|
|
|
Self Defeating Pasif Agresif Kişilik Yapısı 9.11 22.11.2005Kimler var kimler yok diye bakıyorum. Evet, arkadaşlar hoş geldiniz böyle aylık sohbetlerimizden son aylarda böyle kişilik yapılarıyla ilgili olarak yaptık. Her halde bu ay son kişilik örüntüleri olan son kişilik örüntülerinden diyebiliriz. İki kişilik örüntülenmesini bizim toplumumuzda sıkça görülen karşılaştığımız bizzat kendisi olduğumuz iki kişilik örüntülenmesini daha yakından tanıyacağız göreceğiz. Kişilik örgütlenmeleri neydi kişinin kendini tanımladığı dışarıdan da görünün o vasıflarıyla anılan uzun süren genç erişkinlik döneminde görünen yani ergenlikle beraber başlayan bizi biz yapan kalıcı niteliklerimize verdiğimiz isim. Tabi kişilik yapıları değişmez değildir, kemikleşmiş değildir değişebilir ama değişmeleri duygularımıza düşüncelerimize göre daha yavaş daha zor şekil alan yapılardı. Kişilik örgütlenmeleri ötekiyle ilişki şeklinizin nasıl olduğuna bakılarak yapılan sınıflandırmalardır. Yani öteki dediğimiz bizim dışımızda her şey insanlar canılar nesnelerle yapılan iletişim şeklimiz bizim kişilik örgütlenmemize göre şekil almakta kısaca hatırlatacak olursak ilk kişilik örgütlenmelerimiz bir yaşını doldurduktan sonra üç yaşı arasında kaotik olan bu dünyayı anlamlandırabilmek için anne babamızın veya bakıcılarımızın ötekileri ile nasıl ilişki içine girdiğinin modellenmesi alınması içselleştirilmesi ve sentez yapılmasıyla kaotik olan dünyadan kaotik olan nesne ilişkilerinden kurtuluyoruz bir düzen geliyor. İşte anne babamızın veya bizi yetiştiren insanların nesneyle iletişim şekli bu şekilde içselleşince bir kişilik örgütlenmesi halini alıyor. Kişilik örgütlenmelerinin neden bu şekilde neden farklı şekilde olduğuyla ilgili yorumlara gelince bir sınıflandırma ile karşı karşıya kalıyoruz bugün için kişilik örgütlenmelerinin nedenselliği matematiksel bir kurgu gibi objektif ve reel olarak ortaya konabilmiş değil. Bu nedenle de yapmamız gereken şey benzer kişilik örgütlenmelerini benzer grupların altında değerlendirmek. Bunu basitçe ifade edecek olursak elmaları elma sepetine koymak armutları armut sepetine koymak diyebiliriz. Benzer özellikler ve karakter yapılarını gösteren arkadaşları belirli gruplar altında toparladığımızda ve bunlarında belirli özelliklerini de alt alta yazdığımızda tanımlayıcı anlamda kişilik örgütlenmelerini sınıflandırmış oluyoruz. Buna Amerika Birleşik Devletlerinin kişilik örgütleneme kalsifikasyonu diyebiliriz. Yani deskriptif denen dışarıdan gözlemlendiğinde olayı tanımaya yönelik olarak bir çerçeve çizen anlamda. Bu manada da kişilik örgütlenmeleri üç kümede inceleniyor. A kümesi B kümesi ve C kümesi diyoruz A kümesinde paraonid şizoid şizotipal kişilik örgütlenmeleri B kümesinde narsisistik anti sosyal borderline histirionik kişilik örgütlenmeleri. C kümesinde bağımlı çekingen obsesif kumpulsif kişilik örgütlenmeleri birde bunların özelliklerini gösterir ama bir sınıfa dâhil edilmediği başka türlü adlandırılamayan kişilik örgütlenesi birde nadiren de olsa görülen normal kişilik örgütlenmesi var. Tabi bu bahsettiğimiz kişilik örgütlenmeleri patolojik ve hastalıklı olan zaten Amerika Birleşik Devletleri psikiyatrislerinin sınıflandırmaları hastalıkları sınıflandırıyor normalleri sınıflandırmıyor. Normal normaldir normal bir tanedir. Burada demek karşımıza on tane kişilik örgütlenmesi geliyor veya bunların miks tipleri geliyor. Bu DSM IV dediğimiz amerikan sınıflandırmasının dördüncü gözden geçirilmiş şekliydi bunun DSM III modunda ise iki kişilik örgütlenmesi daha vardı. Bunlar self defeating ve pasif agresif kişilik örgütlenmesiydi. Daha sonra Amerikalılar oturdular biz bunları kaldıralım dediler sınıflandırmadan kaldırdılar. Herhalde geliştikçe bazı ülkelerin modernlikle beraber veya sanayileşmeyle beraber bazı kişilik örgütlenmeleri kalkıyor her halde bizim gibi geri kalmış ülkelerde bu kişilik örgütlenmeleri bol miktarda var. Tabi bu kişilik örgütlenmelerinin sınıflandırılmasıydı. Bunu ben burada bahsedeceğim ve ben bunun bence neden kaynaklandığı ile ilgili yorumlarına gitmeye çalışacağım. Demek Amerika Birleşik Devletlerinin kişilik örgütleneme sınıflandırmasından çıkarılan dünyada böyle bir kişilik örgütlenmesi yok denen ama bundan on, on beş yıl önceki kitaplarda var kabul edilen iki kişilik örgütlenmesi birisi self defeating diğeri pasif agresif kişilik örgütlenmesi. Self defeating in tam karşılığını vermek biraz zor bir diğer ismi self defeating in mazoşisttik kişilik örgütlenmesi veya Türkçedeki karşılığı olarak kendisini heder ve kurban eden kişilik örgütlenmesi uygun olacağını düşünüyorum. Bunu, bunu tanımlamak için demek ki kişilik örgütlenmelerinden birincisi olan self defeating kendisini heder ve kurban ediyormuş. Veya diğer bir isimle mazoşisttik bir kişilik örgütlemesi imiş. İkincisi pasif agresif bu ne demek bir pasif tarafı var bir agresyon tarafı var. Pasif tarafı pasifçe sakince yumuşakça fazla incitmeden agresyonu ortaya koyması yani bir agresyonu bir öfkesi bir kızgınlığı var ama onu öyle pasif bir şekilde koyuyor ki biz buna pasif agresif yapı diyoruz. Pasif agresif yapıya birörnek olarak göstereyim yaparız ağabey hallederiz ağabey derhal abi hemen abi der ama asla yapmaz. Hepimizin günlük olaylarda evimizin içinde gördüğümüz tamam babacığım suyunu getiririm der su gelmez tekrar hatırlatırsın a unuttum derhal getireyim der yine gelmez. Çünkü öfkesini pasif olarak ortaya koyuyor. Sana görünürde hep okey derim hep tamam derim itiraz etmem asla benden eylem çıkmaz. Erteleyebildiğin kadar ertele bugünün işini bırakabilirsen hep yarına bırak temel düsturları pasif agresif yapıyı da görelim kafamızda bir kenara koyalım. Mazoşisttik yapı ise genel sınıflandırmada birkaç kişilik örüntüsünün etkisi gibi gelir ama tanımlama belirli bir kategorizasyon içeriyor. Burada şunu kast edeceğim çok karışık bir cümle oldu ama bende farkındayım bu cümlenin karışık olduğunun böyle psikolojik konuları benimde çok karışık oluyor bir noktada basite indirgemeye çalışıyorum biraz önce Amerika Birleşik Devletleri sınıflandırmasının elmaları elmaların yanına armutları armutların yanına konması şeklinde olduğunu söylemiştim. Ama bu sınıflandırma elmaların niye elma olduğunu armutların niye armut olduğunu izah edemez. Ama bilim adamlarının temel derdi elmaların niye elma olmuş armutlar niye armut olmuş bunu incelemektir. Buna bir etipatogeneze dayalı yani sebepsel nedenselliğe dayalı sebep sonuç ilişkisi illiyet bağı kurarak anlama yolu diyoruz. İşte bu noktaya gelince bu kişilik örgütlenmesinin oluş nedenselliği çok farklı, farklı nedenlere dayanıyor. O zamanda karşımıza değişik bir tablo çıkıyor. Bugün ben her ne kadar genel olarak bu kişilik örgütlenmelerine bu kalsifikasyonu sizinle paylaşacağım ama esas paylaşacağım şey ailede ne oluyor. Anne baba çocuğa ne yapıyor da o çocuk patolojik bir kişilik örgütlenmesine giriyor. Bunun nedenselliğini yakalamaya çalışacağız birlikte biraz beyin fırtınası yapacağız. Ben biraz kopya çekeyim müsaade ederseniz hani o dalların sınıflandırıldığı şey aşağıdakilerden beşi varsa deniyor buna self defeating deriz. Aşağıdakilerden beşi ile karakterize genç erişkinlik döneminde başlayan ve değişik koşullar altında ortaya çıkan haz verici deneyimlerden sıklıkla kaçınma veya altını oyma acı çekeceği kişi ve durumlara yönelme ve başkasının kendisine yardım etmesine engel olma. Vay, vay, vay bir daha iyi alternatifler bulunduğu zamanla da bile kendisini hayal kırklığı başarısızlık yanlış durma götürecek kişi ve durumları tercih eder. Şurada mutluluk var başarı var hayır illa bu tarafa gidiyor. İki başkaların kendisine yardım için gösterdiği ret etme veya boşa çıkarma. Üç pozitif kişisel olayları yani yeni başarıları takiben kişi has bel kader bir şeyler başarmış bunların ardından depresyon suçluluk ya da sonu acıyla biten bilecek davranışlarla tepki verme. Mesela o gün trafik kazası yapar. Mutlu bir şey yapar arabayı dönüşte bir şekilde bir yere sürter çarpar. Haz verici fırsatları ret etme ya da kendini eğlendirme konusunda isteksizlik gösterme bu yeterince sosyal beceriye ve yeterince haz alma kapasitesi olmasına rağmen bu şekilde yapar. Yeteneği kanıtlanmış olmasına rağmen kişisel hedeflerini gerçekleştirme konusunda başarısızlık. Örneğin öğrenci arkadaşlarına makale yazar ama kendi makalesini bitiremez ve yazamaz. Gelin başı bağlama hikâyesini biliyorsunuz değil mi Türkiye de çok kullanılır. Kendi başını bağlayamayan gelin başı bağlarmış. İşte bu self defeating in bir örneği sürekli bir şekilde kendine iyi şekilde davranan insanları ret etme ya da onlara karşı ilgisiz kalma. Muhataplarınca istenmeyen derecede kendini adama davranışları sergileme yeter kardeşim bana bu kadar verme bani bu kadar düşünme ya dersiniz yok ısrarla seni düşünür kendini düşünmez sizin iyiliğiniz için bir şeyler düşünür. Evet, bunlardan beşi varsa diyoruz self defeating şimdi bunun detayına girelim. Evdeyim ağabeyimle veya ablamla oturuyorum oynarken elim bir vurdu kristal vazo masanın üzerinden küt gitti. Evin haşarısında benim ama ben vurmadım has bel kader o gün. On dakika sonra yarım saat sonra bir saat sonra anne geldi bir baktı vazo kırılmış. Allahın belası yine sen misin dedi. Ben hemen suçlu bir şekilde çekildim. Onu suçlu olduğuma ikna etmeye çalışıyorum. O pozisyonu mu görünce anne saldırıyı arttırdı. Başladı dövmeye abla ağabeyde orada duruyor. O dayak korkusuyla sesini çıkarmıyor mağdurun mazlumun mazoşizmidir bu mağdur olmanın ve mazlum olmanın getirmiş olduğu haklılıkla yediğiniz dayaktan acayip keyif alırsınız. Çünkü bir müddet sonra hakikat ortaya çıkacak o annenizin veya siz döven babanızın düşmüş olduğu konum inanılmaz bir zaferdir. Hikâye buradan başlar self defeating hikâyesinin bir bölümü. Evet, mağdur ve mazlum olmak insana keyif verir nasıl bir keyif mazoşistçe bir keyif. Böyle alışıla gelmiş bir keyif sistemi kişi bir müddet sonra kendini mağdur ve mazlum durumuna düşürecek kötü duruma düşürecek acıların çocuğu size baba diyebilir miyim? Evet, burada mağdur ve mazlumu oynaman bir başka… Şimdi bunun böyle merceğimizi bir aile içerisine yaklaştıralım. İnsanoğlunun temel ihtiyaçları vardır. Fark edilme önemsenme sevilme değerli olma ve başkalarından farklı olma şimdi bu kulvarların ev içinde kapılmamsı lazım. Eğer diğer kardeşler veya aile bu kulvarları kapmışsa çocuk kendini ifade edecek kendini orada diğerlerinden farklı olarak koyabilecek fark edilecek sistemler üretmeye çalışır. Eğer çocuk aile içerisinde bir felakete düşmüşse mesela hastalanmışsa üst solunum yolu enfeksiyonu olabilir ishal olabilir vücutta alerjik bir şey olabilir veya düşer kolunu incitir kırar çıkar yaralanır. Ailenin aşırı ihtimamı işte tam bu noktada ortaya çıkarsa aman tanrım dün yemek sofrasında sarı netken sonra gelen benim sıram şimdi bir anda önceliğe geçti. Kıymetim attı. Bu otomatik bilinç dışı sistemlerde farklı edilmenin nerede olduğunu projektörünü yakar. Ha ben hastalanırsam ben felaketlerin çocuğu olursam o zaman fark ediliyorum ve seviliyorum. Öğrendik mi bunu her hastalanmamda da anne babanın ihtimamı olağan üstü artıyor diğer zamanlarda anne baba fark etmiyor problem orada problem orada. O zaman her zaman hastalanmak mümkün değil o zaman ne yapacaksınız mağdur duruma düşmeniz lazım bir şekilde sıkıntıların çocuğu olmanız lazım. Bir şekilde iflas etmeniz lazım bir şekilde okuldan atılmanız lazım bir şekilde kovulmanız lazım iş yerinden bu durumlarda ne yaptık mağdur olduk mu? Herkes bizim halimizi hatırımızı sorup bizimle ilgilenecek mi? İlgilenecek şimdi bakarsınız zekâ seviyesi algılaması becerisi inanılmaz güzeldir ama ne eder ne eder sınavı kaçırır öğrenci ödevini zamanında veremez şimdi demek ki self defeatingin bir boyutu da kişinin kendini kurban etmesi söz konusu nedenselliğini baktığımızda fark edilmek ve önemsenmek için öğrenmiş olduğu sistemin ömür boyu uygulanmasıdır. Bir kısın self defeatingin nedeni bana göre yoğun haset duygusudur. Haset duygusunu zaman, zaman sohbetlerimde konuştum haset duygusu mutluluğa ve güzelliğe tahammül edememektir. İnsanoğlunun en primitif duygularından birisidir bütün kutsal kitaplarda ve dinlerde en büyük günahlardan olarak ismi geçer Haset duygusunun. Haset insanoğlu doğduğu zaman hasettir. Bu hasedi psikolojik terminoloji ile izah edecek olursak ya annenin memesini emiyorum bebek düşünüyor şimdi haset bebek oradan çağıl, çağıl süt geliyor o beni besliyor bu bende yok lanet olası nasıl onda var da bende yok. Ben bu memeyi kesmez miyim? Ben bu memeyi tahrip etmez miyim? Ben bu memeyi yok etmez miyim? Kendi hayat kaynağı olan besleyen memeye karşı duymuş olduğu yok etme arzusunun adı hasettir. Bunun bugünkü yaştaki karşılığı komşumuzun almış olduğu lüks arabanın yanından geçerken cebimizden çıkarmış olduğumuz ev anahtarıyla boydan boya böyle çiziyorsak o ruhumuz böyle buz kesiyorsa haset duyuyoruz. Yıllardır beraber olduğumuz arkadaşımızın mutlu bir evliliğini gördükten sonra içimizden hı böyle mutlu, mutlu gezin bakalım ama seneye ne yapacaksınız kesin ayrılırsınız siz diye bir duygu hissediyorsanız bunun adı hasettir. Şimdi bu haset duygusu bütün mutluluklara döner ve bütün mutlulukları kapsar bütün mutlulukları kapsar. İnsanoğlunun kendi mutluluğunu da kapsar ilginçtir. Evlatlarına haset eder eşine haset eder hatta hatta kendi başarılarına haset eder. Kendi coşkusunu engellemeye çalışır. Bu tip insanlar asla mutluluğa tahammül edemezler aile bireyleri içerisinde hafta sonu mutlu bir tablo oluştuğunda bir hafta sonu düşünün. Sabahleyin kalkmışsınız güzle bir kahvaltı hazırlanmış çocuklar mutlu cıvıl, cıvıl bir taraftan da radyoyu açmışsınız güzel, güzle şarkılar türküler size eşlik ediyor güzle bir hava. İşte tam burada self defeating haset iş başındadır. Bu aile bireylerinden birisi mesela bir kayınvalide mesela bir babaanne mesela bir dede bir amca ne eder, eder o sistemi bozar. Bir anda atom bombası düşmüş gibi o evin mutluluğunu dağıtır. Şöyle bir düşünürseniz etrafınızda aile bireylerinden birisi bir şekilde bunu yapar. O mutluluğa tahammül edemez. Daha öteki karı koca arasındaki ilişkide her şey güzel giderken o mutluluk birileri tarafından ki iki taraftan birisi tarafından bozulur. Sen ne demek istedin ile başlayan tablo kavgaya nende olur bunun bir başka birleşme ayrışma süreçleri kısmı var ama bir kenarda tutacağım. Burada haset kısmı olan kısmı dillendireceğim. Ya sevgilinle berabersin partnerinle berabersin eşinle berabersin o coşku o kadar yükselir ki bir yerde içeriden o haset duygusu bu coşkuya tahammül edemez. Kırar demek ki self defeatingin bir boyutunda da nerede mutluluk var nerede huzur var o mutluluğu ve huzuru bozucu sistemler otomatikman aktifleşir. Self defeatingin üçüncü bir boyutu diğerleri arasında var olabilmek için süper egoya hitap eden modlara girmektir. Ne demektir süper ego, süper egonun karşılığı vicdan. Bir oturuyoruz şurada Ali Bey Ahmet Bey Ayşe Hanım Fatma Hanım bir şeyler söylüyor hı öylemi teknik konular psikolojiyi anlatıyor savunma düzeneğini anlatıyor fakat bir Fatma Hanım kalkıyor diyor ki benim diyor bir torunum var diyor sakat gözleri görmüyor babası çekip gitti ceza evinde. Şimdi bir an hepimiz duruyoruz çünkü öyle hassas noktamızdan vuruyor ki bizi aramızdan birisi bu bir karakterdir. Bu insan her gittiği toplumda var olabilmek için sizin vicdanınızı kanatmaya yönelik mazoşisttik konuşmalar yapar. Hiçbir şey bulamaz her şey güzeldir acaba bunların başına ileride bir felaket gelir mi? Eyvah başlar ağlamaya ya dur ortada bir şey yok fol yok yumurta yok. Hayır, self defeating mutlu olmaz. Gelecekte olabilecek bir felaketin tellallığını bugünden yaparak gene ilgi odağı olmayı temin etmeye çalışır. Demek ki bir mazoşisttik tablo bazı insanları bireysel var oluşu için gereklidir. O insanın ağzından hayırlı hiçbir şey duymazsınız. Televizyon da güzle tiplemelerin yapıyorlar bu tiplerin hep felaket tellalı haber getirir. Senin kocan seni aldatıyormuş diye başlar filan yerde görmüşler mi diye başlar. Nerede bir mutluluk var orayı göçertse kendine de yar etmez öbürlerine de yar etmez. Self defeatingin diğer bir kanadı şimdi sebebe yönelik kısımların nedenselliğin konuşuyorum farkındaysanız toplumda sevilebilmeniz için başarı olmanız lazım. Başarılı olmak demek diğerlerinin gözüne girmek için bir takım performanslar göstermeniz gerekmektedir. Bu da dizinizi dirseğinizi kıracaksınız sabırla oturaksınız ve çalışacaksınız. Bu zor bir iş çalıştıktan sonra da başarılı olmanızın garantisi de yok ha diğerleri sizi geçti mi iş bitti. O zaman bu, bu rekabet ortamından kaçınmak için bir takım tedbirler almak zorundasınız. Nedir bu rekabet ortamından kaçınmanın yolu mağdur ve mazlum durumuna düşmektir. Siz sınava giderken arabanızla sizin sınavda kaybetme riski var ama arabayla kaza yaparsanız bir tarafınızı da kırarsanız mağdur ve mazlum duruma düşersiniz ya sınav hiç önemli değil sen yeter ki sağ ve salim ol şeklindeki destekleyici tavırlar gelir. Bir boyutunda da demek ki rekabetten kaçınmak açısından self defeatingin kendini engellemesi vardır. Bir başka sebepsel nedene baktığımızda ödipal çatışma dediğimiz katrasyon ve otokastrasyon bulgularını görürüz. Özellikle erkek çocuk için rekabetçi bir dünyada tüm otoriteleri geçmek ve onların üstüne çıkma mecburiyeti vardır. Bunları geçemediği zaman değersizlik duyguları gelir yetersizlik duyguları gelir olgunlaşmamış birey ve özerk olamamış bir yapı için kast ediyorum. Olgunlaşmış özerkleşmiş süreçlerini tamamlamamış bir yapı için böyle bir tehlike ve tehdit yok. Kendinin var oluş sürecine girer ama rekabetçi süreçlerden çıkamamış o süreçlerde tıkanmış olan birey her görmüş olduğu otoriteyle baş etmek ve mücadele etmek ister. Bu bir başkaldırıdır. Bu başkaldırı diğer otoriteler veya hayali güçler tarafından kendini yok etme tehdidini doğurur iç dünyasında kişinin o tehdit karşısında kişinin kendini koruyabilmek için onlar beni cezalandırmasında ben kendimi cezalandırayım diye kendi kendini kastre eder. Kendi başarısını baştan engeller bu da self defeatingin bence kaynaklarından bir başkasıdır. Yani her başarı onun için bir idam fermanıdır onun için başarı göstermemesi gerekir. Başarılarını mutlaka kendisi kastre etmesi engellemesi gerekir. Bunu, bunu daha büyük bir bedel ödememek için küçük bir bedelle sıyrılmak derim diyebilirim. Bir metaforla anlatayım bunu lise yıllarında okul idaresi pat diye sınıfımızı bastı ve arama yaptı bir tıraş kontrolü üç numaradan yüksek saçı olan varsa kesecekler ardında da sigara aranacak tabi bizim delikanlı bir arkadaşımız vardı sıra ona gelince çıkardı cebinden paketi koydu çıkardı kibriti de koydu hocam içiyorum sigarayı dedi. Aldılar onu tutanak tuttular disipline gidecek tamam aferin dedi tama delikanlıca itiraf edin bizi zorlamayın dediler. Arada birkaç kişi daha sigara bulundu onlar saklamışlar oralarına buralarına teneffüs oldu dedik ki arkadaşımıza ya nedir saklasaydın belki bulamazlardı çantanın köşesine koltuğuna hiç sormayın dedi bende beş paket sigara vardı bir paketle kurtardım. Otokastrasyon böyle bir şey beş paket sigarayı kaybetmektense bir paketle ceza görüp kaybetmeyi tercih etmedir. Bu ödipal çatışmanın uzantısı olarak self defeating de nasıl şekillenir onu anlatmak istedim. Bir de bireyselleşme ve özerkleşme kavramı içerisinde self defeating vardır. Bu da nedir bu da Masterson kuramı dediğimiz kuramdan gelir. Masterson diyor ki anne ile çocuk arasındaki ilişkide bebeklik döneminde özellikle üç yaşına kadar olan süre içerisinde anne çocuğunu bırakamaz bazı anneler için çocuğu yaşam felsefesidir var oluş nedenidir. Çocuğu nasıl bırakamaz çocuğun sevgisinin yirmi dört saat kendisine odaklanmasını ister. Bir başka şeyi sevdiğinde bir başka şeye yöneldiğinde annenin yüreği kanar. Dolayısıyla çocuğun sevgisinin ve ilgisinin hep kendi üzerinde olmasını ister. İşte bu duyguları devam ettirebilmek içinde bu duyguları devam ettirebilmek içinde çocuk anneye her yöneldiğinde koşullu refleks gibi bir köpeği şartlandırma gibi annenin yüzünde tebessümler ve sevgi şelaleleri akar. Ne zaman çocuk annesinden yüzünü döner bir başkasına ilgi göstermeye çalışır anneden uzaklaşmaya çalışırsa annenin yüzünde bir da asık bir surat sevgi şelaleleri kesen elektriği ve jeneratörü kesen bir mendebur bir surat ortaya çıkar çocuk buna on saniye dayanamaz ve döner gelir. Döner gelir bu çocuk anneye bağımlı çocuktur anneye bağımlı çocuk annenin kucağında çok mutlu olur ama içsel fıtratımıza uygun değildir. Fıtratımız yaratılışımız ayrı bir birey olma konusunda bizi zorlar. Ruhsal bir doğum gibi anneden ayrışmayı zorlar çünkü biz anneyle beraber kaldığımızda annenin kucağında cenneti bulduğumuzda bir müddet sonra boğulma duygusu yaşarız bunun ne basit örneğini arkadaşlara gösteriyorum hoş geldiniz diyorum elini tutuyorum işte hoş geldinizden sonra el bırakılır ben bırakmıyorum ya hocam gözlerine bakıyorum ne var ne yok diyorum hala elini tutuyor ve bırakmıyorum hala bırakmıyorum hala bırakmıyorum ne hissediyorsun boğulma ve esaret duygusu hissediyorum diyor. Düşünün ben sadece karşıdaki erişkin bir insanın sadece elini bir dakika veya bir buçuk dakika tutuğum zaman hissettiği duygu boğulma duygusudur. Veya yeğenlerim kucağıma alıyorum sevgiyle geliyorlar asılıyorlar tutuyorum ama o tutmayı birazcık sıkıyorum önce bir tedirgin oluyor bir on saniye ne oluyor diyor ondan sonra itmeye başlıyor yine ben gevşetmiyorum gevşetmediğim andan itibaren büyük bir öfkeyle bir boğulma duygusuyla kaçmak istiyor. Bu böyle bir duygu. İşte bu boğulma duygusu nedeniyle boğulma duygusu nedeniyle çocuk tekrardan kaçar. Kaçmasıyla beraber annenin sevgisi ne olur yüz düşer maske sevgi gitmez ve çocuk yine elektriksiz kalır gelir. Yani biteviye gidip gelen bir yapı. Burada şu duygu oluşur. Ben ne zaman ki özerkliğe doğru anneden ayrışmaya doğru uzağa doğru gidiyorum sevgi eksiliyor. Bu özgürlük demek belanı bulmak demektir. Sevgiyi kaybetmek demektir. Bağımsız hareket etmek demek cennetten kovulma demektir. Sakın ha bağımsız hareket etme annenin etrafında peyk olarak dolan. Gelelim self defeatinge maddelerden birisi neydi bir başarı gösterdiği zaman has bel kader suçluluk duygusu depresyon veya dönüşte trafik kazası geçirmeydi. Başarı ne demektir başarı bağımsız ve özerk bir hareket yapmak demektir anneden ayrılma demektir. Çünkü annenin komutasında yapılmaz bu başarı, başarı bir eylemle yapılır. Eylemin yaratıcı ve yapıcısı sensin. Dolayısıyla bu bir özerklik demektir. Bir bağımsızlık bildirgesi demektir anneye rağmen ben var olacağım demektir. İşte hayatımızın belirli evrelerinde anneden hala ayrışamamışsak annemizin yerini alacak anne yerini alacak bir sürü yeni şey icat ederiz. Bunun adı bir kurum olabilir bir arkadaşımız askerdi annesi yerine askeriyeyi şemsiye olarak almıştı askeriyenin içersinde hem boğuluyordu hem ayrılamıyordu. Ne zaman ki askeriyeden ayrılıp teknik bir personeldi bağımsız hareket edebilme becerin kazandı anneyle bağını kopardı yani manevi anneyle bazen bu bir kurum olabiliyor anne bazen bir eş olabiliyor bazen bir arkadaş olabiliyor bazen bir meslek olabiliyor annenin yerini her şey doldurabilir. Burada özerk ver bağımsız hareket ettiğinde kişi suçluluk duyuyorsa bunu, bunu çevrenize sorun ve vicdanınıza sorun ya her güzle şey olduğunda bir suçluluk duyuyor bunu ben hak etmemişim gibi veya başıma felakete gelecekmiş gibi bir his. Ev almışınız araba almışınız okulu bitirmişiniz diploma almışınız evlenmişiniz çocuğunuz olmuş yüreğinizde bir burulma hissedersiniz bu burulma bir bağımsız özerk hareket yaptınız bu hareketinizin bedeli gelecek. Çünkü anne sevgisini kesmişti elektriğini vermemişti işte bu her türlü bağımsızlık hareketi karşısında suçluluk duygusu hisseder birey. Suçluluk duygusu ve kendini cezalandırmak zorundadır self defeatingin diğer bir kaynağını da burada görüyoruz. Şimdi bak self defeatingin nedenselliğine girdiğimizde bir sürü faktörlere bağlı olarak bu kimlik örüntüsünü hayatımızda şekillendirildiğini görüyoruz. Peki, self defeatingin bizim toplumumuzda bir başka versiyonu belki yurtdışında veya modern ülkelerinde bu versiyonu olmayabilir ama bu versiyonunu görelim. Annelerimiz canlarımız bizi var edenler geleneksel toplum yapısı içerisinde özerkleşememiş bağımsız bir birey olamamış erkek egemen bir toplumun gölgesinde kalmış gizli kapaklı ve üstü örtük var oluş alanları yaratmış bir yapı hep hayatının ertelemiştir ve ötelemiştir. İstediklerin hiçbir zaman yapamamıştır normlar buna izin vermemektedir. Bunun tek çıkış yolu vardır. Doğuracağı çocuklarını istediği şekilde forma sokabilirse kendi yaşayamadığı hayatlarını onların yaşamasını sağlarsa işte kaybettiği hayatı tekrardan kazanabilir. Bunun için anne ne yapar yemez yedirir içmez içirir giymez giydirir. Göleğini satar onu okutur. Sabahlara kadar başında nöbet bekler bu iyi bir anne değildir. Bu kötü bir annedir niye kötü bir annedir buradan böyle bir sual geldi ki yüzüme şamar gibi bir tokat attı benim. Ben, ben hemen savunmaya geçeceğim. Uçağa bindiniz uçakta anons yapıyorlar işte hava basıncı düşerde oksijen maskesine ihtiyaç duyarsanız önce kendinizin maskesini takın ardından yanınızdaki bebeğinizin ve çocuğunuzun maskesini takmaya yardımcı olun. Ya bu ne demek şimdi benim canım ciğerimden önce ben kendi hayatımı mı kurtaracağım. Şu rezil deyyuslara bak ya ben maskemi takacağım canımı kurtaracağım çocuğum orada ölecek olmaz kardeşim ben önce çocuğuma maskeyi takarım. Mantık böyle geliyor orada oksijensiz kaldığı süre içerisinde beyinde oksijen olmadığı için o çocuğa maskeyi takamazsın taktın velev ki senin zihinsel konfizyonun ve karmaşanla sen bir anda bayıldın ve gittin. Çocuk orada o maskeyle ne yapacak. Eğer sen kendi maskeni özerk olarak takar sistemi belirleyen kontrol kaptanı olarak makineye hâkim olursan ondan sonra yanındakilere yardım edebilirsin. Bunu Türkçesi ve tercümesi bir anne olarak özerk bir birey olamamışsan kendini var edememişsen özerkliğin ve var oluşun ne demek olduğunu bilmiyorsan çocuğuna maske takmak gibi yaptığın şey hatalı ve yanlıştır. Çocukta kendi olamayacaktır orada şimdi yüz düzeldi mi? Düzeldi peki. Kendimizi af ettirdik. Şimdi, şimdi burada demek ki bizim annelerimiz yaşayamadığı hayatlarını kızlarında ve oğullarında yaşarlar. Hatta babalarımız öyle fedakârlıklar öyle fedakârlıklar yaparlar ki ben çok anne baba görüyorum. Kuruş, kuruş para biriktiriyor çocuğunu okutmak için cidden yemiyorlar içmiyorlar ama çocuğun hayatına o kadar müdahil o kadar şekil ve forma veriyorlar ki çocuğun hangi mesleğe gideceğini ne yapacağını nasıl bir kimlik ve kişilik kazanacağını kiminle evleneceğiniz nasıl bir evlilik yapacağını evlilik merasiminin nasıl şekilleneceğini kaç çocuk doğuracağını o çocukların nerede okuyacağını hangi şehirde yerleşeceğini kendisini evine olan uzaklığının kaç metre olması gerektiğine kadar onun hayatını o belirliyor. Biraz önce ki Masterson kuramında olduğu gibi çocuğu zaten öyle bağımlı yetiştirdi ki çocuğun ayrı bir birey olarak kendini var etmesi mümkün değil annenin gözüne bakıyor babanın gözüne bakıyor. Şimdi ola ki bu çocuk bir terapiste gitti veya hayat şartları onları özerk ve bağımsız bir birey olmaya yetirdiğin de anne şunu söyleyecek nankör sütüm haram olsun sana yemedim yedirdim bunarlı çok duyuyoruz çok karşımıza geliyor içmedim içirdim. Şimdi terapi odasına alıyoruz oğlumuzu kızımızı vesaire. Bir anneni de getir ya olmaz doktor bey falan filan var orada karanlık bir bölge var görmem lazım ben geldim ben doktorum mühendisim avukatım işte derdim ya bir anneni göreyim diyorum. Bir anneni babanı hayatta kim varsa geliyor. Anne geliyor başlıyor yemedim yedirdim içmedim içirdim sabahlara kadar uyumadım bu ders çalışıyordu ben ders çalışması engellenmesin diye meyvesini yaptım çayını yaptım kalorifer benim odamı kıstım onun odasını açtım. Bak on yıldır aynı paltoyu giyiyorum her yıl paltosunu yeniledim sadece okusun ama okdu okudu şu nankörlüğe bak dönüp bize bakmıyor. Terazinin kefesine koyun peki biz karşılıksız sevgiyi nereye koyacağız. Sevmeyi nereye koyacak gerçek sevgiyi her şey böyle kapitalist sistemde terazinin kefelerine mi koyacağız. Yok, burada da görüyoruz ki birileri hayatlarını yaşayamamışsa birileri hayatlarını yaşayamamışsa çocuklarının veya öbürlerinin üzerinden hayatlarını yaşamaya çalışıyorlar. Bunun içinde saçlarını süpürge yapıyorlar kendilerini heder ediyorlar. Burada ben gerçekten özerk bir birey olarak bağımsız anne ve babaları tenzih ederek evlatları için karşılıksız sevgiyi evlatlarda aileleri için karşılıksız sevgiyi kutsuyor ve bir tarafa bırakıyorum. Kast ettiğim şey o değil kast ettiğim şey bireysel hayatlarını yaşayamamış olan insanların evlatları üzerinden hayat sömürülüğü ve tacirliği yapmalarıdır. Bizim ülkemizde çok fazla bunu din adına yapıyorlar vicdan adına yapıyorlar gelenek ve görenekler adetler ve töre adına yapıyorlar hayır gerçek sevgi evladının mutluluğundan keyif almaktır. Uzakta da olsa öbür tarafta da olsa o var olabiliyor mutlu olabiliyorsa o mutluluğu içine sindirmek onun mutluluğundan keyif alabilme halidir bunun adına şükran duygusudur. Senin şekil veremediğin için senin istemediğin kızla oğlanla evlendi diye sana gerekli desteği motivasyonu vermedi diye satıyorsanız bunun adı koşullu sevgidir. Evet demek ki self defeatingin bizim toplumumuzda görünen parçalarından bir tanesi de kendi hayatlarını yaşayamayan bireylerin çocuklarlı üzeriden yaşamaya çalışması onlar için kendilerini heder ve kurban etmeleridir. Burada hem mağduru oynuyorlar hem mazlumu oynuyorlar hem de bir güçle toplumunda böyle gelenek kültür değer yargılarını arkalarına alarak o sistemi kontrol etmeyi çalışıyorlar. Buna dayanak çok zor bir evlat olarak dayanmak çok zor bir değer yargılarınız inanç sisteminiz varsa yandınız, yandınız çünkü arkasına Allah’ı kutsal değerleri alarak geliyor ama yaptığı şey sadece bir zulümdür. O da kendi anne babasından görmüş olduğu patolojik zinciri devam ettirmesidir. Tabi bu sistemleri aklileştirmek için çok mekanizmalar bulabilirim bulmak isteyen arkadaşlara da yardımcı olurum ama mızrak çuvala sığmaz. Self defeatingin bir başka nedenselliği bunu da sıkça görüyoruz. Gelin başı bağlar diyor kendi başını bağlayamayan gelin başı bağlar bazı kimlikler vardır ki kendileri hayatı yaşayamazlar yaşamakta risk vardır rekabet vardır kaybetmek vardır dışlanmak vardır sevilmemek vardır bir sürü şey vardır. Bu risklere hiç girmeden etrafındaki insanlara yardım etmekten büyük keyif alırlar. Kendilerini onlar içi heder ve kurban ederler. O kadar yardım severdiler ki o kadar koştururlar ki bunların bir kısmı bu self defeatinglerin bir kısmı kendi yaşayamadıkları hayatı etrafında görmüş olduklarını tamir ederek yaparlar. Onları motive ederek yaparlar onların ihtiyaçlarını gidererek yaparlar. Mahallede vardır birileri herkesin mobilyasını tamir eden Ahmet amca herkesin mantı partisine yetişen Leyla teyze Leyla teyze joker elamandır nereye çağrılırsa gider temizliğe gider mantı partisine gider hep mutfaktadır. Arka plandadır ortada hiç göremezsiniz onu hep çalışır hep sevilir. Veya Leyla teyze burs alınacak delikanlıların bursu için Leyla teyze fellik, fellik vakıfları dolanır holdingleri dolanır zenginleri dolanır kamu kurumlarını dolanır. Komşunun oğluna burs alınacak o üniversite okuyacak. Resmi dairede bir probleminiz mi var. Leyla teyze veya Ahmet Bey self defeating kendini kurban eder. Ama evindeki altı aydır yukarıdaki ampulü değişmemiştir. Self defeatingin başka bir nedenselliğinin oluşturulduğu boyut kendisini ideolojisi için veya cemaati için adamaktır. Bakın sistem nerelere gidiyor aman tanrım. Bireysel var oluşunu gerçekleştiremeyen bireysel sorumluluğunu alamayan ideolojik anlamda veya dini anlamda ideolojik anlamada olursa yanlış başına bir davayı sürükleyemeyen götüremeyen dini mana da alırsan tanrıya karşı tek bir kul olup onunla arasındaki hesabı özel yapamayan bireyler kendi bireysel sorumluluklarından kaçınarak bu sorumluluk duygusunu cemaate atarlar. Cemaat lideri veya örgüt lideri veya ideolojideki bezirgân baş ne emrederse onu yapar. Burada ne olur kararı veren biz değiliz sorumluluğu alan biz değiliz sonuçlarına herhangi pozitif veya negatif etkilenecek biz değiliz. Biz o kadar yüce bir dava üzerine kendimizi feda ettik ki kahramanız. O cemaatin o örgütün içinde de siz kutsanıyorsanız mesele yok. Ama hayatınız gitmiş mahvolmuşunuz hiçbir önemi yok. Burada da yine başka bir patoloji var. Bu, bu tabi tumturaklı cümlelerle bir takım kutsal laflarla bu tip davranış modelleri hoş görülebilir mi? hayır. Burada o insanın acziyetinden ve zavallılığından patolojik örgütlenmelerinden meydana gelen bir şey. Özerk ise ne yapar bağımsız insan. Özerk insan rasyonel düşünür karar verir doğruları yanlışları kafasına göre tartar kendi mizanı vardır. Kendi ölçüm sistemi vardır. Hı benim ölçüm sistemime göre falan görüş uygundur. Ben o görüşün taraftarıyım mensubuyum bunu rahatlıkla gönül ferahlığı ile söyler ve bunun da her yerde tartışabilir. Ama falan cemaat filan örgüt falan ideoloji yamuk bir şey yaptığında kendi mizanında tartar. Bu, bu olmadı burası yanlış der. Körlemesine bir gidiş yoktur kendi bireysel özerk tartma aletleri vardır iç dünyasında şunlar, şunlar iyi ama şunlar, şunlar tutmadı diyebilir. Bunu diyebiliyorsa bu insana özerk ve saygındır. Evet demek ki self defeatingin bir başka boyutunda da sorumluluk duygusundan kaçmak özerk olmamak için kendimizi bir gruba bir cemaate adamak ve kendi hayatımızdan vazgeçmektir. Bu tip insanları özellikle dini grup cemaat ve pati veya ideolojilerin içerisine giderseniz yirmi yıldır orada hizmet eden çay dolduran insanlar görürsünüz sağdan sola yelpazenin her yerinde adanmış hayatlar ama bunlar hastalıklı hatalıklı ve patolojik hayatlardır. Eğri oturup doğru konuşalım bunlar kutsal falan değildir. Bunlar zavallı ve aciz yapıların sığınma yerleridir. Bireysel özerkliğimizi ve özgürlüğümüzü düşünce hürriyetimizi vermediğimizden kaynaklanır. Bir insan her şeyi her şekilde düşünemiyorsa bir insan her şeyi her şekilde irdeleyemiyorsa zihninde kalıplar ve kutsallar varsa bu insan asla özgür ve özerk insan olamaz. Böyle bir insanla muhatap olamaz. Çünkü o köle onun zihninde şemalar ve şablonlar var. Self defeatingin bir başka versiyonuna girelim. Burada da arzu ablamız diyelim. Arzu ablamız şirkete giriyor ay ablacım hoş geldin herkes böyle büyük bir sevgiyle Arzu ablamızı kutsuyor. Arzu ablamızı herkes seviyor şirkette. Dedim Arzu seni nende seviyorlar bana bir söylesene bilmiyorum beni, beni seviyorlar diyor. Bir anlat bakayım ne yapıyorsun. Ya diyor ben problem çıkarmam burada muhasebe müdürüyüm insanların gözüne bakarım kimim rahatsız olduğunu anlarım gel, gel senin paraya ihtiyacın var al şu avansı önümüzdeki ay kapatırız. Akşam mesai de birilerini işleri yetişmez dosyaları ben burada sekize kadar kalır dosyaları hallederim. Çaycı bazen yorgun olur getiremez çay ben bazen gider kendim çaycıdan alırım çayı. Söküğü olanın söküğünü diker yemeği eksik olanın yemeğini yapar. Problemi olanların hataların kapatır ablamı bende severim tabi. Ama Arzu ablam böyle güllük gülistanlıkken günün birinde başına bir iş geldi o işten dolayı da baba geldi. Komşusuna veriyor böyle dolmalar götürüyor sarmalar götürüyor Arzu ablamın da böyle biraz obsesif tarafı var mükemmelci. Kontrolcü tarafı var, komşunun kapısı cızır, cızırdıyor olur ya cııırt cıııırt diye gelir açılır belirli bir saatte banyo kapısı üçüncü katta duyulur. Komşuya varıyor yanında dolması sarması var mı bilmiyorum hadi oldun. Komşu Ayşe Hanım nasılsınız iyiyim ya sizsin şu kapınız cızırdıyor ya şu diyor yağ getirdim yağdanlıkta iki damla yağ damlatsak. Benim kapımdan sana ne kaltak. Çat kapıyı kapıyor elinde kalıyor. Hayattaki ilk travması şok anlayamıyor ve eve geliyor başlıyor ağlamaya bu sefer duymadığı kapı seslerini de duyuyor bütün kapıların açılmasını yan daireler hepsini duyuyor. Ve sabahlara kadar uyuyamıyor. Yemden içmeden kesiliyor depresyona giriyor. Bir sefer tekrar iletişim kurmaya çalışıyor daha büyük kavga çıkıyor. O yumuşak ve kadife kimliğin arkasındaki çelik bilye harekete geçiyor. Plan yapıyor nasıl öldürürüm nasıl kıyma makinesi ile doğrarım. Bu kadar müşvik arzu ablamız oldu bir katil. Doktor bey bir şeyler yanlış gidiyor bir şeyler yanlış gidiyor bana yardım et uykudan kesildim yemende içmeden kesildim. Biz bunlara verici narsis diyoruz. Narsisim değersizlik çekirdeğinde sahte bir kendilikle öbürlerine iyi görünme ihtiyacında olan insanlardır. Narsisler temelde sevilmediklerine inanırlar sevilebilmek için öbürlerinin hayranlığını toplamak zorundadırlar. Ya bunu başarılarıyla makamlarıyla mevkileriyle arabalarıyla şanlarıyla şöhretleriyle paralarıyla yaparlar veya bizim Arzu ablamız gibi gariban bir insansa böyle etrafa dolmalar sarmalar götürerek ihtiyaçlarını karşılayarak yaparlar. Verici narsisler diğerleri beni incitmesin diye hayatının onlara onların ihtiyaçlarını bir bakışta hisseder ve görür ve onlara yardımcı olmaya çalışır. Bunlarda kendi hayatlarını yaşamadan önce öbürleri önceliklidir. Onun ihtiyaçlarını gidermeye çalışırlar. Bu da demek ki vericiliğin bir başka kaynağı. Demek ki her veren insan şükranlar ve şefkatle vermiyor kendi bireysel patolojilerin kapatmak için veriyor. Onun, onun damarına girdiğiniz noktada da böyle zıplatırsın. Vaktimiz çok sınırlı kaldı pasif agresife geçemedim. Saat yedi buçuk değil mi? Peki ben self defeatingi burada bırakayım yeteri kadar bir tablo şema etrafta yeri kadar amcalardan dayılardan kuzenlerden birilerini bulduk kafamızda varıp hııım sen böyleymişsin diyeceğiz veya kendimizden bulduk. Bunların, bunların panzehiri nedir. Panzehiri söyleyeyim de pasif agresife öyle gideyim. Bir özerk olacaksınız, referans noktanız kendinizle başlayacak kendiniz ile bitecek. İçselleştireceksiniz kararları veren siz olacaksınız. Özerk danışabilirsiniz fikir alabilirsiniz istişare edebilirsiniz okuyabilirsiniz yüzlerce yapabilirsiniz ama karar mercii sizsiniz. Özerk bir kişisiniz. İki iç odaklı olmak el âlem ne der diye üçüncü kişinin bakışlarıyla olayları incelemeyeceksiniz doğrumu yaptım yanlış mı yaptım. Benim içimdeki coşku beni nereye götürüyor. Neyi yaparsam ben keyif alırım diye içinize soracaksınız. Ben filan yere gidiyorum nasıl görüneceğim orada nasıl konuşacağım beni beğenecekler mi beğenmeyecekler mi diye düşünüyorsanız öldünüz. Bize göre öldünüz ama ben nasıl orada kendimi iyi hissederim kendimi nasıl var ederim duygusuyla kendinize hoş gelen ve güzel gelen şeyi yapabilecek kadar iç odaklıysanız siz tebrik ederim. Üçüncü panzehir ben bu işleri yaptıktan sonra yaşamaya başlayacağım. Bir emekli olayım balığa çıkacağım şurayı gezmeye gideceğim bir hafta sonu olsun bakacağım. Bir akşam olsun yapmayın ya ne akşama garantiniz var ne hafta sonuna ne de emekliliğe şu anda yapmak istediğiniz işi yapın. Yani süreçten keyif alın. Eğer yaptığınız işten memnun değilseniz yapmayın terk edin. Efendim para bulamayız zengin olamayız sonuç odaklı dış odaklı el âleme göre sen ne yapmak istiyorsun gönlünün istediği şey dağ başına gidip yaşamak mı yaşa kardeşim domates yetiştir. Ama param olmayacak para dış odaklı olay eğer paran olmak istiyorsa git zengin ol dünyanın en büyük zengini ol ona karşı değiliz içinden geleni yap. Bilim mi yapmak istiyorsun en kralını yap ama el âlem bana büyük bilim adamı desin diye yapma bunu başkalarına odaklı yapma ve yaptığın şeyin her anından keyif al. O zaman ne yapıyorsun sevdiğin işi yaptığın için ömür boyu yorulmuş olmuyorsun. Her an hobidesin ve her an tatildesin. Efendim gerçekliğe uyar mı uymaz mı? İyi düşünürseniz çok rahat uydurursunuz. Bir insanın içten isteyip de yapamayacağı hiçbir şey yoktur. İçten yürekten iman ederek istediği bir şeyi yapamayacağı bir şey yoktur. Onu yapma yolundaki süreçten keyif alması inanılmaz coşkulu hale getirir. Ya ben yazar olacağım diyor yazıyor. Yazarken zaten yazar olmanın keyfi ile yazıyor. Yazar olsa ne yazar olmasa ne yazar zaten yazar. Her olay böyle ama kafalarımız sonuca odaklı dış odaklıya odaklı el âleme odaklıysa bunları anlayamayız. Anlam içinde epeyce ekmek yememiz gerekir. Dilerim en kısa sürede anlarız veya anlamışızdır bana da anlatırsınız. Panzehiri de söyledik mi buna ben üçlü sacayağı diyorum. Eskiler bunu şöyle anlatırlardı. Litera yayın evinden yeni bir kitap çıktı ben uzun yıllardır peşine düştüğüm bir şeydi. Ahlakı nasiri Nasrettin Tusi’nin kitabı ilk psikoloji kitabıdır Türklerin ilk ahlak kitabıdır. Ve orada biyo psiko sosyal modelde psikoterapi teknikleri bin yıl önce nasıl yapılıyor onu anlatır. İlgi duyanlar okusunlar. Nasrettin Tusi’nin Ahlakı Nasiri Litera yayın evinden çıktı yeni çıktı. İnsanda iki temel dürtü var haz dürtüsü saldırganlık dürtüsü bütün canlılarda var. İnsanı diğer canlılardan ayıran özellikte bilgisi ve düşünce kabiliyeti düşünebilmesi ve idrak edebilmesi kitap da der ki; o saldırganlık dürtüsünü öfkenizi şecaate cinsel dürtü veya haz dürtüsünü iffete bilginizi de hikmete dönüştürebilirseniz siz kendinize karşı adil insansınız. Adaletlisiniz eğer bunları yapamıyor iseniz kendinize karşı zalimsiniz ve zalim insansınız. Neye karşı zalim bak diğer insanı katmıyor toplumu katmıyor. Siz kendinize karşı adil misiniz zalim misiniz? Burada kast ettiği şey şu saldırganlık dürtüsü kendinizi korumak için verilmiş olan bir dürtüdür. Saldırganlık dürüstünün kullanılması gereken yer vardır. Malınızı namusunuzu ırzınızı haysiyetinizi ve şerefinizi korumak için ölüme gidebilme cesaretidir bunun adı şecaattir. Şeyin karşılığı terminolojideki karşılığı şecaat demek insanın ölmesi gereken yerde ölme gücüdür. Bunu, bunu göğüsleyebilme becerisidir. Kahraman desinler diye ölüyorsanız bunu adı şecaat değildir. Korkak ve ürkekseniz adil bir insan değilsiniz onurlu bir yaşantınız olamaz. Haz dediğimizi temel libido enerjisi ise bir keyif enerjisidir. Bu keyif enerjisi hedonistçe her yerde tatmin edilirse bu hayvanlarda da olan bir şeydir. Anlatabildim mi o enerjiyi estetik kaygılarla yaratıcı zekânızla iffet haline dönüştürebiliyorsanız iffet bugün namus anlamında kullanılıyor iffet burada farklı anlamda iffetin özelliği bize verilmiş olan libidinal enerjiyi doğru yerde sağlık olarak kullanabilme becerisidir. Üretkenlikte sanatta edebiyatta çalışkanlıkta bilimde annelikte babalıkta işçilikte işverenlikte bu enerjiyi sizin var oluşunuz için doğru yerde kullanabilme becerisidir ve cinsellikte. Bunu kullandığınızda bunun adı iffet oluyor. Demek ki o saldırganlığı şecaat haline dürtüsel libidinal yapımızı iffete dönüştürebiliyorsak hayvanlardan farklılaşıyoruz. Geriye kalıyor düşünce olarak insan, insan bilgiyi alan bir yapıdır. Düşünebilen ve idrak edebilen ve evrene tek şekil verebilecek olan yapıdır. Tabiat güçlerini kontrol edebilecek tek yapıdır. Orada ya kaderci bir anlayışla tanrının işine karışılmaz diye bilgiyi kullanmamak veya bilgiye sahip olduktan sonra ben tanrıyım her yeri dümdüz ederim diye haddi aşmak bu ikisinin arasında bilgiyi bir hikmet faktörü bilge insan olmak için ve erdemli insan olmak için kullanabiliyorsan sacayağı insan olmanın sacayağı şecaat iffet ve hikmette üçü dengeli basar. Dengeli basıyorsa bir yapı bu insana adil insan denir adaletli insan denir. Adalet kavramı da buradan gelir adil insan. Bunun tersine hareket ediyorsa bu insan zalimdir kendisine zulmetmektedir. Şimdi o kitapta bunun detaylarını görürsünüz. O kitabın orjinalide eski Yunan’a dayanır. Aristo’ya eflatun’a Sokrat’a gider. Böyle dünya bilimde evrenseldir. Bakma işte biz, biz oyuz biz bucuyuz hayır bilim evrenseldir ve mütekabilliği ve tekâmülü nesilden nesile zaman, zaman batı dünyasında zaman, zaman doğu dünyasında geçişler olur. Herkes bunu ayrı, ayrı üretmiş değildir tuğla taşları gibi bir binanın örülmesi gibidir. Evrensel insandan bilimin bütün bu verilerine sahip çıkar. Böyle bir yapı. Gelelim pasif agresif yapıya bende pasif agresiflik yapıyorum bir türlü geçemiyorum. Hep geçeceğim der pasif agresifler ama bir türlü geçemezler. Konuşmacı: devam ederlim efendim teşekkür ederiz. TAHİR ÖZAKKAŞ: öyle mi? Biraz süslendireyim hadi. Bir pasif agresif hastama sordum ne yapıyorsun dedim gidiyorum hocanın odasına dedi çok kalender meşrep bir hoca üniversitede delikanlı öğrenci pasif agresif ov kitabını yazar öldürüyor adamı en çok psikoterapi seanslarında biz sıkan hastalar pasif agresiflerdir. Daraltır mahveder bizi ne yapıyorsun. Hocanın odasına varıyorum hoş geldin diyor hoş bulduk diyorum oraya oturuyorum diyor. İyi güzel otur. Oturuyorum diyor başka yine oturuyorum diyor başka yine oturuyorum ne zamana kadar mesai bitiyor. Sabah dokuzda varıyor. Hoca oturuyor hoca kalender meşrep olduğu için kovamıyor bunu çocukta kafayı kırıyor ortada oturuyor. Onun daralması ve bunaltması öyle bir keyif veriyor ki gelenler oluyor gidenler oluyor hoca ayağa kalkıyor bu hiç tınmıyor oturuyor. Ve akşam vakti geliyor mesai bitiyor hoca istersen kalkalım diyor buna. Birinci pasif agresif örneği bu. Yani öbürünü çileden çıkarıyor ama hiçbir şey yapmaz oturuyor gördüğünüz gibi. Siz saygın bir bilim adamısınız öğrencilere hürmet ettiğiniz iddiasındasınız bu iddia olan bir öğretim üyesinin odasına böyle nazik kibar bir delikanlı varıyor kafasını yıkarak kibar, kibar oturuyor. Ama hocanın yaşadığı cehennem azabını ben düşünemiyorum. Bir delikanlı tedaviye başladı ailesi getirdi bunu adam et dedi. Başladık seansa adın dedim. Adın. Adın ben ne kadar sesimi yükseltsem o kadar düşürüyor duymuyorum. Fakat cevabı vermesi iki dakika alıyor. Kulağımı yaklaştırdım falan sonra adını öğrendim. Soru soruyorum memleketin nere demografik bilgileri yazacağım. Cevap çıkmıyor aha böyle oturuyor karşımda. Otur desen üç gün oturur üç gün kalkmaz hiç itiraz etmiyor. Ya ben bununla nasıl konuşacağım. Konuşmuyorsun diyorum konuşmuyorum değil mi hocam. Konuşman lazım konuşmam lazım değil mi hocam çok kötüsün çok kötüyüm değil mi hocam hiçbir şeye direndiği yok baktım memleketi kayseri benim de hemşerim olur. Hı dedim bunun damarını bulmam lazım. Ben video kayıt sistemi ile çalışıyorum terapilerde çıkardım videoyu seans bitti dedim içeriye geç içerdeki bilgisayara tak bunu bir sat içinde kaç kelime konuşmuşun vizite ücretini hesapla kelimen kaç liraya geliyor dedim. Bir kelimenin maliyeti sana kaç geliyor dedim ben burada otururum paramı da alırım ama ne kadar çok konuşursan o kadar çok kar edersin. Ertesi seans konuşmaya başladı. Daha sonra çok, çok öğrendi sistemi terapi seansları ve grup terapileri oluyor. Sabah seansa geliyor bireysel terapiye geliyor hocam diyor ücreti ödemem diyor akşam ki gruba girelim grup bitsin bakalım hak ediyor musun? Pasif agresif böyle kullanmaya başladı. Pasif agresif otorite ile gizli bir savaş içindedir. Otorite ile gizli bir savaş içindedir otoriteye başkaldırı ister baş kaldırmak ister fakat bu başkaldırmayı beceremez korkar. Çünkü baş kaldırdığı zaman o otorite konumundaki insanların sevgisine ve ilgisine de ihtiyaç var. O sevgi ve ilgiyi kaybedeceği korkusuyla sistemin ortasında durur. Öteleyebildiği kadar kendine verilmiş tüm sorumlulukları öteler. Bunları genellikle elektrik idarelerini önünde görürüz. Telefon idarelerinin önünde görürüz. Su idarelerinin önünde görürüz. Neden faturalarını yatırmadıkları için elektrikleri suları ve telefonları kapalı bunların. Hanımı yalvarır bu der faturanın son günü şu da para sabah sekizde uğurlar. Bu kaçıncı kez olmuştur ama bu sefer kesin yapacağım der. Atamam kesin yatıracağım der. Gariban hanımda yirmi yedinci kez hala aynı hikâyeye aldanır parayı onun cebine kor. Ama yatmaz akşam gelir güle oynaya hanımın aklındaki ilk şey elektrik faturasını yatırdın mı? Eyvah unuttum nasıl oldu unuttum. Valla buradan çıkarken çok samimiyim elektrik idaresinin oraya gidiyordum aklıma Ali Bey geldi şuradan bir uğrayayım dedim Ali beyin oraya bir takılmışız bir takılmışız. Bu saate kadar oradaydık. Sizden çok dövünmeye başlar. Sizden çok üzülmeye başlar ya ben ne kadar adi adamım ben ne kadar kötü adamım faturayı gene kapatamadık gene kapatacaklar. Ağzınızın hakkıyla da kızamazsınız. Sizden çok kendisine o kızar. Benim yeğenim vardı. Aramızda yok değil mi? Yanımda çalışıyordu bir ara hafif böyle pasif agresif tavırları vardı. Her yaptığım eylemde eylemi nasıl sabote edecek önceden plan yapıyordun biraz da belki egzersiz yapıyordum. Evim ile muayenem arası dört yüz beş yüz metre Erenköy katarcı durağı Göztepe ömerpaşa eve bir paket gidecek yeğenime dedim şu arabanın anahtarı şu paketi eve götür. Fakat arabanın muayenesi geçti vakit bulup ta bir muayene yaptıramadım. Polis arkadaşlar bazen çeviriyorlar doktoruz diyince bize müsamaha gösteriyorlar bizde uygun bir zamanda bu muayeneyi yaptırmaya çalışıyoruz. Fakat bu arabayı yeğene verince dedim şu ara sokaktan git trafikle muhatap olma eve paketi bırak ve gel. Biz öyle dememişiz sen ana caddeye çık minibüs yolu hiçbir zaman trafik orada araç çevirmez nasıl araç kullanıyorsa artık trafik polisinin bulunduğu bölgeden nasıl geçiyorsa trafik polisi peşine düşüyor polis durduruyor ehliyet ruhsat tabi ehliyet var. Ruhsatı çıkarıyor ruhsatın muayenesi yok muayenesi olmadığı içinde aracın şeye çekilmesi lazım bağlanması lazım araç bağlanıyor. Yer Erenköy aracın gittiği yer Çengelköy on dakika vaktim yok aracı ancak araç sahibi alabilir. Telefon ediyor trafik çevirdi aracın muayenesi olmadığı için aracı bağladılar ve götürdüler. Peki, canın sağ olsun diyoruz peşine düşüyoruz. Dedim bak dedim kitap evinden benim kitaplarımdan istemişler litera kitap evinden kitapları paket yap arabaya bin ve git. Diyorum burada nasıl bir pasif agresif yapı yapabilir. Düşünüyorum trafiğe takılır oraya gitmez gecikir ama saat daha üç. Dahi bir saatte gidilecek trafiği üç saatte gider altı saat yedi de kapanıyor kitap evi haydi, haydi gider mümkün değil diyorum. Kaza yapabilir mi? O büyük kaza yapmaz hafif sürtebilir diyorum sürtsün. Kafamdan pasif agresif sistemle ilgili yapılar. Tama dedi içerde bir faaliyet koliler kitaplar falan anahtarı istedi arabanın garajdan çıkardı arabayı bastı gitti. Saat iki buçuk üç gibi ben içeride hasta bakıyorum burada cam var girişli çıkışlı anahtar girişleri ile görüyorum. Beş gibi geldi aman teslim etti geldi bizde çocuğun günahını alıyoruz pasif agresif diye anlatabildim mi? İçeride bir hareket oldu bir şey oldu tekrardan kapı on dakika sonra çarpıldı gitti. Hasta devam ediyor çıktım yok ortada sekiz gibi geldi ben yine hasta bakıyorum. Ne yaptın dedim hallettim dedi. Haletlim dedi iyi dedim bende. Anahtarladık çıktık gittik. Hikâyenin öbür tarafına bakalım bu üç gibi çıkar gaza basar bir saat sonra şeyin önünde çapanın karşısında kitap evinin önünde girer içeri ağabey der kitapları getirdim der. Olur derler çocuklara söyleyin alsın nerede arabanın bagajında giderler bagajı açarlar yok. Eyvah ben kitapları komayı unuttum der Tahir ağabey öldürür beni. Ağabey ben onları hemen alıp geleceğim der döner çapadan kitapları almaya beş gibi gelir bir girişi çıkış daha o kolileri arabaya yerleştirir fakat akşam trafiği diğer tarafta yedide kapanır banka gibi yediyi beş geçe oraya ulaşır. Firma kapalı kitaplar bagajda ne yapayım ne yapayım orada yanda birkaç bina ileride bir şey var cami var oranın bilirsiniz oranın şey binası orada çalışanın lojmanı ona tıklatır ağabey bana yardım et benim patronum çok kızar işten atar şu koliyi sabah olunca şeye verir misiniz? Peki derler içinde bomba falan yok değil mi? Orayı ikna eder o kolileri bırakır ve döner gelir. Bana da hallettik der. Şimdi pasif agresif yapı böyle bir yapı. Bu, bu pasif agresif yapı bilinç ve şuurla yapmaz bunu bilerek öbürüne zarar vermek anlamında elektrik faturasını yatırmayayım su faturasını yatırmayayım görevimi ihmal edeyim ve erteleyeyim derdinde değildir. Bu otomatik olarak ortaya çıkan bilinç dışı bir süreçtir. Kişinin kendisini ketlemesi ve kırmasıdır. Eğer bir insan kendi kendine otorite ile savaşta pasif bir agresyon gösteriyor erteliyor bir takım görevlerini yerine getirmiyorsa bu genellikle pasif agresif yapı özellikle totaliter rejimlerde hem komünist hem faşist hem de bizim gibi ilkel demokrasisi olan yönetim sistemlerinde memurların amirlerin karşı olan davranışları hep pasif agresiftir. Memurların vatandaşlara karşı davranışları pasif agresiftir. Orada bir bağımsızlık mücadelesinin bir takım savunma düzenekleri ile ortaya konmasıdır. Bağımsızlık mücadelesinden kastımda kişinin var olma mücadelesi p kadar yok edilmiş o kadar kimliği onamamıştır ki o kadar otorite tarafından ezilmiştir ki ancak pasif bir direnişle kendini ortaya koyabilir. Ben buna Gandi yöntemi diyorum en güçlü karşıdakini çileden çıkarıcı yöntem. Gandi demiş ki İngilizlere karşı savaşmayın oturun ve bekleyin oturmuşlar ve beklemişler aynı bizim delikanlının hocanın odasında oturduğu gibi İngilizler çileden çıkmışlar bir mermi atmadan ülkeyi terk etmek zorunda kalmışlar çünkü bunlar üretmemişler sadece oturmuşlar onun için çok etkili. Eğer birisini çileden çıkarmak istiyorsanız gerçekten çileden sadece bekleyin. Tamam deyin tamam ama asla bir şey yapmayın. Bir şey yapmayın biri size kızarsa siz üç katı kızın kendinize ne kadar şerefsizim ne kadar adiyim böyle bir şey yapılabilir mi ya gelip sizi teskin ederler bu kadar kızma kendine diye. Evet, self defeating ile ilgili şuradan Amerikaların söylediği maddelere de bakayım bütün sosyal ve mesleki görevleri yerine getirirken pasifçe direnme biraz önce bahsettiğim başkaları tarafından yanlış anlaşılma ve takdir edilmeme hep yanlış anlaşıldım derler bunarlı yaparlar, yaparlar hep yanlış anlaşılırlar. Bir türlü o kadar uğraşıyorum bak o kadar elektrik idaresini gitmek için sabahtan akşama kadar koşturdum yatıramadık ama kimse de bu şeyi takdir etmiyor. Asık suratlı ve kavgacıdır. Otoriteyi nedensiz yere eleştirip küçük görür görünürde daha şanslı kişilere karşı kıskançlık ve alınganlık gösterir kişisel şanssızlığından sürekli şikâyet eder ve abartılı bir şekilde dile getirir düşmanca karşı koyma ve pişmanlık arasında gidip gelir. Düşmanca karşı koyma ve pişmanlık arasında gidip gelir bunlarda biraz önce anlatmış oldum hikâyenin bir tarafı. İnşallah toplum olarak hem self defeating olmaktan hem pasif agresif olmaktan kurtuluruz. Evet, bugünkü sohbetimi burada kesiyorum biraz uzadı soru var mı kısaca bir iki soru varsa alayım yoksa evimize gidelim. Buyurun peki bir soru Konuşmacı: hocam siz güzel anlattınız ama yalnız sizin bu anlattığınız ölçülere göre zaten sağlıklı insan yok TAHİR ÖZAKKAŞ: ara sıra normal bulunuyor dedim baştan söyledim sohbetin başında yoktun sen. Evet, peki teşekkürler arkadaşlar. |