sabah kahvaltısında çatalın önce hangi kahvaltılılara batırılması gerektiği ile ilgi bir sürü ritüel. Çocuk maymuna dönüyor. En sonunda makarnayı süzmeyle ilgili başlayan yanlışlık ve davranışla sistem boşanmayla sonuçlanıyor. Küçük kızımız altı yaşlarında anne annenin evine gidiyor sabah anneanne ona domatesler reçellerle salatalıkla peynirler çok güzel bir kahvaltı hazırlıyor tepsi içinde getiriyor. Anneanne böyle rast gele gönlü ne istiyorsa çatalını gezdirip ona batırarak yiyor. Ama anneanne böyle olmaz ki diyor. Ne demek nasıl olmaz sırayla yemiyorsun sen. Kızım ne sırası nereden çıktı bu sıra ne istiyorsan onu ye. Ne demek ne istiyorsan onu ye. Kızım istediğini yiyebilirsin. Ciddi yiyebilir miyim anneanne yiyebilirsin. Çocuğun gözlerindeki ışıltıyı görmeniz gerekirdi diyor annesi o özgürlük duygusu o istediğini istediği şekilde yiyebilecek istediğini istediği şekilde yiyecek. Çocuğun ruhundaki o kontrol duygusu ki hepsi iyilik adına yapılan mutlaka iyi niyet adına yapılan yapan insanında yüz de yüz inandığı ama sistemin ne kadar kural kolik olmanın getirmiş olduğu var olmanın nasıl engellendiğinin güzle bir örneği idi. Evet, bir tarafta kontrol kuralara uyma bir tarafta özgürlük ve fonksiyonel olmak. Eğer hayatınızdan fonksiyonel olan kurallara sahip çıkıyor a fonksiyonel kuralları sorgulayabiliyor isek onların yerine daha sağlıklı işler işlerimizi kolaylaştırıp estetik kaygımızı tatmin eden kurallar koyabiliyorsak kuralları sorgulayabilme kuralımız varsa hayatımı ne güzel. Yok, önümüze konulmuş olan menüleri sadece başkaları bize kızmasın bizi azarlamasın bizden sevgisini eksik etmesin diye inanmadığımız fonksiyonelliğini sorgulamadığımız kurallara uyuyorsak hayatı gerçekten yaşamış sayılmayız. Evet, ben bugünkü obsesif kumpulsif kişilik örüntüsü veyahut mükemmelci ayrıntıcı kişilik diye tanımladığımız kişilik örüntüsünün genel hikayesini burada kesmek istiyorum.konuyla ilgili soru varsa yanıtlamaya çalışacağım. SORU: hocam şimdi batı daha kuralcı mesela Avrupa Amerika çok kuralcı gözledik her türlü kuralları çok iki adımda bir bizlerde de genellikle kurallara uymayan bir toplumuz genel olarak şimdi onarlın çoğu da mükemmelci mi onların kimi iyi yoksa bizim ki mi yoksa ikisi de mi T.Ö: ikisi de kötü tabi batının kuralcılığın bakarsanız bizden farklı. Tabi bilmiyorum yurtdışına gidenleriniz görmüş müdür? Bir cadde de on tane trafik işareti görüsünüz bir direkte. Cuma günü söyle, söyle park edilir cumartesi söyle, söyle park edilir Pazar böyle, böyle park edilir pazartesi şu araçlar park edebilir Salı şu araçlar park edebilir. yani orada maksimal faydayı elde edebilmek için bir sokakta bir cadde de her gün her saatine özel kural koymuşlar. Tabi bu ayrıntıcı kural aslında fonksiyonelliği sağlamak için işte hafta sonu orada cadde çalışmamaktadır büyük araçlar park edebilir ama hafta içerisinde cadde çalışmaktadır büyük araçların park etmesi yasaktır. Hafta içerisinde şu saatlerde çok yoğun trafik olmaktadır diyelim on bir ile üç arasında tüm araçların parkı yasaktır. Yayanın işini kolaylaştırmak gibi. Tabi bu daha çok detaycı bir devlet sisteminin getirmiş olduğu takdir edilecek bir şey. Ama orada da insanın bireysel ve özerk insanın inisiyatif kullanabileceği alanlar varken bu alanlar yok sayacak bir kuralcılık zihniyeti hakimdir. A bunun basit bir örneğini kendi hayatımdan vereyim.. Amerika da ben arabayla geziyordum yol bitti hoş geldiniz Kanada’ya yazdı. Mean eyaletinde dedim ya Kanada’ya gelmişiz dedim basayım gireyim içeri fakat benim Kanada vizem yok Amerika vizem var ama kanada vizem yok. Hoş geldiniz dedi pasaportumu verdim dedi sizin vizeniz yok. Evet yok dedim e ne olacak dedi niye geldiniz o zaman valla dedim istiyorum. İsteyenin bir yüzü kara vermeyen Arap mı derler. Dedim ben geldim eğer mümkünse girmek istiyorum. Eğer sınırda vize alma imkanı varsa vize alayım. Yok dedi vize almazsınız burada kurallar var elçilikten vize alıp bastırıp öyle geleceksiniz. Peki, benim burada işimi kolaylaştıracak bir kuralınız var mı? Dedim bir şefinizle görüşebilir miyim dedim. Şef geldi dedim ben doktorum psikiyatristim eşimde doktor biz bir kaç günlüğüne Kanada’yı görmek istedik. Bir aydır Amerika’dayız Amerika vizemiz var ama eğer izniniz olursa birkaç günde kanada da dolanıp arabamızla geri çıkacağız dedim.adam tabi şeyimize baktı durumumuza baktı dedi Kanada’da kural gereği dedi Kanada’dan bir adres bildirirseniz ben sizi içeri alacağım bir haftalık vize vereceğim dedi. Şimdi ben kanada da nereden adres bildireyim amcamın oğlu yok dayımın oğlu yok. Dedi herhangi bir adres olabilir dedi. Ha bir dakika var dedim benim arabamın arkasında benim psikiyatri kitaplarım var hemen bir psikiyatri kitabı açtım hemen Montreal üniversitesinden bir öğretim üyesinin referanslardan birisinin ismini buldum. Prof. dr. George bilmem kim. Montreal üniversitesi psikiyatri ana bilim dalı öğretim üyesi bir makale yayınlamış. Ha dedim Montreal üniversitesi tıp fakültesi psikiyatri ana bilim dalından George bilmem kimin ziyaretine gidiyorum dedim. Ha oldu dedi. O yazdı oraya kuralları uyguladı bende kural gereği adres bildirdim, geçtik içeri ama oradaki vatandaş inisiyatifini kullandı. Yani o kitaptan çıkardığımı gördü adresi sadece kendi kurallarına uymak ve sadece şefine evet bana böyle bir adres beyan ettiler bende yetkime dayanarak bunu uyguladım. Katiyen Amerikalı bunu yapmazdı. Çünkü Mean eyaletinin girişinde genellikle Akdeniz kökenli Qebeck bölgesidir Fransız ve İtalyan’dır. Bir de Akdenizli ve sıcak insanların olduğu bölgede arada da bizim de sıcaklığımız biraz daha kuralları esnetebilme becerimiz fonksiyonel hale getirmek yani adam gelmiş eşiyle gelmiş Amerika’yı geziyor burayı da gezmek istiyor. Böyle bir sistem evet SORU:şimdi kuralarla uyan …alışkanlıklar… T.Ö: ya özgürlüğünüzü almak için mücadele edeceksiniz özgürlüğünüz için öleceksiniz veyahut ta kuralarla uyup yaşayacaksınız SORU:… yalnızsınız. T.Ö:… güzel bir lafı vardır. Siz benim bedenimim hapsedebilirsiniz düşüncelerimi asla hapsedemezsiniz. Mandela da aynısını söyledi eğer insan zihinsel olarak özgürse zihinsel olrak bağımsızsa hiçbir kelepçe vuramazsınız. SORU:… T.Ö: içinde, içinde hissediyorsan toplumda tekte olsan özgürsün o çok önemli. Karıncaya sormuşlar nereye gidiyorsun hacca gidiyorum demiş ya boyuna posuna bakmadan hac nere sen nere. Bu yolda ölürüm demiş. Anlatabildim mi o duyguyu hissedebilmek. Özerklik ve özgürlük birey olmak o kadar güzel zaten sonuç için çalışmıyorsun süreç içinde alışıyorsun. Böyle dinleyecek inceleyecek anlayacağız. SORU:… sonuçta hangi sistem olabilir bunların dayatmasıyla kişi …bu da kişide bir bozulmaya yol açar mı? T.Ö:soruyu tam anlayamadım SORU:bazı insanlar din moda eğitim öğretim sistemi bir yerde insanların yapısını kişiliğini bozuyor mu? T:Ö:kurallara uymak ve size gösterilen kurallara uymak hayatı kolaylaştırır sandalyeyle nasıl iletişim içine gireceğinizi belirler ve kaostan kurtarır. Ama idrak eden b,r beyin özgürleşmiş bir beyin bu sandalyeye niçin böyle davranıyorum diye sorgular sorguladığı yerde yaptığı şey doğruysa devam eder yanlışsa terk eder. Sorgulanmadan inanılan bir dinde din değildir anlatabildim mi? İnançta değildir. Sadece taklidi olarak uygulanan havami olarak uygulanan bir sistemdir. Eğer sorguluyorsan ve sorguladığında o kuralları uyguluyorsan o zaman inanıyorsun yoksa zaten inanmıyorsun sorgulamıyorsun gerçekten inanan bir insan değilsin sadece taklit ediyorsundur.eğer sorgulayamayacak kadar zayıfsa senin inançların zaten mutlak inanç olması mümkün değildir. SORU: efendim ülkemizdeki insanların dine yönelmesi dua etmesi değiştiriyor mu insanları T.Ö: yapılan değişim değildir ama rahatlatır kısmı rahatlatma sistemleridir diyebiliriz. O yapılar iç görüyle farkındalıkla sorgulamakla değiştirilebilir uzun yıllar alır. Çünkü hayatın her yerine sinmiştir o kuralcılık. Orada hep sorgulayacak fonksiyonel mi a fonksiyonel mi? Böyle bir beyin yani onarlı sorgulayan bir yeti yeni bir kural ihdas etmesi gerekir. SORU: efendim mükemmelci kişilik yapısı ile hastalık üzerinde olan sınır çizgisi nedir. T.Ö: fonksiyonel olarak yapılan kuralcılık çok güzeldir işe yarıyordur. İşleri sistematize eder. Daha kısa yoldan yapmayı sağlıyordur. Diğerleri ise ayrıntıcılıkta boğulur fonksiyonel olmayan bir sonuca götürüyordur birisinde duygular vardır mutluluk hüzün keyif gülme diğerlerinde sadece kuralların getirmiş olduğu katılık vardır. Bu sınır yoksa hepimiz kurallara uyarız mutlaka sandalyeyle bir şekilde iletişim kurmak zorundayız o iletişimi fonksiyonel olup olmadığına bakıyoruz. SORU: tamamen beni anlattınız baştan sona. Başkalarının kurallarına uymuyorum kendi kurallarıma uyuyorum. Beyefendin dediği gibi koşuyorum koşarken şuradan şuraya koşacağım ve şurada bitireceğim diyorum. Oradan koşmaya başlıyorum ve orada bitiriyorum. Fakat bu sefer ben kendi kurallarımı koymuş olmuyor muyum? Canım ne zaman nerede isterse o zaman koşmaya başlamış mı oluyorum acaba? T.Ö: şimdi senin ki obsesif kumpulsif bozukluk dediğimiz ayrı bir kategori hastalık kısmına giriyor. O kişilik yapısının bir ileri boyutunda da kişi, kafasından bir şey geçirdiği zaman ona uymak mecburiyetinde hisseder ona uymadığı zaman suçluluk duygusu değersizlik duygusu günah duygusu veya başına bir felaket geleceği şeklinde kaygılara kapılır.biraz daha işin hastalık boyutu kişilik örüntüsünde ziyade artık sistem biraz daha kopmuş diyebiliriz. Burada doğruluk kavramı yok söylediğin şeyde orada sıkıntılar var yani ben şuradan şuraya kadar yürüyeceğim yarısındaysam vazgeçebilirim faka t o yürümek zorundadır. Başlamak ve bitirmek zorundadır. Kafasında koymuş olduğu biraz önce aynen bıçak örneğinde olduğu gibi ya bıçakla çocuğuma zarar verirsem vermeyeceğini kendi de biliyor mantık olarak ama bunu kontrol etmek zorunda hissediyor kendini götürüp o bıçakları yukarı saklıyor buyurun. SORU:bu mükemmelci açıkçası bu tip durumlarda ne yapmak lazım böyle birkaç şey var da … T.Ö: yapılacak bir şey yok kurallara uyacaksınız mükemmelciliğin nasıl kötü bir şey olduğunu fark edeceksiniz ve kendinize uygulamayacaksınız. SORU: hayatın bazı disiplinlerinde mesela bilimsel olaylarda araştırma geliştirme veya herhangi bir makine yapımında makine mühendisliği ilminin gereği olan kurallar var. Eğer bu kuralların bir tanesine dahi uymazsanız makine çalışmaz.orada yüzde yüz olarak bütün kurallara uymak durumundasınız bu tür bir kuralcılığı nasıl değerlendiriyorsunuz? T.Ö: kural hayatı kolaylaştırmak içi gereklidir. Bir çocuk sandalyenin karşısında kaosa düşer kural olmazsa bu sandalye yenecek mi içilecek mi oturulacak mı çiş kaka yapılacak mı? Nedir bir kurala uyması lazım sandalye yemek, yemek için kullanılan bir araçtır ancak kutsanmış bir şey değildir.bu sandalyeye istediğin gibi oturabilirsin.işte burada, burada kurallar mahkum olmamak ama kuraların gerekliliğini bilmek . bu kurallar fonksiyonel mi işe yarıyor mu? Sizin söylediğiniz bir algoritmadır bir mühendislik hizmetini yapılabilmesi için fiziki yasaların tamamına uymak zorundasınız anlatabildim mi o ayrı bir şey. Biz insan ilişkilerindeki iletişim biçimlerinden bahsediyoruz. Fiziki yasalar her yerde her zaman geçerlidir ona ters düştüğünüzde ateş yakar buz dondurur sizi. Kural nettir orada SORU: hocam on iki tane kişilik örüntüsünden bahsettiniz ya aynı insan bunlardan birkaç tanesine sahip olabilir mi? T.Ö: miks yapılabilir orada iki tane yi ben söylemedim. Toplumumuzda çok görünen pasif agresif kişilik yapısı bir de self-defeating dediğimiz kişilik örüntüsü söylememin nedeni bu kişilik yapısını Amerikalılar kendi sınıfsal yapılandırmalarından çıkardılar. Ama bizim toplumumuzda çok sık görülüyor pasif agresif yapı demek: özerkliğini ve bağımsızlığını güç ve iktidar karşısında pasif durarak göstermek. Yani savsaklamak tamam efendim yaparım efendim hay, hay efendim hallederiz efendim ama asla yapmaz öteleye bildiği kadar erteler bu günün işini yarına bırakırım temel doktrinleridir. Self-defeating ise bizim annelerimizdir. Çocukları için self-defeating kendini heder ve kurban eden kişilik yani kendi hayallerini yaşamazlar kendi hayatlarını çocuklarının önüne paspas yaparlar. Onlar için yemezler içmezler onlara yedirirler onlara içirirler. Onlarını başarıları kendi başarıları ve becerileri kendi başarı ve beceridir. Onlar için çalışır ve gayret ederler. Bütün hayatlarını onlara adarlar Bu hayatlar evlada olduğu gibi kardeşlere de adanabilir bu hayatlar ideolojilere adanabilir bu haytalar derneklere partilere adanabilir bu haytalar tarikatlara adanabilir. Kendinden vazgeçmektir bu da ayrı bir patolojidir. SORU:bu kişilik özelliğini dönüşüm noktası neresidir kişinin kendini görüp rahatsızlığını hissedip dönme noktası mıdır yoksa hep kalıcı bir şeyler var mıdır? Fark ettim diyelim değişmiyor. T.Ö: Amerikalılar kişilik bozukluklarının sınırını toplumsal etkinliklerini işlevselliğini ve mesleki başarıları engelleyecek nokta olarak belirlerler. Yani fonksiyonelliğin bozulduğu nokta kişilik özelliğinin bozuk olduğu noktadır. Eğer fonksiyonelse işlevselliğinde bozulma yaratmıyorsa mesleki alanda etkinliğinde bir bozulma yaratmıyorsa kişilik bozukluğu değil kişilik özelliği var denir. Ama hayatını engelleyecek bir boyuta geliyorsa deyelim ki mükemmelci kişilik yapısı o kadar ayrıntıya giriyor ki eve kimseyi davet edemiyor hanım. Bir masanın düzenlenmesini düşünüyorum aman tanrım yani en ince ayrıntıya kadar masanın üzerine koyacağı kürdanı nereye koyacağını ne türlü kürdan olacağını düşününce onun içinde boğuluyor misafir çağırmamayı tercih ediyor. Bu sosyal ilişkileri bozuyor. Bir rapor hazırlayacak müfettiş arkadaş o kadar ince detayları düşünüyor ki bir ayda bitmesi gereken rapor ayda bitmez. Benzer durumda müfettişler haftada bir rapor çıkarıyor bunun gibi. SORU: kişilik bozuklukları daha çok tanımlanamıyor. Yani mükemmelciyim diyip başvurmuyor. O kişilerin acaba kişilerin tedavi yöntemi nedir. T.Ö: kişilik bozukluları nedeniyle başvurmazlar bize biraz önce bahsettiğim gibi bir aşk olayı nedeniyle reddedilme için başvurmuş diğer bir kısmı intihar eylemi olduğu için bu arkadaşım mesela sınavlara giremiyordu okulda biriciydi sınav geldiğinde sınav korkusuyla hiçbir sınava giremiyordu. Ama sınıftaki okuldaki konuşmalarına yüz veriyorlardı çünkü her şeyi biliyor. O sınavlara girebilmek için bize gelmişti ama arkasındaki mükemmelci kişilik yapısını biz görüyoruz o aşk reddedilme karşısındaki kırılma kontrol duygusunun kaybı perspektifinden gelmişti. Bize genellikle kişilik örüntülerinin sonucunda çıkan çatışmalar semptomlar nedeniyle başvururlar. O semptomların arkadaşında biz kişilik örüntülerini görerek eğer bataklığı kurutmak istiyorsanız bu kişilik örüntülerini görerek bu kişilik örüntüsünü değiştirilmesi ile ilintili bir tedavi programına girmelerini öneririz bu uzun süreli bir kişilik analizi ve psikoterapidir.ortalama bir buçuk ila üç yıl arasında sürer böyle bir terapi. Buyurun SORU:… ilaçların kullanan kişiyi normalde nasıl değiştiriyor bunu engelleyebiliyor mu?... bahsettiğimiz etki tüm ilaçlarda mevcut mu? T.Ö: kişilik yapısını değiştirecek bir ilaç yoktur. Kişilik yapılarının bir kısmına bir takım etkiler yaratan sonuçlar vardır. Mesela borderline kişilik yapısında ani öfke patlamaları olur ani intihar teşebbüsleri olur anı duygusallar ani dürtülere girerler birtakım ilaçlar bu yapıyor stabilize edici özellikler taşıması nedeniyle kullanılır. Ama kişilik yapısını değiştirmezler. Plasami kavramı çok farklı bir kavramdır kişinin iç dünyasında ilaç niyetine aldığı şeyler kişinin bir takım semptomlarını yatırı beyinin de böyle bir özelliği vardır.evet son bir soru peki SORU: bu şey sizin açıkladığınız anne çocuk iktidar ilişkisine mi dayanıyor hani dinle ilgili soru sormuşlardı ya mesela yanlış dini eğitim baskıcı dini eğitim hatta din eğitiminin içinde fonksiyonel olmak gibi bir meziyetin aslında çıkarcılık olduğu bunu yerine yasalara itaat eden bir kişilik geliştirmek gerektiğini önce diz çök sonra eğitilirsin falan diye düşünen bir yapı oluşturuldu. Mesela bu mu belirleyici olan olabilir. Yoksa hakikaten o şekilde inanmanın başlangıcı anne çocuk ilişkisindeki iktidar süreci mi mesela. T.Ö: şimdi söylediğiniz şeyin iki boyutu var. Bir bilim ve bilgi boyutu bir inanç ve dogma boyutu. Bilim adamı bilim ve bilgi boyutunu inceler ve irdeler dogma boyutu inanç boyutu kişilerin özgür iradeleri ile tercih etmiş oldukları inanç sistemleridir. Bunlar tartışılmaz tartışılmamalı sadece inanılır benimsenir veya benimsenmez. Bahsettiğimiz konuya gelince soru üç yaşındaki bahsettiğimiz incelemeler dünyada son yıllarda yapılmış olan bilimsel bir takım çalışmalar vardır. Bebeğin ruhsal gelişimini inceleyen çalışmalar. Bu çalışmaların en uzun süreli ve dünyaca kabul edileni Madlen’in ve Bornbe’nin çalışmalarıdır bu çalışmalarda bebek ve anne arasındaki bağlanama sitillerini kişilik gelişimleri gün, gün nasıl geliştiği yirmi yıl süreyle takip edildiği bebek izleme raporlardır. Ve, annenin kişilik örüntülerinin bebeklerin oluşumunda nasıl bir yapıya neden olduğu bunlar İngiltere ve Amerika da belirli bölgelerde açılmış olan kliniklerde bebek doğar doğmaz annesiyle orada misafir ediliyorlar sabahtan akşama kadar orada kalıyorlar. Bir çok doktor tarafından aynalı odanın arkasında çocuk ve annenin iletişim şekli kameraya alınıyor. Hem inceleniyor yirmi yıllık takiplerinde anne ve çocuk arasındaki ilişkinin nasıl geliştiği ile ilgili sistem bu sistemde bazı kişilik örüntülerinin iki ila üç yaş arasında geliştiğini o kişilik örüntüsündeki annenin patolojilerinin çocuğa nasıl yansıdığını ve ilerideki yıllarda nasıl bir kişilik örüntüsü ile karşımıza çıktığını net bir şekilde gösteriyor. SORU: tamamlamak için soruyu bir şey ekleyebilir miyim T.Ö: buyurun SORU: siz burası inanç burası bilim diye ayırdınız ya. Zaten … şey olarak sorayım siz mesela siz gümrükteyken bilim adamı değil de din adamı olsaydınız diyelim ya şey hiç konuşma geçecek miydi veya fonksiyonel anlamada geçeceğim Kanada’yı göreceğim ama ya günah ya bak şimdi yalan söylüyorum ben ya doğru bir şey yapmıyor olabilir miyim fanla yada hukukçu olsaydınız mesela onu demek istemiyorum ama lütfen ya da hukukçu olsaydınız bir yasayı değiştirmek yasanın açığından faydalanmak kayıtsız mı davranıyorum mesleğim açısından T.Ö: bunların hepsi hukukta yeri ola şeyler var. Eğer siz SORU: ben sizi suçlamıyorum. Benim derdim şey sizin kişiliğiniz temel mesleğinizle bilim ve din arasındaki… yoksa oradaki iktidar ilişkisiyle mi ben bunun için öğrenmek istiyorum. T.Ö: nerede ki Kanada’ya giriş anındaki davranışım mı? İnançta olabilir bilgi de olabilir yani ama fonksiyonel işe yaradı orada. Yani ben içimdeki özgürlük içimdeki inanç ve değer yargılarını orada o cümleyi sarf etmeye engelse ben kendimi daha özgür hissedeceksem Kanada’ya girmeden dönmek daha rahatlatıcı bir sistem. SORU: bende olsan aynı şeyi yapardım yani siz suçlamıyorum bu mana da lakası yok. T.Ö:suçlama olarak algılamıyorum zaten oradaki fonksiyonellik yani özgür olarak veya doğruyu söylemek sizin için bir tercihse bu hoş bir tercihtir yani Kanada’ya girmekten daha önemlidir sizin kendinizi bireyselliğini koruma özelliğiniz. SORU: o zaman sizin yaşam boyu oluşturduğunuz kişiliğe başlı. T.Ö: tabi ama bu iletişim şekli otomatik olur. Şurada oturuş şekillerinin otomatik olduğu gibi bunun farkında değilsinizdir. Bazı kişilik örüntüleri size hayatı zorlaştırır. Onun yerine daha fonksiyonel bir ilişki düzenine sahip olmak bu sorgulamayı yapmak ki bu ergenlikte otomatik olarak yapılıyor siz daha kaliteli bir yaşama götürür. Değilse mevcut kişilik yapınızı hayata hakim kılmak için kendinizi kandırmak zorunda kalırsınız. SORU: pardon arkadaşın dediği gibi anne ve çocuk ilişkisiyle bağlantılı olarak mı yani bende evet doğru soru o sizin oradaki davranışınızın sonucunu diyorum ki acaba annenin çocukla olan ilişkisi ile mi bağlantılı T.Ö:olabilir tabi olmayabilir de oradaki kişilik örüntülerinin anne çocuk arasındaki ilişkiden kaynaklanır fakat sizin hayatınız boyunca değişime olan özleminiz ve değişim gücün bu yapılar tamamen değişmiş olabilir. SORU: bir de siz annenin çocuğa karşı olumlu olumsuz eyleminden bahsettiniz bir de şöyle bir durum var. Özellikle kişilik durumda bir ila üç yıl arayla sekiz on tane çocuk yapılmış anne bırakın doğru ve yanlış etkilemeyi az etkiliyor ya da etkileyemiyor böyle bir durumda T.Ö: böyle bir durumda genellikle ablar veya abiler çocukların anneleri oluyorlar. Onların kişilik modelleri onlara geçiyor. Yani onunla ilgilenen kimse babaanneler ortaya çıkıyor anneanneler ortaya çıkıyor halalar ortaya çıkıyor. Bunlar çok özel olarak yıllardır uğraştığımız ve takip ettiğimiz yapılar. Sekiz on kardeşli anne zaten yok anne zaten doğurmaktan sağa sola bakacak hali kalmaz çoğu zaman da depresyonda. Yani mutlaka anne yerine ikame edilen yapılar var. SORU: mükemmelci kişilik yapısal özellik mi yani göz rengi saç rengi gibi mi yoksa öğrenerek mi? T.Ö:daha çok öğrenerek genetik bir şey değil ama genetik bir yatkınlık söz konusudur deniyor. Ama kuramların yapısına göre daha çok öğrenilen. Yapısal değil bu şuna benzer bilardo topları vardır. Üç tane top var dördüncü topu attığın zaman topların yeri değişir beşinci topu attığın zaman yeri değişir altıncı topu attığın zaman yeni her kardeşte heraile ilişkisinde sistem farklılaşır onun matematiksel yapısı var onu bizim gözlemlememiz lazım. Evet arkadaşlar çok, çok peki son bir soru buyurun. SORU:ortaokul ve ergenlik çağlarında annesi ile geçimsizdir. Anne ile ilişiksine annesi izin vermiyor veya kontrol altına almak istiyor.çocuksa şey anneyi üzmek istemiyor hem üzmek istemiyor hem de dini inançları kuvvetli olduğu için o yönden de bunun doğru olmayacağını düşünüyor biliyor ki annenin sözüne uymasa da istediğini yapabilecek ama şey bir taraftan o şekilde düşündüğü için kendisine rağmen annesine ve inançlarını takip ediyor.bu durumda nasıl bir yol takip etmesi sizce alternatif olabilir. T.Ö: buraya gelir misin şuraya. Evet, sen kendini mi anlatıyorsun şimdi tamam arkadaşının bir annesine nasıl davranacağını soruyor. Diyor ki anneme saygı duyuyorum fakat annemin bir takım kuralları kafama tutmuyor. Bu ikisi arasında nasıl birleştiririm. Anneme uymasam karşı gelsem hem kendi değer yargılarıma karşı gelmiş oluyorum annem uysam kişiliğime kimliğime yok oluyor. İşin zor hem anneni memnun edeceksin hem de kendi özerkliğini koruyacaksın. İkisin bir arada yürütecek bir formül uygulayacaksın senin değer sistemlerin buna uygun bir yol mutlaka bildirecektir. En güvendiğin şeyde insanın kendi zihinsel yapısıdır. Çok ok teşekkürler arkadaşlar
BİTTİ…
|