|
|
|
|
Psikoterapi Nedir?Programdır ve program yürütürken dayanakları nedir. Efsaneler midir mitler midir yoksa bir takım bilimsel gerçekliğin üstüne oturmuş yapılar mıdır? Bir ayağıyla psikoterapi’nin bu tarafını konuşurken diğer ayağıyla psikoterapi yüz yıldır bizde de yirmi yıldır fark edilen ve kullanılan bir yöntem. Ama insanların problemleri insanlık tarihi kadar eski. İnsanlık tarihi kadar eski olan bu problemlerin düzeltilmesiyle ilgili mücadelede muhtemelen insanlık tarihi kadar eski olacaktır. Bu bağlam da hep merak etmişimdir, biz modern toplum modern psikiyatri ve psikolojiyi öğrenmeden önce bir Osmanlı mesela bu tip hastalar ne yapılıyordu veya bir Selçuklu döneminde ne yapılıyordu veya eski Türklerde ne yapılıyordu diye merak etmişimdir ve bununla ilgili bir takım araştırmalar yaptım. İşte ayını problemler o dönemde de var ve o dönmede de insanlara bir şekilde yardım ediliyor. Bu yardımın niteliği ve içeriğiyle bugünkü yardımın içeriği ve niteliğini karşılaştırmak birleştirmek ve belki bizim kendi ideolojimizi ile Latin kültürünün mitolojisini de bu mana da karşılaştırmak mümkün olabilir. Psikoterapi nedir, psikoterapi insanın ruhsal hayatındaki bir takım çelişkileri çatışmaları açmazlar sıkıntıları ve bunaltıları ilaç dışında konuşma tekniği ile görüme tekniği ile çözme sürecine veya prosedürüne verdiğimiz bir isim. Bir konunun bilim olabilmesi için onun denenebilmesi sınanabilmesi değişik ortamlarda zaman ve mekânlar da aynı sonuca ulaşabilmesi yani determal bir sebep sonuç ilişkisi bulunması gereklidir. Bu bağlam da insana davranışları düşünceleri duyguları incelendiğinde bunların oluşum süreçleri ile ilgili araştırmalar yapılmıştır. İnsana baktığımda baktığımız da insanı üç ana komponent üç ana parçada değerlendirmek mümkündür. Bir insanın davranışları vardır. Dışarıdan gözlemleyebilirsiniz yüzündeki ifade jest ve mimiklerini görebilirsiniz bir takım hareketler yapar bunlar davranışlarımızdır: davranışın gerisinde elle tutamadığımız gözle göremediğimiz düşünceler vardır. İnsanını ikinci boyutudur düşünceler. Düşüncelerinde daha gerisinde düşüncelerimizi üreten duygularımız vardır. Üç ana yapı. Psikiyatri ve psikoloji de davranışa bakıp bir takım davranışların bozuk olduğunu düşünüp bunların hastalık olarak nitelendirir davranış bozukluğu hastalıkları adı altında onları tedavi etmeye çalışır. Yaklaşır eğer arkada düşünce süreçlerinde bir bozukluk varsa düşüncelerimizi düzletici yöntemler duygulanımda bozukluk varsa duygulanımdan katımız mizaçtır huydur. Yani çok mutluluk halinden çok depresif bir hale üzüntü ve kasvetli bir hale geçen bir spektrum içerisinde yer ve lokasyondur. Bu da duygulanımımızdır. Davranışlarımız reel hayatla uyumluysa tepkilerimiz yaşadığımız süreçle uyumluysa normaldir. Bu mana da öfkelenebilirsiniz kızabilirsiniz koşabilirsiniz vurabilirsiniz. Bu etki tepki içersinde bir süreçle söz konusu ise bunda problem yok diyoruz. Düşüncelerimizde keza aynı şekilde reel bir zemine dayanıyorsa ve mantıksal zemine bu da normaldir. Duygulanmamızda da aynı şekilde bir yakınımızı kaybettiğimizde kasvet içine düşmemiz üzüntü içine düşmemiz depresyon duygularıyla yaşamamız gayet doğaldır. Yas reaksiyonu diyoruz. Eğer birey olması gereken süreç içinde bunu yaşayamıyorsa orada bir problem var demek ki. Üzülmesi gereken yerde üzülemiyorsa sevinmesi gereken yerde sevinemiyorsa bir problem var diyoruz. İşte bu bağlamda soru kısmının açacağım daha sonra bu bağlamda biz bize gelen hastalarımız dinliyoruz şikâyetlerini dinliyoruz. Davranışlarını kapıdan içeri girdiği andan itibaren davranışlarını üzerindeki kıyafet saç sakal durumu hanımsa makyaj kendisine verdiği ehemmiyet ve önem durumu yürüyüşü bakışları her şey bizim için malzeme olarak başlıyor bu iş. Normal ve anormali bu mana da yırt etmeye çalışıyoruz. Şizofren bir hastamızın girişiyle normal tedirgin bir hastamızın girişi sosyal fobik bir hastamızın girişi obsesif kumpulsif bir hastamızın kapıdan girişi daha tanışmadan çok net bir şekilde kendisini gösterir. Ve siz onunla karşı karşıya kalırsınız. Bu davranışlarıyla gözlemediğiniz yapı sormaya başlarsınız düşüncesi nasıl işliyor önce yer zaman mekân oryantasyonuna bakarsınız kim olduğunu nerede olduğunu biliyor mu? Konuşmaları detaylandırdığınız zaman konuşmaların içeriği sürekliliği bağlantıları var mı yok mu düşünecelerine bakarsınız mantıksal bir zincir içerinde çalışıyorsa normal dersiniz. Duygulanımına bakarsınız gereksiz yere çok polifoni manik dediğimiz hipomanik dediğimiz taşkınlık sevinç coşku halinde mi veyahut ta dispoli dediğimiz depresyon dediğimiz duygularında bir kötülük veya aşşağı doğru iniş mi var. İşte bunları dinledikten sonra genel bir kanaate varıyoruz. Bu arkadaşımızın beyin biyokimyasında ve genetik materyalinde bir takım bozukluklar düşünüyor isek bir takım teşhisler koymuş isek biz bu organik yapıya ancak ilaçla ve cerrahi yollarla müdahale edeceğimizi biliyoruz ve bu arkadaşımızı ilaç tedavisine alıyoruz. Diyoruz ki bu arkadaşımıza hardware de bir bozukluk var ve bu hardware i düzeltici elimizdeki mevcut ilaçlar veya yöntemlerle ancak organik bir müdahale söz konusu diyoruz. Bu arkadaşımıza olayı anlatıyoruz. Problemi anlatıyoruz ve bu ilaçları kullanmanız gerek. Bazı hastalarımız bu ilaçları belli bir süre kullanmalı bazıları ise ömür boyu kullanmalı bir şeker hastası gibi bir tansiyon hastası gibi. İkinci olarak gelen arkadaşımızı dinledikten sonra hardwarede organik yapıda beyin biyokimyasında ciddi bir bozukluk olmadığını görürsek software e bakıyoruz. Yani olaylara bakış tarzı eğitimi eğitim derken kişisel gelişim süreçlerindeki süreçleri inceliyoruz. Bu süreçlerde bireyin aşamalarında veya kişilik oluşum süreçlerinde olaylara bakış tarzında ve yaşantılarında software yani eğitimle birlikte dışarıdan alınan bilgiyi işlemleme sürecinde bir hata varsa bu arkadaşımıza iki şey öneriyoruz. Ya bu sıkıntıları problemleri bastırmak içi size ilaç tedavisi vereceğiz bu geçici bir çözüm benim bireysel kanaatim bu aldığınız müddetçe rahatlatacaksınız. Mesela sosyal fobik arkadaşım çeşitli ortamlara gittiğinde bakışların üzerine odaklandığını hissettiğinde bir hata yapacağını bir yanlış davranacağı korkusuyla büyük bir sıkıntı ve bunaltı hissediyor olay mahallinde kaçıyor ve zorunlu olarak girmek zorundaysa büyük bir sıkıntı ve bunaltıya katlanıyordu. İşte bu bunaltı ve sıkıntıyı hissetmesin ve kaçınma davranışı sergilemesin diye biz buna bir takım ilaçlar veriyoruz. Bu ilaçları kullandığı süre içerisinde de problemleri olmuyor. Aynı arkadaşa ikinci bir öneri de yapıyoruz size bir psikoterapi verebiliriz. Psikoterapi ilaç olmadan senin ruhsal hayatındaki bir takım kaygılarını sıkıntılarını ve bunaltılarını düzeltecek bir yaklaşım tarzı. Nedir doktor bey diyor psikoterapi. Psikoterapi karşılıklı olarak olayları konuşarak olayların arkadaşındaki olayları yapıları anlamak idrak etmek iç görüşünü kazanmak ve yeni stratejiler uygulamak üzere getirilmiş olan programlardır. Ve burada psikoterapi’nin ne olduğunu anlatmaya başlıyorum ve ben şu an bunu sizlere anlatmaya çalışacağım. İnsanların davranışları incelenediğin de sıkıntıları incelediğinizde doktora geldiğinde bir takım şikâyetleri var yalnız kalamıyor gece korkuyorum köpek korkum. Büyük mekânlara gidemiyorum süpermarketlere gidemiyorum kalabalık yerlerde bulunamıyorum. Toplantılara iştirak edemiyorum insanların önüne çıkıp konuşma yapamıyorum. Bir etkinliği başlatamıyorum. Cinsel olarak bir takım duygularımda sıkıntılar var arzu ve isteğimi kaybettim ereksiyon problemim var erken boşalma problemim var, vajinismus problemim var, yeme problemim var yiyorum kusuyorum veya yiyemiyorum gibi. Birçok alanda geniş bir yüzlerce sıkıntıyla önümüze geliyorlar. Biraz önce bahsettiğim bu bir hardware organik bir bozukluk değil ise bir psikoterapik program öneriyorum. Bu psikoterapi programı önerdiğimiz hasta kabul ederse bunu anlatmaya başlıyoruz. Diyoruz ki hekimlerin bir kısmık veya araştırmacıların bir kısmı insanların şikâyetlerini incelemişler bakmışlar ki insanlar bütün hareketlerini ve davranışlarını koşullu şartlanma dediğimiz reflekslerle meydana getiriyorlar. Bir bebeğin yetiştirilmesinden itibaren biz ona modelleme sürecinde öğretiyoruz. . Eğer bu koşullu reflekslerde ve koşullu şartlandırmalarda çocukluk hayatında ergenlikte veya bugünkü hayatımızda olumsuz bir şeylere şartlanmışsak o bize korku ve hastalık olarak dönüyor. Nedir mesela ilkokul birinci sınıfta ikinci üçüncü beşinci veya ortaokul da hanım kızımız veya delikanlı tahtaya kalkıyor hoca tarafından ve bir soru soruluyor soru basit bir soru ama kızımız veya oğlumuz bu soruyu bilmiyor çok utanıyor utanmasıyla kalmıyor öğretmeni ona arkadaşlarının arasında aşağılıyor hatta bu hanım kızımızın ve delikanlımızın sınıf içerisinde beğenisini kazanmaya çalıştığı karşı cinsten hayali fantezik aşkı da var. Onun karşısında rezil oluyor ve arkadaşlarıyla hep beraber kahkahayla ona gülüyorlar. İşte o gün felaket. Demek ki birilerinin önüne geçtiğinde veya sınav ortamına girdiğinde hep felaket gelecek herkes benimle alay edecek işte bu davranışsal öğrenme ve modelleme yöntemi ile bir sosyal fobinin bir yüz kızarmasının bir sıkıntının kaynağı. Tabi bu anlattığım hikâye birçok kez kereler benim karşıma gelmiş ve bu arkadaşlarımız çok çalışkan üretken zeki başarılı olmalarına rağmen müthiş hayatı bir cendere de geçen bunaltı ve sıkıntı içinde geçen arkadaşlar olmuş. Olaya baktığımızda ne kadar basit ama her seferinde böyle bir topluluk karşısına çıktığında veya bir sınavla karşı karşıya kaldığında öğrenilmiş olan o model aynı şekilde tekrarlıyor. İşte araştırmacıların bir grubu demiş ki insanların bütün bu sıkıntılılarının ve problemlerinin kaynağı hatalı modelleri öğrenmesi ve şartlanma söz konusu. Çocuğun ayağını veya hepimizin ayağını köpek ısırdığında korunmasız bir dönmede bütün köpeklerden korkma ve tedirgin olmamız doğal bir olaydır. İşte bunu abartılı bir şekilde acaba… Köpek çıkacak mı çıkmayacak mı şeklinde hayatımızı kısıtlama noktasına geliyorsa bir fobi haline dönüşmüştür. Altına baktığımızda şartlanama söz konusu işte davranışçı terapistler dediğimiz araştırmacılar diyor ki biz bu insanları tedavi edeceğiz. Bunların bize getirmiş oldukların problemlerin kaynağında davranışçı modelleri ve teknikleri vardır. Bir insan hatalı bir şeyi öğrenebiliyor ve ona şartlanabiliyorsa aynı insan hatasız olan pozitif olan bazı şeylere şartlandırmak mümkündür. İşte bu davranışçı tedavi teknikleri ve stratejileri dediğimiz teknikler getiriliyor. Yüzleştirme duyarsızlaştırma aşamalı olarak maruz bırakma gibi bir takım tedavi teknik ve stratejilerini bu hastalarımıza bu hastamızın problemlerini geçtiğini görüyoruz. İşte birinin bir köpek korkusu var. Bir arkadaşın veya yılan korkusu olan bir arkadaşın hayatı bu nedenle sıkıntıya giren bir arkadaşın köpeğin resimlerine baktırarak başlayan desenterilizasyon duyarsızlaştırma çalışmaları. Bağlı bir köpek yan odaki bir köpek bağlı olmayan küçük bir köpek fino köpek benim kucağımdaki köpek diye hiyerarşik bir şekilde o korkulu sistemi değiştirdiğimizde bir müddet sonra o köpeği seven kucağına alan o korkuları bertaraf edebilen bir kimliği kazandırmak söz konusu olabiliyor. Keza aynı şekilde cinsel hayatlarında korkuyla bir takım mitlerle öğretilmiş zihninde farklı tasarımları olan hanımları veya beyleri tedavisinde de hiyerarşik bir şekilde eşleriyle ilişkilerinde aşamalı bir tedavi seçeneği uyguluyoruz o korkuları giderici. Bu tip hastalarımızı bu şekilde tedaviye aldığımızda davranışçı tedavi teknik ve stratejileri uyguladığımızda bunların rahatsızlıklarının hiçbir ilaca gerek kalmadan geçtiğini görüyoruz. Değilse bir ömür boyu ilaç vererek o korkulu ortamlardan ve sıkıntılardan bunaltılardan kaldırmak durumunda kalacağız. Bu hastalarımız teşekkür ediyorlar kendilerini çok iyi hissediyorlar ve hayatlarına devam ediyorlar. Fakat bir kısım hastalarımızda benzer şikâyetlerle geldikleri halde aynı teknikleri uygulamamıza rağmen tedavi edemiyoruz. O zaman ikinci sistem ortaya çıkıyor. Araştırmacılar efendim diyor lütfen insanları hayvanlarla karıştırmayalım. Pavlov köpekler üzerinde çalışma yapmış bütün köpekleri toplamış ve aralarına yemeği koymuş her yemek yediğinde z,il sesi ile koşullu şartlandırma yapmış yemek yemediği hale zile bastığında zile bastığında köpeklerin salyaların aktığını görmüş yani sanki yemek yendi zannetmişler. Ama bunu insanlara uygulayamazsınız insanları bir lokantaya toplayıp her yemek yerken onlara bir zil sesi verin bir müddet sonra yemek gelmeden zil sesi verdiğinizde insanların bir kısmının salyaları akabilir. Bir kısmı bizimle dalga mı geçiyorsunuz biz burada köpek miyiz diye tepki koyabilir bir kısmı böyle bir deneye kahkahalarla gülebilir bir kısmı öfkelenip masaları tekmeleyebilir. Köpekler aynı tepkiyi verdiği halde insan niçin aynı tepkiyi vermiyorlar işte burada kognitif terapistler dediğimiz bilişilse terapistler çıkıyor efendim insanın hayvandan farkı insan olaylar hakkında düşünür yargılar ve zihninde bir sonuca ulaşır. Siz zihnindeki o düşünsel sürelere giremediğiniz olaylar hakkındaki yorumlarını dinlemediğiniz müddetçe o insanı tedavi etmeniz davranış teknikleriyle mümkün değil derler. Bakarız cidden doğru söylüyorlar bu tedavi olmayan arkadaşlara baktığımızda bunların zihninde olaylarla ilintili olarak hatalı düşünce kalıplarlının olduğunu görüyoruz işte buraya çıkan bir arkadaşımız bir grubun önünde konuşmak durumunda kaldığında herkesin kendisiyle alay edeceğine dair bir kaygısı vardır gerçek olmayan bir kaygısı. Onun arkasında alay edebilirler senin dediğin gibi ama alay edilme kendisinin değersiz ve önemsiz olduğuna dair bir kanı teşkil edip kendisini kötü hissedeceğine dair bir düşünsel süreci vardır. Bu kendi yargısıyla kendisiyle bu şekilde bir negatif sonuca ulaşıyor. Başka bir arkadaşımız ise ben konuşurum arkadaşım her yerde derdimi anlatırım yalan yanlış anlatırım hatalı söyleyebilirim ama ben sana kim ne düşünürse düşünsün benim umurumda değil diye bir düşünce kalıbına sahip. İki tane yan yana oturan insandan bir tanesi bu konuşmayı sürdüremezken diğerleri rahatlıkla sürdürebilir hale gelebilmektedir. İşte bu tip düşüncel süreçlerdeki hatalı sistemler olan arkadaşlar ancak bilişsel terapilerle tedavi olabilmektedir. Bu mana da baktığımızda insanın nasıl düşündüğü ile ilgili yapılan araştırmalarda şemalar ve şablonlarla düşündüğümüz ortaya çıkmıştır. Kişinin kendilik yapısına ve dünya dünyaya bakış tarzına göre otomatik çalışan şemalar vardır şablonlar vardır kişi bunların farkında değildir. İşte biz bu şemaları fark ettirerek onların yerine düzgün şemaları koymaya çalışıyorum. Burada da bilişsel terapi teknikleri her insanın problemini didikleyerek onun arkasındaki şematik kalıpları yakalamaya çalışıyor. Bu şematik kalıpları yakalayıp hastanın kendisine fark ettirdikten sonra hatalı şemalar yerine doğru şemaların inşası ile ilgili bir tedavi süreci işler ve hastalarımızın bazılarını bilişsel tedavi sürecine aldığımızda bunun da teknikleri var bilişilse terapi teknikleri bunarlı uyguladığımızda hastalarımızın iyileştiğini görüyoruz ve bizden çok mutlu bir şekilde ayrılıyorlar ve kafamda yıllarıdır çektiğim acı ve ızdırap sayenizde bitti doktor bey teşekkür ederim deyip gidiyorlar. Ama hala bir grup hasta bu tedavi tekniklerini uygulamamıza rağmen iyileşmiyor yok diyor hiçbir değişiklik olmadı aman tanrım ne yapacağız o zaman dünyadaki araştırmacılardan üçüncü grup araştırmacılar çıkıyor. Bunlar dinamik terapistler dinamik terapistler insanın ruhsal gelişimini bebeklikten bugüne evrimleşe, evrimleşe basamak, basamak değişe, değişe geldiğini ve bu tür davranışlarımızın ve duygularımızın temelinde de geçmiş dönemin özeti ilk beş yaş ve ergenlik dönemindeki yaşantıların çok etkin olduğunu tespit etmişlerdir. Oradaki duygusal travmaların duygusal yaralanmaların anne çocuk arasındaki ilişki modellerinin baba çocuk anne arasındaki ilişki modellerinin hatalı örgütlenmesi ortaya çıkmışsa bununu bilişsel ve davranışsal tedavi teknikleri ile tedavi edilemeyeceğini ancak bu süreçlerin hangi evresinde bir tıkanıklık hatalı öğrenme modeli çıkmışsa ortaya o dönemine giderek çözülebileceğini iddia etmektedirler. Bu ne demektir buna basit bir örnek vereyim. Anne ile çocuk arasındaki ilişkide bağlanma ve ayrışma süreci dediğimiz bir süreç yaşanır. Bağlanma çocuğun ilk altı ayında sekiz ayında seven ve kuşatan bir anneye ocuğun rahatlıkla bağlanabilmesi annenin de onu ruhsal olarak içine sığdıracak şekilde benimseyebilmesi duygusudur. Bu benimseme duygusu şöyle bir süreç yaşatır daha sonraki hayatımızda herhangi birisiyle karşılaştığımızda herhangi bir ortama girdiğimizde hiçbir ön düşünce olmadan rahatlıkla iletişim kurup birisine bağlanabilmemiz yani birisiyle iletişimi direkt olarak uygulayabiliriz. Bunun kaynağı anne ile çocuk arasında o bağlanma sürecindeki sağlıklı bir zeminden gelmektedir. Altıncı yedinci aydan sonra özellikle iki buçuk yaşına kadar devam eden süreçte aşamalı bir şekilde anneden ayrışma dönemi vardır. Anneden uzaklaşıp geri gelme, Anneden uzaklaşıp geri gelme işte bu ayrışma süreçlerinde de her birimizin genetik materyalimize uygun şekilde o döneme girdiğimizde aktifleşen sistemi anne veya anne yerine olan bakıcı desteklerde bizim daha uzağa gitmemizi birey ve özerk bir yapı haline gelmemizi onaylarsa çocuk ve bebek tedirgin olmadan rahatlıkla ayrılıp yalnız başına hayatı sürdürecek potansiyel elde edebilirler. Bugünkü izdüşümleri ne oluyor otuzlu kırklı ellili yaşlarımıza geldiğinde doktor bey eşimden ayrılırken işe giderken bir sıkıntı çöküyor içime. Şehrimden ayrılacağım bir türlü ayrılamıyorum sanki bir şeyleri burada bırakıyormuşum gibi hissediyorum. Biraz uzaklaşıyorum bazen inanın ki arabayla dönüp geri geldiğim oluyor derken ta anne ile çocuk arasındaki ayrışma sürecindeki tedirginlik hissinin bugünkü yansımalarını görüyoruz. İşte bu şekilde sağlıklı ayrılmanın yanında sağlıklı birleşmenin yanında ikircikli ayrışma ve birleşme şüpheli birleşme şüpheli ayrışma bunun çok çeşitli varyasyonlarını görmek mümkün. Ne demektir anne şizofren anne depresyon veya karı koca o kadar kavgalı ki birbirleriyle bir çocuk yapmışlar nereden çıktı bu çocuk Allahın belası şeklinde bir duyguya haiz bu çocuğun anneye bağlanması ve sağlıklı bir şekilde bağlanması mümkün olmuyor bu hep annedeki negatif hisleri reddedilme hislerini hissettiği için daha sonraki hayatında da insanlar tarafından hep reddedileceği kaygısıyla insanlara yaklaşır. Bu mimik jest ve duygularla yaklaştığı insan yaklaştığı için insanlarda sıcak elektrik alamazlar hep o arkadaşımızı dışlarlar ve kendine gerçekleştiren kehanet gibi hep dışladığını veya sevilmediğine inanan bir sistem hâkim olur. . Bundan dolayı, insan ilişkileri bozulur bundan dolayı da sosyal yapıda adaptasyon zorlukları yaşar ve bu nedenle bize gelir sanki sosyal fobik gibidir. Ama incelediğimizde bunu arkasında anne ve çocuk arasında bu döneme özgü problemin bugünkü yansımaları olduğunu görürüz. Bunu davranışçı terapilerle aşamazsınız bunu bilişsel terapilerle aşamazsınız bunu uzum ve sürekli hekim hasta ilişkisinde hastanın yavaş, yavaş hekiminin benimsemesi hekiminde onu içtenlikle kabul etmesi onun ihtiyaçlarına eş duyum göstermesi onu sarmalayabilmesi nedir onun üzüntüsünü hissedebilmesi sevincini hissedebilmesi ve onu yargılamadan birey olarak fert olarak benimsemesi sürecinde o insanın anneyle yaşayamadığı duygu hekim vasıtasıyla yaşanıyor ve ona master kalıbı bireyin değişiyor. Bu bazen bir yıl sürüyor bazen iki yıl sürüyor bazen beş yıl sürüyor süreçte. Bu tabi çok detaylı bir süreç sistem atomize oldu sanki molekülere inildiği bir tedavi burada da çocukluk döneminde yarım kalmış sistemin aktifleşmesiyle ilintili bir yapıyı görüyoruz. Burada terapi teknikleri tamamen farklı burada aktarım dediğimiz duyguların hekime aktarılması hekimin ona karşı aktarım hissetmesi. Nedir aktarım hasta bir müddet sonra hekimi doktor olarak görmenin ötesinde bir anne gibi hisseder bir baba gibi hisseder bir ağabey gibi hisseder bir kardeş gibi hisseder. Bu hissediş cinsellikle ilgili bir hissediş değildir siz erkek olabilirsiniz ama hasta sizi anne gibi şefkatle kucaklayan bir yapı gibi hisseder rüyalarında sizi o şekilde tanımlar ve görür veya baba gibi hisseder. Veya tam tersi geçmiş dönemde öfkeli bir anne geçmiş dönemde öfkeli bir baba ve ona hep kızan aşağılayan ve dışlayan bir sistem bağlamında görür ve bu dönemde negatif transferencedan bahsedilir. Orada da insanlara hep bu duygularını yükler dışarı yeni insanlara negatif özellikler yükler ve insanlara ona negatif davranırlar. İşte hekim burada yine o negatif transferince yani kendisini kötü bir hekim yalancı bir hekim açgözlü bir hekim duygularını anlamayan bir hekim suçlamaları karşısında sakin kalarak bunun kendi hayatının yansımaları olduğunu anlatan bir sistem içerisinde iç görü kazandırmaya doğru çalışır. İşte bunun özü de dinamik psikoterapi diyoruz. Dinamik psikoterapi birçok ekollerden oluşmakta kendilik psikolojisi nesne ilişkileri psikolojisi klasik psikanaliz gibi birçok yöntemler içermekte çok geniş bir spektrumal yapısı var orada da hastanın problemine hangisi uygunsa o bağlamada psikoterapik süreci işletiyoruz. Bunun dışında var oluşçu bir psikoterapi tekniği var bununda daha çok bireyin daha derinlerde yaşayan yatan hayatın anlamı nedir anlam arayışına ve anlam boşluğuna düştüğünde bir bunaltı ve kriz hissetmesi ölüm karşısındaki çaresizliğine araştırması geleceğin belirsizliği ile ilgili ürküntüyü çözümleme gayretleri hayatta yalnızlık duygusunu derinden hissedip bu yalnızlığa tahammül edememesi ve bulunduğu konumdaki sorumluluğunun kendisine ait değil de başkalarına ait olduğuna ait suçlamalarla kendisine rahatlatmaya çalışması ama bir türlü rahatlayamaması şeklindeki buy yapılarla ilgili ana eksenlerde bir takım problemler var. O problemler nedeniyle çeşitli semptomlar ve belirtilerle geliyor ve şikâyetlerini dile getiriyor. Bu tip hastalarımıza da var oluşçu psikoterapi teknikleri uygulamaya çalışıyoruz. Şimdi tabi elimizde böyle çalışmları yapılmış bilimsel araştırmaları yapılmış belli hastalık gruplarında belli tekniklerle belirli sonuçlar elde ettiğimiz çalışmalara psikoterapi diyoruz. Peki, bu psikoterapi bizim eski kültürümüze baktığımızda Osmanlı ve Selçuklu döneminde insanlar yine aynı problemler aynı kişilik yapıları aynı sıkıntılarla muzdariptiler ver bunlara çözüm yolu arıyorlardı. Bu çözümler nerede buluyorlardı nasıl buluyorlardı veya bu konuyu inceleyen bilim dalı neydi. Bunu incelediğimizde hulk arapça terimi huy mizaç dediğimiz köken var. Kişilerin huy ve mizaçları davranış şekilleri hulk kelimesi ile izah ediliyordu. Bunun bilimsel olarak bu yapıyı inceleyen veyahut ta bununla ilgili kısmına bakan alana da ahlak kelimesiyle değerlendiriyor. Ahlak kelimesine baktığımızda bugünkü anlamından farklı bir anlam içerdiğini görüyoruz. Ahlak kelimesi psikolojinin karşılığı olarak kullanılmış ahlak kelimesinin özünde ahlakla ilgili yazılmış olan eserlere baktığımızda bunların en temel eseri Nasrettin Tusi’nin Ahlakı Alai diye isimlendirilen bir eseridir. Osmanlıdan daha önceki dönemlerde yazılmış ahlak kitapları hep Nasrettin Tusi’nin kitabına atıf yapar. Nasrettin Tusi’nin kitabına baktığımızda da Latin kültüründe Aristo ve dönemin kültüründen ve uzak doğu kültüründen mezcedilip İslam kültürüyle birleştirip bir form kazandığını görüyoruz. Orada ahlak kitaplarında insan şöyle tanımlanıyor. Ahlakı Alai kitabında insan iki temel şeyden oluşmaktadır. Bunun birincisi şehvettir ikincisi gazaptır. Şehvet duygusu insanın doğumundan itibaren ölüne kadar yaşadığı her türlü yaşam enerjisini içeren her türlü faaliyetimizin temelidir. Bu yaşam enerjisi düşünmemiz ibadet etmemiz cinsel ilişkiniz zevkleriniz hobileriniz her şeyi içerir yanı ana yakıtınız sizin. Bu yakıtın yanı başında hemen gazap dediğimiz ikinci bir yakıt kaynağından bahsediliyor. Bu da insanın öfke duyması hayatını engelleyen veya varlığını ortadan kaldırabilecek sistemlere karşı tepki gösterme kudreti içten gelen böyle dürtüsel yapısı bunu tabi Latin kültürüne baktığımızda eros ve tamatos olarak isimlendirildiğini görüyoruz. Eros yaşam tanrısı tamatos ölüm tanrısı iki temel tanrı ve iki temel hayat felsefesi uzak doğuya baktığımızda yin ve yang olarak isimlendirildiğini görüyoruz. Bizde psikiyatrik olarak değerlendirdiğimizde yaşam ve ölüm dürtüleri diye iki temel dürtüyü anlamlandırıyoruz. Bu, bu evrensel olarak dünyanın temel kültürlerinde insanın özünün iki ana kaynaktan oluştuğunu ifade ediyor ve canlının özünü. Bizim ahlak kitaplarımız bir faktör daha ilave ediyor. Diğer yapılardan Uzakdoğu kültürlerinden hariç olarak insan diyor insan olabilmesi için onun temel vasıflarından bir tanesi bilgi faktörüdür. Bilgi insanı insan yapan temel faktördür. Konuşan hayvandır… Beslerseniz sizin bu şehvet dürtüleriniz aklın yoluyla insan olmanın aklın yoluyla kontrol altına alınırsa bu iffete dönüşür diyor yani bireyde şehvet faktörü insan ruhunda bulunan doğruya ve güzele yönelme anlamında içsel zenginliğinin mihenk taşına veya ayarına başvurulursa kontrol altına alınırsa bu insan iffetli bir insan denir. Tabi biz bu şehveti basit cinselliğe indirgemişiz iffeti de kadının namusuna indirgemişiz ama bizim kültürümüzde iffet tamamen yaşam arzusunun ve istediğinin sizin aklınıza uygun şekilde sizin denetiminizde kurtarılma yolu olarak izah ediliyor. Gazap duygusu ise insanın içinde saldırganlık ve karşı tarafı yok etme duygusudur. Eğer bu saldırganlık dürtüsünü kendi haline bırakırsanız bu saldırganlıktan hayvani bir zevk alırız aklımızın emrine verirde kontrol altına alırsak biz bunu şecaate dönüştürürüz. Şecaat ölünmesi gereken yerde ölebilecek kadar cesur olma aptal hareket etmeme yani, yani nedir insanın etik olarak ahlaki olarak kendi canını verebileceği değer yargıları olmalı ancak kahramanlığı ve kabadayılığı o anda gösterebilmeli. Yoksa bireysel tatmin ve öfke dürtülerini deşarj etme anlamındaki bir deşarj bireyin kişinin bu konu da hastalıklı olduğunun işaretidir bize. Bir dakika sohbetimiz bitsin soru cevap kısmını açacağım. Üçüncü faktör olarak bilgi faktörü insanı hayvandan ayıran temel faktör bilgi olması nedeniyle insanı zenginleştiren bir şeydir. Ve bilgi sayesinde insan kâinatı veya eşyaya tasarruf gücünü elde etmektedir. Yani dünyayı istediği gibi kontrol edebilme becerisini bu bilgi sayesinde sağlayabilmektedir. İşte bu güç müthiş bir güçtür. Kişi bu gücü alırda buradan tanrılık iddiasına çıkarsa yani ben her şeyi yaparım yakarım yıkarım bütün tabiat kuvvetlerine hâkimimi şeklindeki bir vehme kapılırsa bu insanda hastalıklıdır. Kendini tanrı zannetmektedir. Ama bu bilgiyi bir hikmete dönüştürürse bilgi bu bahsettiğimiz aklın yoluyla kendi acizliğini sıradanlığını ve evreni büyüklüğünü bu manada değerlendirmek anlamında bakarsa bu insan bilgiyi hikmet haline dönüştürmüştür. İşte öyle bir birey tasavvur edelim ki diyor Nasrettin Tusi ahlak kitabında sağlıklı ve normal birey için şehvet duygusunu iffete saldırganlık gazap duygusunu şecaate bilgisini de hikmete dönüştürmüş bir insan kendine adil olan bir insandır diyor. Adalet duygusunun temeli budur diyor. Adaletli bir insanı tanımlayacak olursanız adalet nedir diyecek olursanız şehvetini iffete gazabını şecaate bilgisin hikmete dönüştürmüş bir birey adil bir bireydir adaletli bir bireydir kime karşı kendisine karşı adaleti tanımlarken adaletli insan derken diğerlerine adaletliden ziyade kendi içsel dürtülerini kontrol yeteneğine haiz bireyden bahsedilmektedir. İşte bu dengeyi bu saç ayağı olarak isimlendirilen dengeyi kuramayan bireylere zulmeden bireyler zalim bireyler denmekte kitapta. Kime karşı zalim kendine karşı zalim. Evet, şimdi tabi burada bu datalar batı kültürüyle Uzakdoğu kültürünün getirilip İslami bir formda sunulmasını da içeriyor. Burada batı kültüründe de veya Latin kültüründe de veya Uzakdoğu kültüründe de insanın özünde doğruya erişme güç ve kudreti dediğimiz bir kudretin bulunduğuna inanılıyor. Kişi kendi aklını içsel dizaynını düşünür ve içindeki sesi dinlerse o insan kendi içindeki dinginliği doğruyu ve hakikati yakalar şeklinde ifade ediyor. Nasrettin Tusi’de kitabında bu mana da içsel aklımızın sesini düşünün. Her insanda bu akıl tanrı tarafından verilmiştir ve size hakikati ve güzeli gösterir. Yani tanrısal bir şeyi tebliğe veyahut ta peygamberi bir şeyi tebliğe ulaşmamış olabilirsiniz ama içinizdeki her kişi her bireyin içindeki bu akli içsel akıla yönelirseniz sizi dinginliğe ve huzura ulaştıracak bir sistemi yaparsınız işte burada bu üçlü sistemden yola çıkarak bireyin kendisine karşı adil olması istenir ve onun alt yapısındaki bozuklukların nerede ve nasıl çıkabileceği ile ilgili çok detaylı bilgilendirmeleri var daha sonra onu terapi kısmında geçeceğim. Bu bireyin yalnız başına adil olması sistemin düzenli olmasına yetmiyor. O birey bir aile içerisindedir aile içerisinde de adalet duygularının olması ve adalet duygularının aile bireylerinin içerisinde de eşit bir şekilde dağıtılması ve bu bireylerden oluşmuş bir aile olması gerektiğine inanılıyor. Onun için böyle bir ailenin nasıl olacağıyla ilgili tavsiye ve telkinleri var kitapta yani böyle dengeli huzurlu ve dingin bir aile çekirdeği nasıl olacağına ilişkin ve bu görevin bu sistemi oluşturma görevinin de aile reisinin üzerinde olacağını ailenin bir reisinin bulunması gerektiğini ve bu aile reisinin bundan dolayı sorumluluğu olduğunu buradaki reislikten kasıt benim anladığım kadarıyla işte iktidar gücünü elinde eline geçiren insan değil ateşten bir gömleği giyerek bu sorumluluğu vermek konusunda çok çalışan ve gayret eden adil olan idareci konumundaki bir sorumluluktan bahsediliyor. Bu da yetmedi diyor insanın sağlıklı bireyin sağlıklı olabilmesi için toplumun sağlıklı olması lazım. Toplumdaki ailelerin sağlıklı olması lazım o toplumsal sağlığı da yerine getirecek olan kişi de padişahtır veya devlettir diyor. Bu mana da devlete göndermeler yapıyor. Ne tür koruyucu sağlık tedbirleri veya ruh sağlığı tedbirleri alacaksınız ki sağlıklı ailelerin içinde sağlıklı bireyler olsun. Şimdi bu sisteme baktığımızda bireyin kendi içinde dingin özerk bir adil sisteme doğru götürüyor ardından bir aile içerisindeki birlikteliği anlatıyor ve bir toplumun bundan oluşması gerektiğini düşünüyor toplumun sahibi olan devlet veya devlet görevlilerine yapması gereken görev ve sorumluluklar veriyor aile reisine bu mana da yapması zorunlu olan görev ve sorumluluklar veriyor ve bireyin kendisine bu mana da sorumluluklar veriyor. Bu bağlamda da alıyor dini bir öğeye bağlıyor. Eğer bunarlı yaparsanız adaletli bir insan olursanız cennetle müjdeleneceksiniz yok kendinize zulmederseniz bunun hesabını verecesiniz cezalandırlacaksınız. Tabi bu biizm davranışçı terapi tekniklerinde uyguladığımız ödüllendirme ve cezalandırma tekniğinin karşılığı gibi baktığımızda. Bir güzel davranışı çocukta ve bireyde geliştirebilmek için o davranılın akabinde o davranışı başardığında kendisini ödüllendirmesini isteriz. Mesela işte sosyal fobik bir arkadaşın böyle bir toplantıya gelmesi olağan üstü zor. Günün birinde böyle bir toplantıya geliyor ve arka sıralardan birine oturuyor ve doktora gelip diyor ki gittim doktor bey. Bugün gittim diyor yıllardır gidemediğim toplantıya gittim diyor çok korktum çok sıkıldım bana bakacaklar diye öldüm bittim ama gittim diyor. Ben diyorum ki kendine bir armağan al. Bir takım elbise mi alırsın bir lokantada bir yemek mi yedirirsin kendi kendine hediye ver. Buy ödüllendirme kısmı. Kapısına kadar gittim giremedim doktor bey üçüncü kez ya artık cezalandır kendini bir hafta sana sinemaya gitmek yasak derim bu eylemi yapana kadar ödül ceza tekniği bağlamında. Şimdi tabi o sistemler baktığımızda oradaki yapılara baktığımızda orada kişilik profilleri var. Bu ahlak kitabında biz tabi kişilik profillerini kişilik yapılandırmaları olarak ortaya koyduk ve on iki çeşit kişilikten bahsediyoruz ve bu kişilik yapılarının patolojik olduğunu yani hastalıklı olduğunu ve buna bağlı olarak ta insanların bunaltı ve sıkıntı yaşadıklarını psikoterapi süreçleri içerisinde de bunların değişebileceğini bir kısmının bilişsel bir kısmının davranışçı bir kısmının dinamik faktörlerle biraz önce bahsetmiş olduğum. Şimdi daha eski kültürler de ne yapmışlar eski kültürler de içe dönük dışa dönük diye introvert ekstrovert şeklinde tanımlanan ve alt kategorilerde kişilik yapıları var. Biz bugünkü tanımladığımız psikolojik ve modern tanımlama da ne diyoruz. Bir paranoid kişilik bozukluğu iki şizoid kişilik bozukluğu üç şizotipal kişilik bozukluğu a kümesi bunların düşünceleri biraz karışmıştır. Neydi düşüncesi davranışı duyguları vardı üç ana komponent. A grubundaki kişilik bozukluğundaki arkadaşların düşünce sistemleri biraz karışıktır uçuyorlar b kümesi anti sosyal kişilik narsistik kişilik nevrotik kişilik borderline kişilik bu arkadaşlarımızın davranışları dürtüleri kontrol etmekte zorlanıyor. Dört ayrı yapı bu da b kümesi grubu diyoruz. C kümesi kişilik örüntülerinde bağımlı kişilik çekimser kişilik obsesif kumpulsif kişilik burada da hem düşünce bozukluğu var hem de duygulanım bozukluğu hem davranış bozukluğu var. Bunların haricinde de iki tane pasif agresif self defeating bunları literatürden çıkarıldı. Amerikan toplumunda bu amerikan sınıflandırması ama benim klinik yapı bu bizim toplumumuzda çok yaygın pasif agresif kişilik yapısı totaliter rejimlerde yoğun halde vardır. Nedir yukarıdakinin söylediklerine hep boyun eğin tamama ağabey de ama asla yapma erteleyebildiğin kadar ertele. Gelip yakana yapıştıklarında vay be ne kadar kötü adamım ben yapmadım görüyor musun abi ya bana ne ceza versen hak diyerek pişkin, pişkin kendini cezalandırıyor hiç karşı gelmiyor gerekçede sunmuyor kötüyüm ben kötüyüm cidden kötüyüm çıldırırsınız. Ben buna Gandi yöntemi diyorum pasif agresif yapı diyoruz. Self defeating ise kendi kimliğinin bireysel kimliğini yaşamak yerine kendi uzatısı olarak gördüğü inanılmaz fedakârdırlar. Türk ailelileri. Kendi hayatları yoktur saçları süpürgedir evlatları yeter ki okusun büyüsün evlensin askere gitsin. Senin hayatın yok öyle bir hayata gerek yok. Veyahut ta bir takım ideolojik yapılandırmaların veya dini yapılandırmaların içersinde tarikat yapılandırmalarının içinde bireysel kimlikten vazgeçerek bütün varlığını o ideolojiye o tarikata veya cemaate adanan self defeating kişilik bozukluğunun bir başka versiyonu. Görünüşte çok iyi çok hoş olabilir ama özerk kimlik anlamında bu patolojiktir, hastalıklıdır. Tabi şimdi bu yapılar biz ne yapıyoruz paranoid kişilik bozukluğu şizoid kişilik bozukluğunu terapilere alıyoruz anti sosyal kişilik bozukluğunu burada iki örnek vereyim. Anti sosyal kişilik bozukluğu topluma uyumsuz olan asan kesen vuran kıran yasa dinlemeyen vicdan tanımayan bir yapı. Düşünebiliyor musunuz bir mahallede iki tane âli kıran baş kesen olsa o mahallenin huzur kalmıyor gasp yapıyor tecavüz ediyor ceza evine giriyor çıkıyor. Siz artık evinizi terk etmek zorunda kalıyorsunuz evinizi taşıyorsunuz. Şimdi bunlar eskiden de vardı Selçukluda da vardı Osmanlıda da vardı ne olmuş. Veya içten içe bağımlı çekimser yapı veya şizoid yapı yalnız başına yaşayan toplumla iç içe girmiyor derin hisleri var hayatın içine girecek ama birileriyle ilişki kuramıyor hep varlığı yalnız. Mesela buna bakıyoruz İslam kültüründe tarikatlar oluşmuş fakat tarikatlar tek tip değil. Sanki böyle toplumun hastalıklı kişilik örgütlememelerini topluma yeniden kazandırmak için eğitim süreci gibi çalışıyor. İşte çok öfkeli öfkesini gazabını kontrol altına alamayan bizim ekstrovert dediğimiz dışa dönük dürtü kontrolü olmayan hafif belki anti sosyal biraz borderline anlatabildim mi biraz narsis bir yapı bir hikmet arayışı içerisinde bir şeyhin dergâhına gidiyor. O inanılmaz işte kavgacı gürültücü adam bir anlam kazanıyor şeyh ona özel bir itibar gösteriyor. Ona kendi hayatının var oluşçu olarak bir çizgi çiziyor. Ve orada o tarikatta bir eğitim sürecine giriyor. İlginçtir bu insanın girdiği tarikat gizli, gizli zikir yapan bir tarikat olmuyor. Genellikle bağıran haykıran zikirleri yüksek sesle yapan orasına burasına şiş batıran o öfkeyi o yoğun enerjiyi deşarj edici bir nevi havasını alıcı bir sistem. Bugün maçlarda yaptığımız bağırdığımız küfrettiğimiz o potansiyel enerjiyi siz soğurursanız o zikirlerle o trans halleriyle onu bir kıvama sokarsanız o önüne geleni yakıp yıkan enerji bir kıvamda bir mecrada yavaş, yavaş kontrol altına alınıyor ve kendisinin bu manada önemli bir birey olduğunu değerli bir birey olduğunu tanrının evladı olduğunu veya tanrının kulu olduğu şeklindeki bir his hissedecek direkt tanrı ile muhatap olma konumuna geliyor diğer tarafta şizoid arkadaşımız veya bağımlı ve çekimser yapı bu da bir tarikata giriyor hangi tarikata giriyor gizli, gizli zikir yapan bir halka yapmışlar kinse kimsenin söylediğini duymuyor içten içe ama halkada hissediyor yanında birileri var. Bunun gibi tarikatların çeşitliliğine baktığımızda kişilik örgütlenmelerine uygun tarikatlar oluşmuş. Bunlar insanın psikolojik ihtiyaçları sonucunda ortaya çıkan malzemeler olarak değerlendirebilirsin. Ha bu tarikat yapısına bakıyorsunuz Hıristiyan kültüründe de var bakıyorsunuz buda kültüründe de var Hint kültüründe de var. Yani psikoterapi dediğimiz şey bir noktadan sonra baktığımızda dinin içinde de uygulanabiliyor sosyal müesseselerin içinde de uygulanabiliyor kültürel değer yargılarının içinde de uygulanabiliyor. Bir geleneksel aile modeli var. Geleneksel aile modeli henüz toplumumuzun yani bireyselleşme veya cemiyet tipi bir toplum haline dönüşmeye başladı. O geleneksel yapı yavaş, yavaş yıkılıyor onun yerine yeni bir model gelişiyor. O modelin içerisinde de kişinin yalızlık duygusunu çaresizlik duygusunu veya bir takım sıkıntılarını ortadan kaldıracak öyle güzel tedbirler alınmış ki öyle güzel usuller ve yöntemler ortaya konmuş ki insanın değerli ve dingin olduğunu hissettirecek sistemler. Burada mesela terapotik açıdan baktığımızda ise bebek doğduğu andan itibaren inceleyelim. Evde bir doğum ve loğusalık dönemi var. Gelin hanım özel bir öneme haiz oluyor. O kıymetlidir çünkü bütün olaylar onun etrafında döner. Nedir birey olarak onanmış tanımmış değerli olduğunu hissetmiş hiç olmazsa hayatının o döneminde bir varlık olduğunu işe yaradığını hissederek takdir edilmiştir. Etrafında aile ona hizmet eder kayınvalide görümce elti kardeşler hizmet eder bu da doyasıya o hakkı kullanır. Bebek doğduğu andan itibaren bir kırkıncı günü vardır. Kırk günlük bir fasıl kırkıncı günün bir merasimi vardır. Ardından çocuğun ilk diş çıkarma merasimi vardır ardından çocuğun ilk saç tıraşı merasimi vardır. Bunlar hep çocuğun gelişim evrelerinde o çocuğun önemsenme duygularının o çocuğun ruhunda yaşatmaktır. Onlar çok önemli etkiler yaratmaktadır çocuğa bebeğe. Daha sonra baktığımızda sünnet merasimi vardır sünnet merasimi işte klasik psikanalitik teorisinde faillik döneminde çocuğun kastre edilmesi vardır. Pipisini kesilme korkusu bizim toplumumuzda bu mana da erkekler ve Yahudi toplumunda tüm çocuklar sünnet ediliyor. Beş aşağı beş yukarı beş altı yedi yaşlarında yapılıyor sünnetler. Ve bunların hepsin sakat olması gerekir. Ama yapılan incelemeler göstermiştir ki o toplumsal açıdan çocuğun pipisinin kesilmesi veya sünnet olması çocuğu kastre etme erkekliğini ve gücünü elinden almak değil tam tersi sünnet olan çocuk erke olur. Daha sünnet olmadın mı sen şeklinde sünnet olmayanlar aşağılanır çocuk bir an önce sünnet olup erkek olmanın güçlü olmanın otoriteye sahip olmanın gurunu yaşıyor. Yani toplumsal yapı onu p şekilde dizayn etmiş ki sünnet olan değil kastre olmalı olmayı kastre olmamayı gerektiren bir sürece çocuğa bir önem addediyorsunuz. O dönemde bir birey olduğunu erkek olduğunu güçlü olduğunu gösteriyorsunuz. Ardında yine çocuğun gelişim evreleri okula gitmeleri ilk, okul günü eski dönem baktığımızda elif bayı öğrenme bir takım duaları ezberleme veya ilk oruç bizim kültürümüzde çocuğun ilk oruç tekne orucu mesela öğleye kadar veya ona kadar on bire kadar dayanıp onunu kutsanması çocuğun dürtülerini kontrol etme konusundaki çok önemli şeyler bunlar aslında bunlar tedbirler. Nedir biizm istediğimiz ideal insan dürtülerini kontrol etsin bu dürtüler için ne yapıyoruz bugünkü zaman diliminde cinsel dürtülerinizi kontrol edin diyoruz borderline hastalarımıza. Senin kontrolünde olsun istediğin zaman kullan ama sen onun kontrolündeysen burada hastalık vardır. Kleptoman çalma dürtüsü gittiği her yerden bir şey alıp götürecek. Bumu kontrol altına alması lazım. Tabi bu dürtülerle ilgili savaş bebeklikten itibaren başlıyor biz kendi dürtülerimizi kontrol edebilir bir ego gücüne ulaşırsak o zaman bütün dürtüler ve öfken senin kontrolünde. Nasıl bir birey olmak istiyorsan hayatta sen yöneticisin. İstediğin değer yargılarına sahip olabilirsin istediğin tercihlere sahip olabilirsin. Ama önce bu makineyi sağlam çalıştır. Bu manada baktığımızda biizm kültürümüzde zamanın kullanılması açlık dürtüsünün kontrol edilmesi uykunun kontrol edilmesi gibi temel zor olan dürtülerle ilgili kısımlarla ciddi bir eğitimsel sürecin verildiğini ve bunların hepsinin bu manada psikoterapik süreç olarak veya tenkil olarak değerlendirebilmek mümkündür. İşte orada da kitapta Nasrettin Tusi’nin kitabında cinsel dürtü kontrol bozukluğu var hırsı olan öfkesini kontrol edemeyen insanlara bu mana da davranışçı bir takım tedavi teknikleri önermişler direkt liste yapmış bugün biz onu daha modernize ederek veriyoruz kognitif olarak olayın arkasındaki bilişsel yapıyı daha çok dini bir formasyonda izah ederek. Şöyle, şöyle güzellikleri yaparsan Allah sana cennetinde güzel şeyler verecek ama Şöyle, şöyle kötülükleri yaparsan onun karşında bedel ödeyeceksin gel yapma. Sistem buna uygun bir sistem hepsi bir ahenk içinde çalıştığı için orada bilişsel yapıyı o manada bir doğruya kanalize etmek kişiyi kontrol altına alma süreçleri yaşanmakta. Buradan çıkarılacak sonuç nedir. Buradan çıkarılacak sonuç insanın özünün her toplumda aynı olmadır ve her kültürde o kültüre özgü olarak insanı normatif normal hale getirici bir takım sistem ve değer yargılarının çalıştığını görüyoruz. Azerbaycan da çalıştığım yıllarda çok güzel adetlerini gördüm. Bizde pek yok o. İşte bir vesile ile bir araya gelinip kutlamalar yapılıyor. Bu yaş günü kutlamaları olabiliyor bir olayın tekrarı olabiliyor işte sekiz mart dünya kadınlar günü olabiliyor nevruz bayramı olabiliyor. Çok ciddi kutlanıyor. Orada çalışırken hastane de bir arkadaşımızın doğum günü ise çok ciddiye alınıyor ve mutlaka hastane personeli bir iki saatliğine bir yerde oturuyor. Bir şeyler içiliyor meyveler konuluyor ve o arkadaşın kişiliğine ait olarak çok öğücü konuşmalar yapılıyor. İşte bir toplantı başkanıoluyor o kadehleri o gün kimin doğun günü ise onun için kaldırıyor bu o insan o gün hep pozitif tarafları vurgulanıyor. Hâlbuki ofiste çalışan hemşire arkadaşımızı bir fırçalamışızdır bağırmışızdır hakaret etmişizdir ama o gün onun doğum gününde ona taltifkar çok güzel cümleler sarf edilerek tüm grup üyeleri orada yirmi kişi varsa herkes tek, tek ayağa kalkıyor onun şerefine kadeh kaldırıyor ne kadar değerli ve önemli bir insan olduğunu iyi bir anne iyi bir abla iyi bir personel iyi bir çalışan hep o inanılmaz bir öz değer kendine saygı kendine olan önem derecesini arttıran bir faktör olarak görüyor. İkinci olarak çalışkan ve üretken insanların her biri için sanat eseri hazırlanıyor. İşte yirminci yılını doldurmuş profesör bilmem kim veya idareci bilmem kim sanatçı bilmem kim. onun anısına küçük bir tiyatro sergileniyor onun hayatını anlatan bir video gösterimi veyahut ta sunum yapılıyor. Powerpoint sunum yapılıyor. Ve o gün arkadaşları ve dostları yüz iki yüz kişilik bir kalabalık ona her on yılda bir beş yılda bir taltif ediyor. Bu sisteme baktım Rus sistemi Ruslardan gelen bir şey bizim Azeri Türklerine ait bir sistem değil. Burada kişiyi önemseyen kişinin başarılarını ön plana alan ve kişileri takdir ederek onların öz değerlerini yükselten çok hoş bir sistem. Biz de bu kişileri biraz ön plana almak hatalı görülür o da geleneksel kültürde sebebi de onun biizm geleneksel kültürümüzdeki geleneksel aile modelinde bireylerin çok ileri gitmesi istenmez çünkü sistem kopuyor. Arap toplumunda geleneksel aile de bir liderin olması lazım diğerlerinin de iş bölümü içerisinde onanır gizli onama gizli takdir daha çok. Ama bireyci yapılarda bu yapının artık değişmesi bireylerin ön plana alınması ta bu, bu aynı zaman da narsis bireylerin olmaması içinde dinginleyici sistemlerin bu bahsettiğim adalet sistemlerinin kişinin içinde yerleşmesi gerektiğini düşünüyorum. Ne kadar vaktimiz var. Konuşmacı: hocam bir sorumuz olsa Tahir ÖZAKKAŞ: buyurun peki Konuşmacı: orada geçişlerde yalnız çok farklılıklar var mesela son yüzyıl içerisinde gelişen insan profili ile daha önceki dönemlerdeki insan profilinde çok farklar var… Şehirleşme… Geleneksel kültürün zayıflaması… Sizin alanınızda çok ciddi bir takım insanların geçmesini gerekiyor. Sizden tedavi alması gerekiyor siz hocalarımızdan yalnız... İşte bir Osmanlı döneminde yavuz sultan selim döneminde… İnsan olmanın zorluğu ile bugün çok farklı bu insan ki amacından sapmış… Dünyaya saplantısından dolayı yani çıkar yol bulamayan insan bununda yansımaları olarak işte psikolojik olarak psikologdan tedavi alması gerekir yalnız tedavi kendi maddi şartları içerisinde bir çözüm getirmiyor yani siz mesela ona bir çözüm sunuyorsunuz sorunun temeli esasında tamamen kapitalist sistem içerisinde almış olduğu bir küçük, küçük şeyleri bunarlı deşmek bu maddeleri çıkarmak imkânsız bir şey. Yani yüzyıl öncesinde iki yüzyıl öncesini çok farklı değerlendirmek bu son Konuşmacı:900 sanayi devriminden sonra yetişen insan profilinde çok farklı değerlendirmek lazım yani ikisi arasında kendi fikrimi söylüyorum ciddi bir fark var az önce siz değerlendirme yapıp geçmişten günümüze kadar getirdiniz belki çok doğru söylüyorsunuz önceden tarikatlar vasıtasıyla insanlar gelip tarikattan belli bir eğitim alarak en azından topluma zararlı kişi olmaktan kurtuluyor. Bugün ise böyle bir seçenek yok yani şu an da insan belki çok kısmıdır. Tahir ÖZAKKAŞ: burada bunların hepsi var yani yok diyemeyiz. Mesela amerikan toplumunda aynı şekilde gönüllü dernekler gönüllü kuruşlar var. Orada da çalışan emeğini koyan fakirleri doyuran sokaktakilere yardım eden farklı bağlamlarda var. O agresyonu farklı şekillerde ortaya koyan yapılar var. Burada biz şuna bakıyoruz. Anti sosyal kişilik bozukluğu her toplumda kapitalist toplumda da sosyal toplumda da sosyalist toplumda da cinsel bozukluk her toplumda olarak çağ ne kadar değişirse değişsin bu yapılar olacak. Bu yapıların içeriği önemli değil biizm için şu ideolojide olmuş bu ideolojide olmuş şu dinde olmuş bu dinde olmuş bizim için pek önem arz etmiyor. Yapının makinenin sağlam olup olmadığına bakıyoruz makine, makine sağlam olduktan sonra siz diyorsunuz ki keşke toplumda sağlam olsa veya ona bağlı bozuklular ortaya çıkıyor diyorsunuz. Bu noktaya kadar haklı olabilirsiniz ama geleneksel yapıdan bireysel yapıya geçen tarihi bir trend var. Bu trend de bütün toplunlar otomatik olarak çağdaşlaşma modernleşme sanayileşme zorunda buraya gidiyorsunuz. Gitmezseniz zaten Afrika ülkesi oluyorsunuz veya geri kalmış bir ülke oluyorsunuz. Gitmeyip duranlarda var. Oraya gittiğiniz müddetçe bireyselleşmek zorundasınız özerkleşmek zorundasınız. Özerkleşmek zorunda olduğunuz müddetçe de geleneksel kültürden getirdiğiniz tüm değer yargıları da sarsılacaktır. İşte o bireyselleşmenin getirmiş olduğu özerklik ve mutluluk toplumsal sıcaklığın getirmiş olduğu duyguları kaybettirecektir. O kayıpla beraber o bireyselleşemeden yeni bir dalga başlayacak. Tarihsel bağlamda geleneksel yapıya doğru dönüş dalgası bu insanoğlunun tarihsel bir sarkacıdır belki yüzyıllar boyu sürecek olan sarkaçtır. O bireyselleşme toplumun içinde yalnız olan bireylerin sıcak duyguları hissedebilmesi için orada rötuşları yapıp orada sentezlenecektir. Tamamen geleneksel yapının içinde birey olmaktan uzak birinin kontrolündeki veya değer yargılarının esiri olan tamamen diğer taraftan tamamen bağımsız özerk yanında hiç arkadaşı dostu olmayan insan değil ikisinin arasında ortak bir çizgide tarihsel süreçtir. Ne bunu doktorlar yapabilir ne insanlar yapabilir ne ideologlar yapabilir bu yaşanacaktır ve yaşanıyor da. Bizim öngörülerimiz olabiliyor veya isteklerimiz olabiliyor sizin istediğiniz bu yönde işte kapitalist sistem insanları mahvediyor problemlerini değiştiriyor vesaire mitolojik bir bakış tarzı. Konuşmacı: şu anda bir tüketim toplumu var. Tahir ÖZAKKAŞ tüketim toplumu olmazsa sistem çalışmaz. Konuşmacı: yirmi dokuz yaşında düşünüyorum okulda üniversiteler de sürüklendik bu noktaya geldik ürettiği ne var diye soruyorum kendi kendimize üç beş bir şey yapışsak kendimi olaylara şu gözle bakamıyorlarsa kendimden bir örnek vereyim…( kayıt ileri bir dakikaya atlıyor ) Konuşmacı: batı toplumlarında bildiğimiz kadarıyla batı toplumlarında ortaçağda çok bağnaz düşünce olduğunu… Şeytan girmiştir diye yakıldığını biliyoruz. Oysa bizim toplumumuzda öteden beri daha sevecen bir yaklaşım var. Bildiğim kadarıyla bu arada da bu konu da sizin yaptığınız araştırmalar sonucunda başka ayrıntılar var mı? Tahir ÖZAKKAŞ peki ben bu sorunun gerekçesinden başlayarak cevap vereyim. Bulunduğumuz noktadan başlayarak cevap vereceğimi şimdi Türkiye'den ve Osmanlıdan bakarsanız Avrupa'yı karşınıza alırsınız, Avrupa’dan bakarsanız Türkiye’yi karşınıza alırsınız dışarıdan bakarsanız insanı tanımlarsınız yukarıdan bakarsanız ki olaylara yukarıdan bakalım. Hepimiz insanlık tarihinin mirasını taşıyoruz. Ortaçağ cidden Avrupa için çok zulümlerle dolu acılarla dolu bir çağ insan kardeşlerimizin birçoğunun acı çektiği bir çağ. Aynı dönemde Osmanlı veya daha önceki dönemde daha mutlu daha insani değerlerin ön plana alındığı dönmeler yaşanmıştır. Burada sorunuzun arka planında hissettiğim yapı ya biz insana çok değer veren bir sistemin evlatlarıyız batılılarda daha çok insana değer vermeyen bir takım ruh hastalıkları içine cin girdi şeytan girdi diye meydanlarda papazların marifetiyle yakan bir toplum. Bunların hepsi doğru hepsi gerçek ama bunlardan insanlık adına üzülmek lazım. İnsanlık adına bir üst milletimiz adına ve kültürümüz adına gurur duyuyoruz ama bir üstünlük çıkarmamak lazım. Biz siz döveriz gibi bir mantık içerisinde yaklaşmamamız lazım... Bu mana da bakıldığında bizim özellikle Selçuklu döneminden başlayan yapılarsa 1Tahir ÖZAKKAŞ06 yılında kayseri de genel lise ve tıp fakültesi açılmış dünyanın ilk tıp fakültesidir. Bu tıp fakültesinde hastalar hem cerrahi hem de diğer yöntemlerle tedavi edilirken bir tarafta akıl hastanesidir. Şimdi müze olarak kayseri de açıktır. Bu akıl hastanesi olan bölümde iki temel sistem var. 1Tahir ÖZAKKAŞ06 yılı bu kadar yıl önce bir kalorifer teşkilatı var nasıl bir kalorifer teşkilatı küçük, küçük hücrelerden oluşan bir koridorda hastaların kaldığı odalar var hastaların kaldığı odaların alt kısmında künkler, künkler vasıtasıyla hamamdan gelen sıcak su dolanıyor. Bir taraftan öyle bir sistem yapılmış ki bütün odaların altından o sıcak su dolanıyor hamamda tekrar ısınarak bir tarafı hamam başı hama koridorun böyle bir sistem künk sistemini bulmuşlar. İkinci olarak koridorun sağındaki ve solundaki odaların üst katında bir hava koridoru oluşturulmuş her oda da bir delik var köşede bir delik iki tane bu delik diğer odadan geçiyor başa oda musiki heyetinin oturduğu bir yer var. Musiki heyeti orada bir takım musikiler terennüm ediyor orada bir takım sazlarla icra heyeti bir takım şeyler yapıyor ve onlar genellikle oradaki hastaların hastalıklarını tamir edici daha sonra okuduğumuz kitaplarda ve çalışmalarda akıl hastalarının hem şu sesi dinletmek ve de müzikle duygularının ve öfkelerini yatıştırmak anlamında musiki ile tedavi edildiği sene 1206. şimdi aynı Avrupa baktığın zaman cidden vahşet çok kötü psikoz hastaları işte bahsetmiş olduğum organik bozukluklara bağlı Konuşmacı: engizisyon karyolası varmış engizisyon karyolası engizisyon başlıklarının boyu ne kadar diyelim 1.70 cezaya çarptırılan Fransa’nın bir müzesinin altında sergileniyor okuduğum zaman dehşete kapılmıştım yatırılıyor cezası infaz edilecek olan yakılmıyor ama diyelim boyu uzun hemen kesiliyor kısa ise uzatılıyor engizisyon karyolası. Tahir ÖZAKKAŞ tabi bizim kültürümüz adına sevindirici bir şey değil hemen dengelemek isterim. Bir temel eserden iran’daki İslam devletleriyle ilgili tarihsel kitaplar çıkmıştı oradan okuduğum bir kitapta babası olan şahı devirdikten sonra genç oğul babasına olan öfkesini öyle dile getiriyor ki tahranda. Tahran’ın girişine babasını bir kafese asıyor kuş kafesi gibi bir kafese altına büyük bir ateş yakarak diri, diri yakıyor. Bizim kültürümüzde de bir taraftan böyle gerçekler var ayni iktidar mücadelelerinde girmeyelim bu konunun detayına kardeş katlinin vacip olduğundan başlayıp ta gayri insanı ilan yüzleşmemiz gereken gerçekler bunu da değerlendirmemiz lazım. Vahşet her yerde vahşet kötülük her yerde kötülük tabi orada cehalet daha çok kilisenin bağnaz tutumu papazlık müessesesini getirmiş olduğu dogmatik kurallar cin kavramı vesaire akıl hastalarını böyle bir muameleye reva görmüşlerdir. Ama ilk akıl hastanelerinin de kuruluşu yine Avrupa’dan başlamıştır yine akıl hastanelerindeki akıl hastalarının zincirleri çözülüp onlara özel bir muamele tabi tutuyordu bu dönemde de bizim akıl hastalarımızın durumu kötüdür. Konuşmacı: bir soru sorabilir miyim Tahir ÖZAKKAŞ buyurun Konuşmacı: bugünlerde tam bu konuyla ilgili Louis Auster’in “gelecek uzun sürer “ diye nefis bir öz yaşam öyküsünü okuyorum. Tahir ÖZAKKAŞ sorunuz var mı sorunuz varsa soru sorun lütfen Tahir ÖZAKKAŞ evet oradaki bir satır biliyorsunuz Auster karınsı 82 de öldürmüş boğarak öldürmüş bir filozof daha sonra da ceza evine alınıyor. Fransa dediğimiz gibi batı da tedavi altına alınıyor bundan sonra öz yaşam öyküsünü yazıyor orada aynen şu tabir var şu anda batının önerdiği bütün akıl hastaneleri bütün temerküz kamplarına hapishane demiyorum hapishane temerküz kamplarından daha vahşiyane yani yaşadıklarını anlatıyor hezeyan falan da değil bir de çevresindekilerin tanıklıkları var yani sadece Auster deseydi biz ona diyebilirdik ki hezeyan Tahir ÖZAKKAŞ sorunuzu sorar mısınız? Konuşmacı: batının ben bu kadar iyi durumda olduğunu düşünmüyorum. Tahir ÖZAKKAŞ bizi ilgilendirmiyor şu andaki konumuz batı değil iyi veya kötü olması değil. Konuşmacı: örneği açar mısınız Tahir ÖZAKKAŞ biz sadece insan olarak olaylara bakıyoruz ve değerlendirmeye çalışıyoruz konuyla pek ilgisi yok sorunuzun. Buyurun. Konuşmacı: sayın hocam günümüzde… Bu konu da bir araştırmanız var mı? Tahir ÖZAKKAŞ valla detaylı bilgiler yok ama kısaca bahsedebilirim nörolinguistic program NLP üç ayrı tekniğin birleşmesinden yola çıkarak zihnin bilişsel çalışmasını ve duygusal bağlantılarıyla yola çıkıp bir takım rahatsızlıkların çözümünü terapi dede biz bir kısmının kullanıyoruz bunların bunlar insanını hayatını değiştirici mucizevî yöntemler değiller bu bahsettiğim sistem içerisin de her bir davranışsal öğeleri bilişsel öğeleri dinamik öğeleri var oluşsal öğeler vardır ve genetik materyal vardır. Yani biyolojik yapılar vardır. Dolayısıyla bir sistemi alırken entegrasyon şekline bakarız. Bazı rahatsızlıkları kısa süreli bir takım tekniklerle tedavi edilirken bazıları beş yıl on yıl çok ciddi bir gayret sarf etmeniz gerekir. Bu da işte bu tip rahatsızlığı olan arkadaşların mucizevî yöntemler diye bu tip yöntemlere sarıldıklarında hayal kırıklığı ve hüsranla sonuçlanıyor daha da sıkıntlı ağır süreçlere girerler. Ama bazı işin ehlinde işe yarayan hoş tekniklerdir şey teknikler değildir bunlar havaiyi veya uydurulmuş şartlatanlık değildir ama benim Türkiye’de gördüğüm kadarıyla bu işi ehil olmayan insanların hekim olmayan insanların yetkili olmayan insanların bu mana da mucizevî bir yöntem gibi deklere edip bir takım insanların duygularının sömürdüğünü maalesef görüyorum bunu da yanlış buluyorum. EFT yine aynı şekilde duygusal özgürlük duygusal aydınlanma şeklinde bir teknik detaylarını onun pek fazla bilmiyorum fakat yine de belirli sorunlarda kullanılabileceğini düşünüyorum ama bütün olara tüm sorunlara ki iddiaları bu yönde nasıl işte fobilerin kaynağı biraz önce bahsettim davranışsal kaynak olabilir bilişsel kaynak olabilir dinamik kaynak olabilir bunu ayrıştırabilecek yetiniz olması lazım bilginiz olması lazım. Zarar verir mi vermez mi diye düşünüyorum faydası olursa kullanın diyorum. Buyurun. Konuşmacı: genel çerçevede düşündüğümüzde olumlu ve olumsuz kavramsal anlamda eş değer olmalarına rağmen insanlık yüzyıldır bu konuyu… Tahir ÖZAKKAŞ tabi insanın yapısıyla alakalı bir şey. Daha doğrusu herhalde evrimsel evrimleşme tarihimizde bunu bulmak lazım. Ormanda yaşıyoruz hayatta kalabilmek için hep negatif düşünmek zorundayız aslan nereden saldıracak kaplan nereden saldıracak negatife odaklı bir beyin sistemi ki bu bizim amildar çekirdek yapı transmustaki birincil beynimizdir. Duygusal… Tehdide duyarlıdır tehlikeye duyarlıdır. Bu tehlikeye karşı hep negatif bakmak durumundayız ki canlılığımızı koruyalım. Ama korteks dediğimiz daha sonradan gelişmiş beynimiz ise negatife duyarlı olmaması lazım o orta beyinin görevidir. Orada daha çok güvenir çünkü ormanda sağımızdan solumuzdan şey saldırması söz konusu değil ama bazı bireylerin amildar orta beyinde emrinde hayatı kurcalayarak negatif yaklaşarak biz bu arkadaşlara şablonlarında ve şemalarının hatalı olduğunu düşünüyoruz ve onların daha objektif daha reel veya daha pozitif bakmalarını yollarını öğretmeye çalışıyoruz. Ama özümüzde genetiğimizde negatif bakma eğilimimiz vardır. Muhtemelen evrim sürecimizle ilgilidir. Konuşmacı: düşündüğüm zaman şu an ki şartlarda bireysel anlamda düşündüğüm zaman sosyal anlamda olsun bireysel anlamda olsun dışardan gelen etkiler bu negatif ve pozitifi oluşturan şeyler dengelenme söz konusu aynı şeyler yaşanıyor kötü şeylerin sayısı iyi şeylerin sayısından fazla değil ama biz hep sorun odaklı. Tahir ÖZAKKAŞ şimdi biz burada reel olarak kötü veya pozitif olan şeyler problem değildir. Siz, siz reel bir olayda negatifleşiyorsanız psikiyatrik açıdan bu bir problem değil. Problem sizin zihninizde zihinsel tasarımlarınızda olayları hep negatif yorumlayan bir beyine sahip olmanızdır. Yoksa siz içinizde özgürseniz sizi hücrelere de atsalar siz mutlu olursunuz. Yani bireysel özgürlük adına kendi inanç ve değer yargılarınız adına bir değer koymuşsanız sizi hücreler atsalar dahi siz orada özgürlüğünüzü yaşayabilirsiniz. Ama sizin zihniniz bir takım kalıpların esiri ise dünyanın ben büyük özgürlüklerini bahsetseler kendinizi köle hissedersiniz negatif ve pozitif bakmak böyle bir şey. Hayatın negatif gerçekleri veya acıları bizi mutsuz etmez. Bugün en basit gecekondu da yaşayan insanlar bugün Osmanlı sultanlarının yaşadığı şatafattan daha şatafatlı yaşıyorlar. Elektrikleri var akan muslukları var gece kondu da mum isinde yatmıyorlar çok rahat yatakları var yorganları var çamaşır makineleri var bulaşık makineleri var. Bu Osmanlı padişahında yoktu. Bir yerden bir yere gitmek için at üstünde gitmek zorundaydı ve giderken de o atın üstünde durmak zorundaydı. Bu manada baktığımız zaman zorluklar rölatiftir, rölatiftir. Yani bizim içsel dizaynımızda negatif ve pozitiflik var mesela ben çok çileli geçirdiğim yıllara bakıyorum yoksulluk acı ama çok keyifle yâd ediyorum çünkü inanılmaz bir hayat mücadelesi vermişinizdir, inanılmaz bir gayret göstermişinizdir. Aç kalmışsınızdır açık kalmışsınızdır ama zerre kadar o negatiflikler o günde etkili değildi bugün duygusal bir kalp kırıklığı bana açlıktan da duygularda da büyük sıkıntı verebiliyor. Anlatabildim mi? Burada bir parantez açayım vaktimiz sınırlı ama bir çocuk değerli veya değersizlik hisleri ile yetişirken annesi onu benim çocuğumolduğu için değerli olarak bakarsa çok kendini temelde değerli hisseder. Yok, çocuk annenin gözüne girmek için eylemler yaparsa o zaman değerli olduğunu hissedebiliyorsa annenin beklediğini yaparsa öyle bir çocukta dış odaklı bir his gelişir. Bu ne demektir eğer değerlilik hissetmek istiyorsa başkalarının beklentilerini yap demektir. Ne demektir başkaları benden başarı bekliyor başkaları benden bir takım beklentilerde bulunmamı bekliyor o zaman başarı bekliyorsa başarılı olmak zorundasın başarısız olduğun zaman ne olacaksın değersiz olacaksın peki başarılı olabilmek için başarıyı engelleyen faktörler nelerdir diye sorar kendine insan bu noktadan itibaren olumsuz otomatik düşünceler başlar. Ha kitabı tam okumadıysa gece iyi uyuyamadıysa hoca yanlış yerden soru sorarsa bakarsın hep negatif düşünme çünkü negatif düşüneceksin ki onlarla ilgili tedbir alacaksın ki başarısızlığa giden yolları tıkayabilesin. . Başarılı olduğun zaman değerli olduğunu hissedeceksin. İşte bu mana da çekirdek kalıplarda negatif düşünmeyi zorunlu kılan şemalar ve şablonlar vardır. Bu şablonlar daha çok insanın zihnine egemense hep olayları negatif görürler. Anlatabildim mi peki. Burada keselim mi yavaş, yavaş peki son bir soru var demiştiniz. Konuşmacı: Temel askere gitmiş komutan bunu sınava tabi tutmuş Temel demiş sağa doğru yatar düşmana ateş ederim demiş peki solundan gelirse ne yaparsın sola doğru dönerim yatarım tam siper alırım ateş etmeye başlarlım. Önünden gelirsen ne yaparsın aynı şekilde arkadan gelirse aynı şekilde şimdi her tarafından gelirse ne yaparsın demiş. Komutanım burada benden başka asker yok mu demiş. Şimdi olayın bir yönü de böyle baktığımız esnada mesela ben okurken genetiksel olarak klonlanmış koyunların başına bir çoban değil tüm koyunların başına bir çoban koysanız koyunlar bir arada durmuyor. Şimdi de insanları birey, birey dağıttığımızı düşündüğümüzde eskiden bir topluluk vardı bir yerde üç yüz bin beş yüz bin kişi herkes gittiği yere kadar gidiyordu bazı şeyler. Ama toplumda böyle bir dağılma olduğu esnada işte bu sistemin içerisindeki herkes bana ne demeye başladığı süre içerisinde diğer taraftan da bir Amerika’ya bakıyoruz. Amerika’nın zencilerin boynuna zincir vurdular çalıştırabilmek için daha sonra zinciri çıkardılar işin ucuna kredi kartı koydular. Kredi kartı için belki zincirden daha fazla çalışıyor. Yani şimdi Amerika’da hepimiz biliyoruz ki on sekiz saat çalışsın ki otuz beş bin dolar aylık geliri var ama on sekiz saat çalışıyor ki. Şu gün için askere gitmiş olan arkadaşlar daha iyi bilirler saat sabahın beşinde kalkıyor günün verimli olduğunu ne kadar verim alınabildiğinin farkına varıyor. Diyorum ki bireysellik belli bir noktaya kadar gidecektir ama bu bireyselliğin gittiği noktada ne var. İnsanlar o noktaya gidiyorlar bunu anlamadım şimdi Tahir ÖZAKKAŞ bende bilmiyorum gidiyorlar işte, peki arkadaşlar katılımlarınız için teşekkür ediyorum. |